Misak-ı Milli sizi niye bu kadar korkuttu?


Yüz yıllık hesapları biz açmadık. O dosyaları tozlu raflardan biz indirmedik. ABD istilasını, İngiliz emperyal geleneğini biz canlandırmadık. Müslümanların yaşadığı her toprak parçasını talan edilecek ülke olarak biz belirlemedik. Coğrafyayı bir kez daha dizayn etmeye biz girişmedik. Ülkeler için yeni harita taslaklarını biz çizmedik. Afganistan'ı, Irak'ı biz işgal etmedik. Yemen'i, Sudan'ı biz parçalamadık. 



Terörle mücadeleyi küresel siyasi söyleme dönüştürüp hemen her ülkede birden fazla terör örgütü biz kurmadık. Mezopotamya'nın kalbine yerleşip bütün bölgeye terör ve şiddeti biz yaymadık. 21. yüzyılı Ortadoğu için felaket yüzyılı olarak biz belirlemedik. “Müslümanlar kendi içinde savaşacak", “Savaş İslam'ın kalbine yerleşecek", “İslam iç savaşı" gibi kavramları ve güvenlik stratejilerini biz üretmedik. 

Bütün bunları biz değil, siz yaptınız!

Ebu Gureyb'de, Bagram'da ibadet aşkıyla işkenceleri biz yapmadık. Esir ticaretini biz yapmadık, gizli işkence merkezlerini biz kurmadık. “Tarih değişti, 21. yüzyıla yeni dünya düzeni kuracağız" diyerek, “Yeni Amerikan Yüzyılı" diyerek dünyanın yarısını savaşa biz sürüklemedik. 

Coğrafya için yeni Sykes-Picot'yu, Türkiye için Yeni Sevr'i biz gündeme getirmedik. Türkiye-İran-Irak ve Suriye için dörtlü parçalama hesabını biz planlamadık. Birinci Dünya Savaşı dönemini bu bölgeye yeniden çağırıp Ortadoğu ve çevresindeki her ülkeyi parçalama planlarını biz servis etmedik.

Bütün bunları ve daha fazlasını siz yaptınız. Amerika yaptı, İngiltere yaptı, Avrupa Birliği yaptı. Yüz yıl sonra Haçlı Savaşları motivasyonuyla yaşadığımız coğrafyaya istilayı, talanı, yağmayı, kıyımı, ayrışmayı, çatışmayı siz getirdiniz. Suriye-Irak haritasını birleştirip iki ülkeyi birkaç parçaya ayırıp yeni devletçikler kurma planını siz yaptınız. 

Türkiye'yi kuşatan, terör üzerinden vuran sizsiniz!

Akdeniz'den İran sınırına kadar, Irak'ın ve Suriye'nin kuzeyinde bir kuşak oluşturup, Türkiye ile Müslüman dünya arasına kalın duvarlar örme planını siz yaptınız. Bu bölgeyi terör örgütleri üzerinden denetleyip, hem Türkiye'yi kuşatma, hem de petrol-doğalgaz koridoru, boru hattı koridoru, askeri garnizon kuşağı yapma hesabını siz yaptınız.

Kırk yıldır terörle bunaltıp içeride nefes alamaz hale getirdiğiniz Türkiye'yi, DAEŞ ve PKK/PYD üzerinden terbiye etmeye, Anadolu'ya hapsetmeye, orada boğmaya siz çalıştınız. Türkiye'nin iç politikasını istediğiniz anda dizayn etme gücünüzü kaybedince çareyi terör örgütlerinde buldunuz ve onlarla ortaklık kurup Türkiye'yi vurmaya başladınız. Sınırlarınıza terör karargahları kurdunuz, onları silahlandırdınız, eğittiniz, onlara Türkiye'yi hedef gösterdiniz. Suriye topraklarını, Irak topraklarını DAEŞ ve PKK üzerinden işgal edip, gelecek planlarınız için ortam hazırladınız. 

15 Temmuz saldırısını siz planladınız, siz uyguladınız

Bütün Avrupa ülkelerinden topladığınız, sizin istihbarat teşkilatlarınız tarafından organize edilen, sizin havaalanlarınızdan geçirilip Suriye-Irak'a gönderilen DAEŞ üyelerine “Türkiye'nin destek verdiği gibi akılamaz yalanı" bütün dünyaya servis ettiniz. İçerideki ortaklarınız üzerinden milletin kafasını karıştırmaya, Türkiye'yi “teröre destek veren ülke" ilan ettirmeye çalıştınız. 

Afganistan-Irak işgali döneminde esir trafiğini, işkence trafiğini yöneten istihbarat teşkilatlarınız, Suriye meselesinde DAEŞ trafiğini yönetiyor, PKK/PYD'yi güçlendiriyordu. İstihbarat örgütleriniz Türkiye içindeki terör saldırılarını organize ederken siz de devletleri bir yana bırakıp terör örgütlerini stratejik ortak ilan ettiniz. 

Bunlar yetmemiş gibi, güneyden vurmaya hazırlandığınız bu ülkeyi içeriden çökertmek için 15 Temmuz gibi, Türkiye tarihinin en ağır, en alçakça saldırısını organize ettiniz, uyguladınız. Gülen ve teröristleri üzerinden, Türkiye içinde yetiştirdiğiniz o istihbarat ağı üzerinden darbe ve iç savaş senaryosunu devreye soktunuz. 

Türkiye'yi bitirecektiniz, hak ettiğinizi buldunuz

15 Temmuz akşamı, kendinizden o kadar emindiniz ki, darbe girişimi başarısız olunca ne diyeceğinizi şaşırdınız. Bu ihtimali hiç beklemediğiniz için cevabınızı da hazırlamamıştınız. Suçüstü yakalandınız, bu yüzden uzun süre sessiz kaldınız. Türkiye'yi yüz yıl sonra yeniden dizayn etme, küçültme planınız o akşam fiyaskoyla sonuçlandı. Anadolu insanı, bu ülkenin insanı sizin bütün senaryolarınıza nasıl direneceğini, neleri göze alacağını dünyaya gösterdi. 

Sonra ne yaptınız? Kullandığınız o terör örgütü mensuplarını, o istihbarat ağının üyelerini korumaya aldınız. Almanya üzerinden, Avrupa üzerinden, bu ülkedeki lojistik kaynaklarınız üzerinden ABD'de topladınız. 15 Temmuz saldırısı ABD'den yönetilmişti, bu ülkenin Cumhurbaşkanı'nı öldürmeye, iç savaş çıkarmaya ayarlıydı. Şimdi bütün aparatlar yeniden ABD'de toplandı, karargah hala orada faaliyette.

Fırat Kalkanı'nı bitirme, Musul'dan uzak tutma

Bu başarısızlıktan sonra bütün gücünüzü Güney'e verdiniz. Suriye ve Irak üzerinden vurma dışında seçeneğiniz kalmamıştı. Türkiye-ABD ortaklığının, stratejik ortaklığın tam bir fiyasko olduğunu gösterdiniz. Türkiye yerine PKK/PYD'yi ortak ilan ettiniz. Ankara'nın sınırlarını güvenceye almasını engellemeye kalkıştınız. O terör koridorunu boşa çıkaran Fırat Kalkanı'nı engellemeye, hiç değilse yavaşlatmaya ve sulandırmaya çalıştınız. 

DAEŞ'i Musul'dan çıkarma operasyonundan Türkiye'yi dışladınız, uzak tutmaya çalıştınız. Bağdat üzerinden, İranlı milisler üzerinden, yerel örgütler üzerinden, Kürt milliyetçiliği üzerinden Türkiye karşıtı kampanyalar yaptınız. ABD-Avrupa basını ile bu kampanyayı desteklediniz. 

Ne olacaktı? Türkiye sessiz mi kalacaktı? Evet, bunu beklediniz. Türlü müttefik oyunlarıyla Ankara'nın kafasını karıştırmaya, zihnini bulandırmaya çalıştınız. Bizi açıkça, “Suriye ve Irak'tan uzak dur"diye tehdit ettiniz, ediyorsunuz.

Şimdi kalkmış Misak-ı Milli tartışmaları başlatıyorsunuz. Bölge ülkelerini Türkiye'ye karşı kışkırtıyor, bölgedeki örgütleri Türkiye'nin üzerine salıyor, ABD-Avrupa medyasında Misak-i Milli paranoyasıişliyorsunuz?

Yeni Osmanlıcık tutmadı, Misak-ı Milli'yi tartışalım

“Türkiye'nin ekseni kaydı" tartışmaları tutmadı. “Yeni Osmanlıcılık" tartışmaları tutmadı. “Yeni ittihatçılık" tartışmaları tutmadı. Bütün bu tartışmaları siz başlattınız. Önce Batı basınına servis ettiniz sonra Türkiye medyasındaki kalemleriniz üzerinden işlediniz. Bunlar başarısız olunca Misak-ı Milli tartışmasını çıkararak bölgede Türkiye karşıtlığının temelini atmaya giriştiniz. 

Neymiş, Erdoğan “agresif milliyetçilik" yapıyormuş! Türkiye agresif milliyetçiliğe yöneliyormuş! Ne yapmalıydık, işgal planlarınıza boyun mu eğmeliydik. Bu topraklarda bin yıldır boyun eğme diye bir gelenek yoktur, bunu sakın unutmayın!

Şimdi sorayım. Yüz yıl öncesi dosyaları raflardan indiren siz değilmisiniz? ABD ve İngiltere'nin elinde; bir Yemen dosyası, bir Irak dosyası, bir Suriye dosyası, bir Afganistan dosyası, bir Ürdün dosyası, bir Suudi Arabistan dosyası bir Türkiye dosyası, bir İran dosyası yok mu? Bugünkü bütün operasyonlar bu dosyalara göre yapılmıyor mu?

Yok ya! Yok öyle yağma!

Siz bunları yapacaksınız, biz susacağız öyle mi? Siz o bölgeleri terör örgütleri üzerinden işgal edeceksiniz biz konuşmayacağız, öyle mi?Siz bütün ülkelerin haritalarını yeniden çizeceksiniz biz yüz yıl öncesine hiç bakmayacağız, öyle mi? Siz Türkiye'yi bile parçalamayı kafanıza koyacaksınız biz yerimizde duracağız, öyle mi?

Biz sadece tek bir dosyayı raftan indirdik daha. Fırat Kalkanı devam edecek. O kuşatma birkaç yerden daha yarılacak. Sizin saldırılarınıza işgal planlarınıza karşı biz savunma hatları oluşturuyoruz sadece. İşgal eden sizsiniz. ABD'nin, İngiltere'nin, AB ülkelerinin Irak ve Suriye'de işgal hakları var, bizim savunma planımız bile olmasın, öyle mi?

Siz Musul/Kerkük derseniz biz de Misak-ı Milli deriz

ABD ve İngiltere Musul'a hakim olsun, biz tarihi tezlerimizi hatırlamayalım bile, öyle mi? Musul ve Kerkük, terör örgütleri üzerinden işgal edilsin biz susalım, öyle mi? Türkiye'nin müdahalesi bir koruma tedbiridir. 

Ne terör örgütlerinin ne de işgalci güçlerin buraları ele geçirmesine seyirci kalacağız. Gücümüz ne kadarına yeterse o kadar mücadele edeceğiz. Fırat Kalkanı ile koridor oyununu bozduğumuz gibi, Misak-ı Milli ile Musul-Kerkük için direneceğiz.

Siz harita çizerseniz işte biz de bu haritayı masaya koyarız. Çatlasanız da, çıldırsanız da bunu yaparız. Hepsi bu!

Barack!


Terörle mücadele hız kesmeden devam ediyor. Temmuz'dan bu yana 5 bini aşkın terörist etkisiz hale getirildi.
Nusaybin'de pazar günü askeri timin arama için girdiği evde meydana gelen patlama sonucu bina çöktü. 5 asker yaralanırken enkaz altında kalan bir yüzbaşımız da şehit oldu.
Yaklaşık birbuçuk ay önce de aynı olayın benzerini Diyarbakır Sur'da yaşadık.
Güvenlik güçlerimiz bir binaya girdiklerinde tuzaklanmış bir bomba patlayınca çöken evde 3 askerimiz şehit oldu. Ve bu iki olayın aynısı Kobani'de de sık sık yaşanıyor. Mesela bir yıl önce DAEŞ'in Kobani'de ele geçirdiği Mıştenur Hastanesi, aynı yöntemlerle YPG tarafından içindekilerle birlikte havaya uçuruldu.
Yukarıdaki bilgileri alt alta sıralayan Amerika'nın Sesi VOA internet sitesi şu soruyu gündeme getiriyor; "Peki Türkiye'nin Güneydoğu'sunda güvenlik güçleriyle çarpışan PKK'nın gençlik örgütü YPS bu taktikleri nereden öğrendi?" Kobani ile Güneydoğu'da yaşanan olaylar arasında başka benzerlikler de olduğunun altını çiziyor ve şöyle sıralıyor;Sokakların tuzaklanması, keskin nişancılara karşı perdelerin çekilmesi... Bu uygulama DAEŞ'e karşı ilk Kobani'de denendi, kayıplar önlendi. Evlerden evlere geçiş için gedikler açılması, havadan keşfe karşı yatay perdelerin çekilmesi de Kobani yapımı. Amerika'da hükümete yakınlığı ile bilinen bu internet sitesinin sorusu ve açıklamaları adeta itiraf gibi... Tabii durumu kurtarmak için, eğitimin Halep'ten gelen bir grup tarafından Kobani'de verildiğinin altını çizerek "ABD'nin hiç suçu yok" demeye getiriyorlar. Satır aralarında ise Kobani'ye savaşmaya gidenlerin, geri gelerek Sur, Nusaybin, Yüksekova gibi ilçelerde savaştığını ve eğitim verdiğini anlatıyorlar. Yani tuzaklama ve bina çökertip, askerlerimizi şehit etmenin PATENTİ Kobani'ye ait. İşte Amerika'nın anlayıp da trene bakan anlamaz göründüğü nokta bu. Suriye'deki PKK'lıları çok seviyorlar. Suriye tarafına geçip eğitim alan her PKK'lının üniformasına PYD kamuflajı yapıştırıp, "Bizim müttefikimiz" diyorlar. "Görmüyor musunuz, Suriye'ye geçersen adın PYD-YPG oluyor" diye de bir yutturmaca sarmalını öne sürüp aklımızla alay etmeye kalkıyorlar. Güya biz safız ya! Kobani'de eğitim alıp, gelip Sur'da, Nusaybin'de terör estirene de "Aaa ayıp, bizim PYD ile bunların alakası yok" diyecek kadar trene bakan öküz takılıyorlar.
Bakın ne diyor Beyazsaray'a yakın internet sitesi; "YPG'nin IŞİD'e karşı kullandığı taktikleri, şimdi Türkiye'deki YPS güvenlik güçlerine karşı kullanıyor.
Yetkililerin söylediği gibi Türkiye'de çatışanlar Kobani'den gelen YPG'li mi ya da YPG tarafından mı eğitildi?
" Evet, siz ne kadar "Halep'ten gelen bir grup öğretti" diye kılıf bulsanız da, Türk askerini tuzaklanmış evlerde şehit eden bombaların yapımından, kurulmasına kadar tüm eğitim KOBANİ'DE VERİLDİ. Kobani'de kim var?... PKK'nın Suriye kolu PYD-YPG...
Peki o PYD ve YPG ile müttefik olan kim?
Tuzaklanmış bomba, perde germe, hendek açma eğitiminin verildiği Kobani'ye toz kondurmayan Amerika Birleşik Devletleri.
Bak senin internet siten yazıyor Başkan Obama!!! Adamlar Kobani'de tuzaklanmış bomba OKULU kurup, mezun ettiklerinin bir bölümünü Türkiye'ye ihraç etmişler.
Şimdi bize şu soruyu yöneltmek düşmez mi? "Müttefikin Türkiye'ye terör ihracatına mı başladın?" Bize yardımcın Joe Biden'i gönderip, insan hakları ve hukuk dersleri vermeye kalkıyorsun! Peki tuzaklanmış bomba eğitimlerinin verildiği Kobani'deki terör okullarından ülkemize ÖLÜM makineleri gönderen PYD'ye nasıl sahip çıkıyorsun? Bu mudur İnsan hakları ve hukuk? Bak senin siten yazıyor... "Sur ve Nusaybin'de bina çökertip, asker öldürten eğitimler Kobani'de verildi" diye. Hani o çok sevdiğin PYD'nin Kobani'si ha... Sakın şimdi de "Şeyy orası Tel Abyad" demeyin. Bize eski adıyla gelmeyin... Kelimelerle, harflerle "MÜTTEFİKİM" dediğiniz Türk halkını kandıracağınızı mı zannediyorsunuz?
Çünkü komik oluyorsunuz. Gülünecek durumlara düşüyorsunuz. Kobani'deki, o Sur'a, Nusaybin'e, Cizre'ye, Yüksekova'ya saldıranların eğitildiği terör okullarını ABD Savunma Bakanlığı'nın SAVAŞ UÇAKLARI korumuyor mu? Ne diyorsun sayın Obama? Sakın bana "Benim adım Barack" deme!
Barack bu harflerle, teröre branda germe ayaklarını!


Bekir Hazar

Korku oyunu!



GELİN bugün de bölgede tur atalım. Barzani gariptir, Moskova'dan silah alıyor! Bu yardım. Irak merkezle bağlarını iyice kopardı. "Bağımsızlık için daha fazla bekleme şansımız yok!" diyor.
Irak'ın kuzeyinde Barzani bunları söylerken, terör örgütü Ankara'da üçüncü kez bomba patlattı. Saldırıdan sonra "Eğer bunları PKK yapıyorsa Türkiye'nin içinde TÜRK-KÜRT çatışması kaçınılmaz olur" diye de ekliyordu... Aşağıdan bu sesler yükselirken Almanlar, okullarını, temsilciliklerini TERÖR SALDIRISI için uyarıyordu. Diğer Avrupa ülkeleri de bu rüzgara kapıldı. Herkes uyarı üstüne uyarı yolluyordu! Garip!
Çünkü Türkiye sınırları içinde PKK TERÖRÜNÜ, vatandaşlarını uyararak kabul eden AVRUPA, BRÜKSEL'in göbeğinde PKK'nın ÇADIR kurmasına izin veriyordu! Oyunu anlayın.
Bir el "TÜRKİYE KARIŞACAK" fikrini satılığa çıkardı. İsteyen istediği yerden tutuyor. İç savaş modelini dillendirerek Ankara'yı panik ve korku ile köşeye sıkıştırmak istiyorlar. Oysa Selahattin Demirtaş YÜZDE 88 aldığı Silvan'a gitti. Daha dün. 15 kişi karşıladı.
Pazar kuruldu. Bin yıldır kardeşçe yaşayanların, gidip oradan alışveriş yapması isteniyor. Tezgah bu!
Oyunu kuranlar ve bizi istedikleri role razı etmeye çalışanlar YABANCI. Tabii içeride destekçileri var. Hiç eksik olmadı zaten.
Anlamamız gereken bu.
Gelin size güzel bir örnek üzerinden oyunu anlatayım...
Hatırlayın, IŞİD'in bir CIA operasyonu olduğunu ilk biz yazdık. Kimin tarafından, nasıl kurulduğunu tekrar anlatamaya gerek yok. IŞİD, en güçlü dönemini 2014-2015 arasında yaşadı. Peki bu tarihler arasında ne oldu?
Anlatalım... 
Balkanlar'da özel adamlar bulundu.
CIA bunu daha önce de yapmıştı.
Kosova'da 4 SIRP GENERALİ ile buluşuldu. Bu generallerin stratejik plan yapma kabiliyeti üst düzeydeydi.
CIA ekibiyle generaller masa başında toplandı. CIA, IŞİD'i yönetmek için bu generallerin desteğini istiyordu. Onların savaş bilgisi BÖLGENİN kaderini derinden etkileyecekti. Ayrıca her SIRP bir eliyle de Rusya'ya tutunurdu!
Neyse!
Generaller operasyonun büyüklüğünü ve önemini anlayacak kadar zekiydiler.
Net konuştular. Hatta CIA bu kadar açık bir toplantı beklemiyordu. Askerler "Aylık 60 bin dolar maaş isteriz. Yıl bitimlerinde de 250 bin dolar prim..." dedi. Şartları buydu. CIA ekibi mutlu olmuştu. Zaten IŞİD içindeki pek çok özel isme, PARA veriliyordu. Belli hesaplardan, belli noktalarda. Generallerin parayı öne sürmesi, işi kabul edeceğini gösteriyordu. Ajanlar gülümsediler ve pazarlık yapılıyormuş hissi vermek için, "Size son teklifimizi yapıyoruz!"şeklinde cevap verdiler: ADAM BAŞI YILLIK 970 BİN DOLAR! Generaller de belki bunu beklemiyordu.
Toplantı bitmişti. Ölecek olan Müslüman, öldürecek olan Müslüman, emir verecek olan ise CIA güdümlü SIRP'tı... El sıkışıldı ve iş başı yapıldı...
4 komutan BÖLGEYE geldikten sonra IŞİD coştu! En çok toprak bu dönemde kazanıldı. 3 farklı koldan ilerleyen IŞİD'in Suriye'deki toprakları 80 bin kilometrekareyi aştı. 4 Sırp sayesinde...
Bazıları PKK'nın Güneydoğu'da kullandığı SIRP KESKİN NİŞANCILAR için "nereden çıktı bunlar! Yok öyle bir şey" dediklerini hatırlıyorum da...
Devam... 
4 Sırp asker, CIA ile bağlantıyı en üst seviyede götürüyordu. KOALİSYONUN nereleri vuracağına, SIRPLAR karar veriyordu. Uçaklar da gelip gösterilen yerlere bomba yağdırarak sözde IŞİD'i temizliyordu. Yapılan basitti. IŞİD'in önü açılıyordu. Tıpkı PYD'de olduğu gibi... Ne zaman koalisyon bombalasa, IŞİD toprak kazanıyordu! Garip değil mi! Zaten görevi kabul eden 4 Sırp'tan, ikisinin Amerikan vatandaşı olduğu ortaya çıkacaktı! Kim diyor bunları? Amerikalılar! Kim anlatıyor bunları? Amerikalılar! Ben sadece aracıyım. Aktarıyorum...
Bölgede durum bu olunca, içerideki bazı odaklar hareketlenmeye başladı.
Özellikle KIBRIS'ta çok özel toplantıların sayısı arttı!
İsim vermek istemem ama BAZI SERMAYE SAHİPLERİ YUMUŞAK BİR DARBE için oturup tartışıyorlar.
İçlerinde tanıdığınız çok isim var. Hele bazıları, yakın zamanda canı yananlardan!
Ama bildikleri yoldan devam ediyorlar. "Can çıkar huy çıkmaz" derler ya...
Kıbrıs öyle özel bir yer haline dönüştü ki ESAD'a bağlı istihbarat da orada merkez kurdu!HATAY ve ŞAM arasında mekik dokuyorlar. İlginç olan bütün YABANCILARIN içeriden destek buluyor olması!
İçeride Avrupa'ya ve Amerika'ya yakın ekipler, para sahipleri etki sahipleri, ilişki sahipleri ayrı ayrı oturuyor. Herkes kendi planı için çaba harcıyor. TERÖR'ü kim kullanıyorsa içeride de hesap yapan o!
PKK ya da TAK tabelası altında geliyorlar, ANKARA'nın kontrolünü ele geçirmek istiyorlardı. Psikolojik olarak da medya-sosyal medya üzerinden ilerliyorlardı. KORKU'yu hakim kıldıkları an masada istediklerinin olacağını düşünüyorlar.
Biz içeride PKK ile patlamalarla uğraşırken, onlar sınırlarımız dışındaki bütün KÜRTLER'ibir çatı altına toplayacaklar. Amaç bu! Hepsini bir araya getirdikten sonra GÜNEYDOĞU'yu konuşmak için pazarlığa oturacaklar.
Türkiye'den başka KÜRTLER'i kapsayacak tek bir ülke dahi yok! Bunu en iyi onlar bilir. Ama korkumuzla gelecekler. BÖLÜNMEYİ göstererek sarsacaklar.
İçerideki terör de bu nedenle durmayacak!
Türkiye'nin sınırları içinde nasıl kalacağına ya da sınırları dışına nasıl taşacağına onlar karar vermek istiyor!
Ama biz HANCIYIZ onlar YOLCU! Bunu biliyorlar. Zayıflatarak korkutarak KABUL etmemizi bekliyorlar!
Oyunu birlik bozar! Birbirinize sarılın!
Beklentileri KAVGA etmemiz. Etmezsek kazanan TÜRK-KÜRT olur! Bakın içimizdeki KAVGAkonu olunca hepsi karşımızda! Bunu görmemek için kör olmak lazım. Ankara hem bizim için hem bölge için son ADRES! Akıllı olalım.
Duygularımıza yenilmeyelim...

NOT: Çin'in sahip olduğu uzay silahları, artık ABD için en büyük tehditlerden biri... ABD Dışişleri Bakanlığı ve ABD Ulusal Güvenlik Konseyi eski çalışanı Ashley Tellis, Çin'in ABD uydularını yok edebilecek teknolojiye sahip olduğunu açıkladı. Ancak yapılan bu açıklamanın, Çin'in ABD uydularını kör ettikten sonra yapıldığı ortaya çıktı. ABD de Çin'e karşılık verdi. ABD bir savaş gemisinden ateşlenen SM- 3 taktik füzesiyle Büyük Okyanus'ta yaklaşık 250 kilometre irtifadaki Çin uydusunu düşürdü. Çin, Washington yönetimine tepki gösterse de beklediği cevabı alamadı. Çin, Rusya ile birlikte sadece bir yıl içinde 9 Amerikan uydusunu uzayda kör etmeyi başardı. Bunları kim söylüyor? Amerikalılar! Adamlar uzaya bakarken, biz yanı başımızda olanları görmezsek ayıp olur!
Bize yakışanı yapmalıyız...

8 füze



ABD ile Eğit-Donat Projesi çerçevesinde 500 civarında Özgür Suriye Ordusu üyesini eğittik. Washington'dan gelen CIA uzmanları, eğitilen ÖSO komutanları ile toplantı yaptı. "Eğitiminiz başarı ile tamamlandı. Sizden tüm birikim ve gücünüzle DAEŞ'e saldırmanızı istiyoruz" dediler.
ÖSO komutanları "Hayır biz Esad'la savaşacağız" diyerek talebi reddetti.
Sonrasında Suriye'ye girdikleri anda o ÖSO komutanları El-Nusra tarafından kaçırılıverdi.
Tüm dünya medyası "Yeni eğitilen komutanlar cepheye yola çıktıkları anda hiç savaşamadan paçayı fena kaptırdı" diye dalga geçti adeta. Hiç kimse fotoğrafın arkasına bakmadı. Terör örgütü DAEŞ ile savaşması istenen yeni eğitilmiş muhalifler, "Benim hedefim Esad" cevabı verince bir başka terör örgütü El-Nusra tarafından hiç savaşmadan tuzağa düşürülüveriyordu. Yani bu olayla birlikte Ankara El-Nusra'nın da arkasında CIA'nın olduğunu görmüştü. Önceki gün Türk topraklarına bir füze düştü. "El- Nusra" bölgesinden geldiği açıklandı. Çok ilginçtir dün de DAEŞ bölgesinden 8 füze Kilis'e düşüyordu. Geçtiğimiz hafta Esad'ın bir tek mermi atmadan DAEŞ'e hediye ettiği Palmira başsavcısının açıklamalarına yer vermiştim. O başsavcı "DAEŞ bölgesi Palmira'da Rus teknisyenler petrol kuyularını onarıyor, Esad o petrolü terör örgütünden alıyor. Alım satımı yapanlar ise Rus işadamları" diyordu.
DAEŞ'in içinde de tıpkı PKK-PYD'de olduğu gibi hem Washington hem de Moskova vardı. Onu da Suriye'ye, Ortadoğu'ya hatta Afrika'ya yerleşmek için kullanıyorlardı.
Suriye'yi hallettiklerinde Libya'ya yerleşmek üzere geçiş yapıp DAEŞ sayesinde oralara da çörekleneceklerdi. Nitekim DAEŞ iki ve üç numaralı komutanlarını Libya'ya kaydırıyor, şehirler alıyor, Nijer'den Tunus'a her taraftan binlerce gönüllüyü toplayıp Kaddafi'nin eski ülkesine taşıyor, buradaki aşiretler arasındaki sorunları da çözüp kendisine katıyordu.
Afrika'dan Avrupa'ya en kolay geçiş yolu yeryüzünde Libya'ydı. Avrupa mültecilerle batırılacak, BİRLİK dağıtılacaktı. Önceki gün Almanya ve Türkiye oturdu, ortak bir anlaşma taslağı hazırladı. Mülteci akınını durdurmak için Berlin ve Ankara anlaşmış, şimdi geriye diğer Avrupa ülkelerinin iknası kalmıştı. İkna da artık AB lideri Almanya'nın Başbakanı Merkel'in göreviydi. Avrupa ile anlaşma noktasına gelip, mülteci akınını durdurmaya kalkarsan ertesi gün DAEŞ tarafından 8 füze gelirdi. Halbuki geçen hafta burada "Ruslar mülteci akını ile kendilerine yaptırım uygulayan AB lideri Merkel'i devirmek, müeyyideleri kaldırtmak istiyor" diye yazmıştım.
Benden 48 saat sonra aynı açıklama NATO komutanı General Philip Breedlove'dan geldi,"Moskova mültecileri kullanarak Merkel'i indirmek, ambargoyu kaldırtmak istiyor" dedi. Biz masada AB ile vizeleri kaldırma, neredeyse AB üyesi olma yoluna girip, onları mülteci hücumundan kurtarmaya kalkarken bundan en çok rahatsızlığı tabii ki Washington ve özellikle Moskova duyacaktı. Adamlar sadece Türkiye'den Avrupa'ya geçen mültecileri yeterli bulmayıp, aylardır Libya'da DAEŞ'e yatırım yapıyorlardı. Avrupa'ya en kolay yoldan ikinci kapıyı açmak için TERÖR YOLU inşa ediyorlardı. Sadece Libya değil, tüm Afrika kıtası için Libya-İtalya arasında bir Moskova-Washington yapımı bir göç KÖPRÜSÜ kurulacak. Ayrıca bu geçiş yolu sayesinde Avrupa başkentlerine DAEŞ patentli daha fazla terör ihraç edilecek.
Moskova, Avrupa'ya yakınlaşan ve mülteci akınına çare olacak Türkiye'den son derece rahatsız. Zaten bir de düşen uçak krizi var.
Bu nedenle Kilis'e düşen füzelerin perde arkasında yer almanın yanısıra PKK-PYD ikilisini de Türkiye'ye daha fazla terör ihraç etmek için ter döküyor. Hedef'te Merkel ve Erdoğan var... Ankara tüm bunları görüyor ve asla boş oturmuyor.
İngiltere'deki baronların gazeteleri de dün Cumhurbaşkanımız Erdoğan'a saldırıyor.
Satır aralarında ise baklayı ağızlarından çıkarıyorlar; "Türkler'e mültecileri durdurmak için İngiltere'nin cebinden iki defa 250 milyon sterlin çıkacak" diye... Herkes ülke çıkarlarının peşinde, her türlü argümanı kullanıyor. Ve dün Erdoğan'a saldıran o İngiliz gazeteleri"Türkiye Cumhurbaşkanı'nın ne yapacağı öngörülemiyor. Ülke çıkarları için sürekli karar değiştiriyor" deniyor. Evet "Ülke çıkarlarını korumak" Erdoğan için Londra'da "SUÇ" olarak görülüyor. Demek ki Ankara doğru yolda!

ABD, DBA olmalı


"Ortadoğu parçalanacak... 22 yeni ülke doğacak" diyen kadını Amerika'da Dışişleri Bakanı yaptılar.
Parçalanmak, 22 yeni ülke doğurmak demek, bölgenin kan gölüne dönmesi demekti.
Açık açık "Sevgili dünya, biz plan yaptık, Ortadoğu'da göller oluşturup kırmızıya boyayacağız" demekti bu.
Milyonlarca insanı hazırladıkları plan uğuruna öldüreceklerini bir müjde olarak yeryüzüne duyurdular. Kan gölünde ölen ölecek, kaçanlar da gidecek yer bulamayacak, denizlerde boğulacaktı.
Suriye'nin dörde bölüneceğini, iç savaş çıkmadan önce New York Times gazetesinde başyazıda ilan ettiler. "Plan hazır, bundan kaçış yok" dediler.
Türkiye o dönemde işini gücünü bıraktı, Esad'ı uyardı. "Ülkeni parçalayacaklar...
Geliyorlar... Tedbir al, reformlar yap hemen... Yoksa kırmızı boyalar yolda...
Akbabalar uçuşuyor üzerinde
" dedi. Esad anlamadı ve dinlemedi. Önünü göremeyen bir lider olarak, planı hazırlayanların ekmeğine yağ sürüp halkını katletti. Dünya tarihine katil olarak damga vurdu. Dün de bir rapor yayınlandı "Kimyasal silah kullandı" diye...
Zulmü ve katilliği tescillendi. "Ortadoğu'yu parçalayacağız" diyenler, Okyanus ötesinde planlar yapanlar "Esad gidecek" diyerek söz verdi. İnsanların eline silah tutuşturup sahaya sürdü. DAEŞ'i örgütlediler, sahaya sürdüler. Esad muhaliflerine "Sonuna kadar yanınızdayız, yürüyün" dediler.
Esad, ayakta kalmak için gitti PYD ile anlaştı. Onlara hiç dokunmadığı gibi, ordularını çekip şehirlerin anahtarını teslim etti. ABD, iç savaşın yaşandığı Suriye'nin kuzeyine baktı, her yer güllük gülistanlık.
Ülkede savaş yaşanıyor, oluk oluk kan akıyor, kuzeyde insanlar çay kahve içiyordu.
Hemen, DAEŞ'i kuzeye sürdüler, Kobani'yi kan gölüne çevirdiler. Burada önce öfke ve intikam duygularını körüklediler. Gökten silah yağdırdılar uçaklarla. Bomba ve silah yüklü sandıklar bir DAEŞ'in üzerine, bir PYD'nin üzerine düşüyordu. Tarlalardan gülerek sandık toplayan iki tarafın görüntüleri tüm dünya televizyonlarına yansıyordu. Atan razı, toplayan herkes razıydı. Gökten silah yağdıranlar, ardından gidip "Sizin yanınızdayız" diyerek PYD'yi kara ordusu haline getirdi. Esad'ın en başından beri desteklediği PYD, aynı zamanda da ABD'nin askeri gücü olmuştu.
Dolayısı ile "Esad'ı devireceğiz" diyerek Suriye'de muhalefete gaz veren Washington aslında taa o zaman Şam ile ortak olmuştu.
Sonradan Moskova'ya da "Buyur gel" diyerek bu şeytani ortaklığa dahil ettiler. Önceki gün ABD Genel Kurmay Başkanı ve Savunma Bakanı Kongrede kurulan komisyonda sorgulanıyordu. Kendilerine "Yahu kardeşim siz Esad'ı devirmeyecek miydiniz" diye soruluyordu. "Suriye'de bu plan üzerine Amerikan uçakları, silahları, dolarları kullanılmıyor mu? Amerikan halkına böyle söylemediniz mi? Suriye'deki muhaliflere bu garantiyi vermediniz mi" diye soruyordu komisyondaki senatörler. ABD Genelkurmay Başkanı "Kem-küm, gak guk" diyordu. "Esad'sız Suriye planınız yok muydu" diye ısrarla gelen soruya "Bizim tek derdimiz DAEŞ ile" diye cevap veriyordu.
Senatörler "Esad'a gel Esad'a... Gidecek diye halkımıza verilmiş sözünüz var" diye tekrar tekrar soruyordu. Askerin de Bakan'ın da ağzından 
"DAEŞ, tek hedefimiz o" cümlesi çıkıyordu. Yani "Esad ile bir derdimiz yok" demek istiyorlardı. Utanmasalar "Biz o eli kanlı katille ortağız şu dönemde" diyeceklerdi. Senatörler yüzlerine karşı "Suriye'deki planlarınız iflas etti" diye bağırdılar. Amerikan halkı kandırılmıştı.
Suriye'deki muhalifler ve koalisyona katılan ülkeler aldatılmıştı. Umurlarında değildi verdikleri sözler... Ölüme gönderdikleri insanlar, onların ülkeden kaçan milyonlarca ailesi hiç önemli değildi. Bir dakikada satarlardı çıkarları uğuruna. Şimdi Esad çıkmış "PYD bizim" diyor. Rusya da aynını söylüyor. ABD en baştan beri zaten "PYD bizim" diye bas bas bağırıyor. O PYD gidip Halep'te muhaliflere saldırıyor. O PYD gelip Ankara'da bomba patlatıyor. Washington hemen çözümü buluyor; PYD'ye "İsminizi değiştirin" diyor. Böylece sorunun biteceğini zannediyor. Bence tam tersi yapılmalı diye düşünüyorum. ABD ismini değiştirirse kökten bir çözüm yaşanır. DBA olabilir yeni adı mesela. Böylece kongredeki senatörlere, o Generaller ve Savunma bakanı rahat rahat ifade verebilir. "Suriye'de Esad gidecek diye biz söz vermedik, ABD verdi... Biz şu anda DBA'yız" diyebilirler. Böylece kimseyi kandırmamış da olurlar. Washington'a yardımcı olayım dedim!

Elin Adamları !



Bölgemizdeki sorunların temelinde KÜRTLER'in geleceği yatıyor. Birileri "Kürtler'e ne olacak?" diye sorup buldukları cevabı hayata geçirmeye çalışıyor.
Amerika bu! Bu öyle bir mesele ki hem içeriyi hem dışarıyı karıştırmaya yetiyor. Graham Fuller geçtiğimiz gün televizyondaydı. Önemlidir. İzlenmesi gereken biridir. Birkaç maddede Türkiye'yi uyarıyordu... Açık açık! 
 Türkiye Erdoğan'ın BAŞBAKANLIĞI dönemindeki politikalara dönmeli. Dönmezlerse hem Türkiye hem AK Parti büyük zarar görür. 
 Esad gitmeyecek.
Ankara kendini buna hazırlasa ve bununla yaşamayı bir an önce öğrense iyi olur. 
 Katar'la ilişkiler geriye çekilmeli, azaltılmalı... 
 İran'la karşı karşıya gelinmesin. 
 Moskova ile ilişkiler düzeltilsin. 
 Suriye, Irak ve Türkiye'deki Kürtler'le yakın ilişki kurulmalı...
Öncelikle "Esad gidecek" diye ilk ortaya çıkan Amerika'ydı. İsteyen ve gitmesi gerektiğini söyleyen onlardı. Moskova ile uçak krizine bizi sokan ve ilişkileri bu noktaya getiren de onlardı! Her yerde izleri vardı. İran ile karşı karşıya gelmedik, ne oldu?
David Cohen gelip bankalarımıza girdi. 17-25 Aralık, İran ile kurulan sıcak ve samimi ilişkilerin sonucuydu.
Zaten asıl amacı son mesajdaydı: KÜRTLER'LE YAKIN İLİŞKİ KURULSUN...
Vermek istediği mesajların önüne anlamsız başka unsurlar koyup amacını sona saklıyordu. Graham Fuller, yani CIA, yani PARALEL, bunları söylüyordu. Peki, içeride neler oluyordu? Hatırlayalım... EŞBAŞKAN Figen Yüksekdağ: "Biz sırtımızı YPJ'ye, YPG'ye ve PYD'ye yaslıyoruz, bunu söylemekte ve savunmakta hiçbir sakınca görmüyoruz. Sırtımızı kime yasladığımızı söylüyoruz, bundan sonra da yaslamaya devam edeceğiz..."
Tabii HDP'deki meydan okuma bu kadarla bitmiyordu!
HDP Van Milletvekili Tuğba Hezer, Ankara'da 29 kişinin hayatını kaybettiği intihar saldırısını gerçekleştiren teröristin taziyesine gitti. Teröriste sahip çıktı. Meydan okudu. Zaten geçen yıl da 1 polisimizi şehit eden teröristin cenazesinde tabuta omuz vermişti.
Şanlıurfa'daki terörist cenazesine HDP milletvekilleri Dilek Öcalan ile İbrahim Ayhan da katılıyordu. Hassasiyetleri büyüktü yani!
HDP Tunceli vekilleri de bir başka teröristin cenazesine katılmakta hiçbir sakınca görmüyordu. Hatta bir vekil, hastaneden öldürülen teröristlerin cenazelerini almaya geliyor ve polis müdürüyle tartışıyordu. Polis müdürü "Milletvekili değil misin, haddini bil.
Devletten maaş alıyorsun, 5 teröristin cenazesini almaya geliyorsun..." diye tepki gösteriyordu... HDP'de, CHP'de ve MHP'de birileri dışarıdan elini işin içine sokmaya çalışıyordu. Demirtaş tutmayınca işler karışmış ve bir bocalama olmuştu. Sonra üç partiye de el atan, atabilen AKIL devreye girdi. "HDP KAPATILSIN" diye elinden geleni yaptı, yaptırdı.
HDP'li vekiller de verilen görevi eksiksiz yerine getirdi. Normalde defalarca mahkeme salonlarına taşınması gereken olaylar görmezden gelindi. Bu YABANCI AKIL HDP'yi mahkemelere düşürüp yeni MERKEZİ CHP olarak tayin ediyordu. YÜZDE 25'e kilitlenmiş olan CHP'yi gelecek KÜRT oylarıyla yukarıya taşımak isteyeceklerdi. Yani birileri Kürtler'i CHP'ye itiyordu. Partiyi kapattırmak isteyerek hem de! CHP içinde TR: NO...'lu isimler zaten biliniyordu.
HDP'den farklı düşünmüyorlardı.
Geçtiğimiz günlerde yazmıştım. PKK hiçbir zaman PARALEL YAPI ile düşman olmadı, ters düşmedi...
İki taraf da birbirini çok iyi tanırdı.
Mesela devletin giremediği sokaklara ZAMAN GAZETESİ'nin girdiği dönemler vardı. MHP lideri Devlet Bey başından beri paralel yapıya karşıydı. Teslim olmadı. Mücadele etti. Ama şimdi karşısındakiler işin rengini değiştirdi. Parti mahkemeye düştü düşecek. Devlet Bey de teşkilatları kapatarak önlem almaya, muhalefeti durdurmaya çalışıyor.
Devlet Bey'in karşısındaki önemli isim Meral Akşener... Ankara'daki ofisleri ziyaretçi akınına uğruyor resmen. Gelen giden belli değil.
Meral Hanım'ın Amerika'ya yakınlığı ortada! İnkar da etmiyor. Dün Ümit Özdağ da istifa ederek parti içindeki mücadeleyi iyice alevlendirdi. Diğer muhalif isimler ise belli. CHP'de ise fol yok yumurta yokken Deniz Bey ortaya çıktı. Aslında Deniz Bey de çok önceleri KÜRT RAPORU ile Güneydoğu meselesini çözmek isteyen bir isimdi. 1989'da hazırlanan raporla yerleşik DEVLETİN karşısına geçen bir siyasetçiydi. Kürt'e "KÜRT!" diyen ilk simalardandı.
Ankara'nın anlayışını değiştirmek için çalıştı ve doğru tespitler yaptı. Ama İKLİM müsait değildi...
AK Parti içinde de MHP'li muhalifler gibi, CHP'li muhalifler gibi hatta HDP'liler gibi düşünenler vardı. Mesela son günlerde tartışma meydana getiren açıklamalar yapan Bülent Arınç Bey Amerika'daki bir toplantıda "Sayın Öcalan demek suç olmaktan çıktı. PKK'nın kendine ait bayrağını elinde taşımak, Öcalan'ın posterini taşımak suç olmaktan çıktı. Hatta Türkiye'nin sistemi böyle olmalıdır, Türkiye'de eyaletler, demokratik özerklikler falan filan...
Bunların hiçbirisi artık suç değil..." gibi sözlerle KÜRT meselesine bakışını ortaya koymuştu. Şivan Perwer'e "Gel bizim Mevlanamız ol!" diyen de oydu... Bu konuda çok ama çok şey yazılabilir.
Ama bizler yani sıradan insanlar, farklı partilerin, farklı siyasilerin ARADAKİ farkları temsil ettiğini düşünürüz. Hiç böyle bir şey yoktur. Siyasete soyunan insanların pek çoğu bir merkeze yakın olmak durumundadır. Bu böyledir. Deniz Baykal Bey ile Bülent Arınç Bey'inKÜRT MESELESİ'ndeki görüş farkı yok denecek kadar azdır.
HDP ile Meral Akşener "yan yana gelemeyecek" gibi dursa da KÜRT KARTI konusunda fırsat olursa aynı düşündüklerini görürüz! Yaşayışları, tarzları birbirine benzemese de partileri çok uzak olsa da SİYASETLERİ birdir! Bunu atlarız biz! Bu nedenle aldatılırız!DEVLETLER bunu sağlar!
1990'a kadar RUSLAR pek çok kişi için tehlikeliydi. Sonuçta "Komünist"ti! Gorbaçov geldi, sınırları kaldırdı. İki milletin nasıl da kaynaştığı ortaya çıkıverdi. Antalya Ruslar'ın merkezi oluverdi! Demek ki birileri ALGI ile oynayıp düşüncelerimizi belirliyordu. Bize ait olmayanlara bizim gibi sahip çıkıyorduk! Böyledir!
Oyundur.
PYD-YPG konusunda Erdoğan tamamen yalnızlaştırılmak isteniyordu. İsimlere daha fazla girmek istemiyorum. Ama pek çok kişi Erdoğan'ın siyasetinin karşısında!
İmzacı akademisyenlerden İlhan Selçuk'un gazetesine kadar!
Ama DÜŞÜNCENİN asıl SAHİBİ yazının başındaki kişi! Yani GRAHAM! Biz içerideki fikirlere sarılıp giderken YABANCIYI bulmayı pek istemeyiz. Sevmeyiz. Erdoğan CUMHURBAŞKANI olarak Washington'a sert tepki gösterdiği için birileri ortaya çıktı ve başkaları da işaret bekliyor. Burası Türkiye.
Kendi KOD'ları var. Ankara'da pek çok ofiste hareket yaşanıyor. Bazı işadamlarının öncülüğünde toplantılar yapılıyor. Ama Atlantik'in ötesinden net işaret alamadıkları için çırpınıyorlar.
ABD'nin Kürt meselesine bakışını Türkiye'de taşıyacak insanlara, gruplara, partilere, sermayeye, siyasilere ihtiyaç vardı. Tıpkı İngilizler'in modelini taşıyanlar olduğu gibi... Tabii Ankara arada kaynar giderdi! Düne kadar... MİT TIR'ları olayı da aslında buydu. Tutuklananlar da bu kavganın sonucuydu. Biden'in gelip konuştuğu isimlere bakın! Biz sadece TÜRK İSİMLERİ, TÜRK VATANDAŞLARI üzerinden KÜRESEL bir mücadeleye tanıklık ediyorduk. Kimi Amerikalı gibi, kimi de Avrupalı gibi düşünüyordu.
Kavga buydu! Ülkenin gerilimden kurtulmamasının arkasında bu vardı!
Yapılacak şey belliydi. Birlik ve bütünlük içinde "SEN-BEN" demeden birbirimize sarılmak!
KARDEŞLİK temelinde kendi modelimizi kurmak! Washington'dan esecek rüzgara göre yön belirleyecek çok ismin gözü telefonda! Gelecek HAYIRLI bir haberde! Büyük dengeleri bilerek kendi yolumuzu seçmek en akıllıca olanıydı. Bir yerden RÜZGAR bekleneceğineFIRTINA olmayı bilmeliydik.
Bakıyorum kolayı seçip, gözünü dışarıya dikenler çok! Türkiye burası!
Bir anda değişmiyor hemen!
Amerika, PYD ve YPG'nin yanında yer alınca birileri durumdan vazife çıkardı. Partilerin içi karıştı.
Daha da karışacak. Adamlar kendi çizgilerini buluncaya kadar ELLERİ burada kalacak. Çıkan ve çıkması muhtemel isimlere bu mercekle bakın!
Kim hangi SİYASETİ tercih ediyor! ŞİFRE bu! Dikkat edin! Kimin nereye 
yakın olduğunu bulmak zor değil! Hiç!


Ergün Diler

Şemsiye



Tarihler 1990'ı gösterirken Irak, Kuveyt'e girdi. Dengeler altüst oldu.
Batı hemen işbaşı yaptı. ÇÖL FIRTINASI kod ismiyle KÖRFEZ HAREKATI başladı. Dünya canlı yayında MÜSLÜMAN bir ülkenin, içinde Müslümanlar'ın da bulunduğu bir koalisyondan nasıl dayak yediğini izledi.
Saddam dersini aldı. Şartları kabul edip çekildi. Savaş için harcanan 60 milyar doların 36'sını Suudi Arabistan veriyordu.
Saddam dayak yedikten sonra ülkesi karıştı. Plan tıkır tıkır işliyordu. Güneyde Şİİ'ler ayaklandı. Gururu kırılmış Irak Ordusu, kuzeydeki güçlerini toplayıp güneye müdahale etti. Bu kez de kuzeydeki KÜRTLER kazan kaldırdı. Bütün gruplar birleşti. Kerkük'ü aldı. Süleymaniye'deki IRAK İSTİHBARAT MERKEZİNDE 1000 kişi kurşuna dizildi.
Ülke karmakarışık bir haldeydi. Irak Ordusu'ndaki önemli askerler kendileri için gelecek göremeyince Saddam'ın etrafında toplandı.
Kenetlendi.
Kürtler püskürtüldü.
İşkenceler, insanlıkdışı vahşetler yaşandı.
Bu bölgenin çocukları ölürken Amerika aslında 1990'da "Şİİ , KÜRT ve SÜNNİ" diye Irak'ı üçe bölüyordu.
Bölgedeki politikası artık buydu. Daha sonra gelen Afganistan ve İKİNCİ IRAK müdahalesi bunun belgesiydi.
İlk müdahaleden sonra KÜRT BÖLGESİ uçuşa yasak bölgelerle korumaya alındı. Oysa Güneydeki Şİİ'ler Irak ordusu tarafından vuruluyor, ancak kimse sesini çıkarmıyordu! Demek ki bütün hesap KÜRTLER üzerine yapılmıştı! Saddam'dan kaçan Kürtler şimdi olduğu gibi yine bize geliyordu. Türkiye de bu insanlara kucağını açıyordu. Böyle bir grup ŞEMDİNLİ 'ye gelip yerleşti.
Yardım aralıksız sürerken ŞEMDİNLİ 'de BRİTANYA KRALİYET DENİZ KUVVETLERİ askerleri ile bizim askerler karşılıklı silah çekti. Mültecilerin olduğu kampa girmek isteyen Kaymakam Erdoğan Ülker İngiliz askerleri tarafından dövüldü ve kampa alınmadı.
Kendi ülkemizde sözümüz geçmiyordu.
İngilizler çekilip gittikten sonra kriz aşıldı! Sınırlarımıza şimdi gelen yüzbinlerce insan için acaba birileri yine bizim ULUSLARARASI KOALİSYONDAN yardım talep etmemizi mi bekliyordu?
Bilemedim...
Bu dalgadan sonra Irak'ın içinde Kürtler'i koruyacak bir organizasyona gidildi. ArtıkÇEKİÇ GÜÇ vardı. Çekiç Güç ve arkasındakiler, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin asla ve kat'a KÜRTLER'i SİLAHLA bertaraf etmesini istemiyordu!
Bu dün de böyleydi, bugün de... Amerika iki kez Irak'a KÜRTLER'i koruma altına almak için girdi. ÇEKİÇ GÜÇ! Bakın haritaya, ne göreceksiniz!
Çekiç'in başı Hakkari ve etrafıysa sapı da bugün sorun yaşadığımız güney sınırımızdı!BOYLU BOYUNCA hem de!
Ankara saldırısı tesadüf o ki, 17 ŞUBAT'ta gerçekleşti. Yani Eşref Bitlis Paşa'nın uçağının düşürüldüğü tarihte! Eşref Paşa'ya pekçok Amerikalı subay hayranlık duyardı.
PKK meselesini Saddam'ın Irak'ıyla yapacağı bir harekatla bitirmeyi amaçlıyordu! Bunun için gerekli tüm hazırlıkları yapmıştı. Rahmetli Özal da bunu biliyordu. Eşref Paşa, Amerika'nın Irak'ın kuzeyinde oluşturmaya çalıştığı Kürt oluşumuna karşıydı. Açık açık bunu söylüyordu. Tehlike olarak görüyordu. 7 Şubat'ta "İncirlik'ten kalkan Amerikan uçakları PKK'ya malzeme yağdırıyor!" dedikten 10 gün sonra, yani 17 Şubat'ta, uçağı buzlanma (!) nedeniyle düştü.
Şehit oldu! Eşref Paşa'nın arkadaşları da teker teker görevi başında öldürüldü!
Zaten 1993 DARBE YILIYDI!
Kimler o yıl gitmedi ki! Özal'dan Uğur Mumcu'ya kadar...
Amerika'nın KÜRT POLİTİKASI o yıllardan beri aynı. Ve asla değişmeyecek.
Bunun, kimin ABD BAŞKANI olduğuyla zerre ilgisi yok. Kim gelirse gelsin bu değişmez! Değiştirilemez!
KÜRT kartı üzerinden bölgenin haritası tekrar çizilecek. Dün PKK'ya yardım edenler şimdi PYD-YPG'ye silah yağdırıyor! Her soruya da "Böyle bilgimiz yok!" deniyor.
Diyecekler de... Çünkü bu sorulara cevap veren sözcülerin yapacağı bir şey yok ki!
Obama'nın yok, onların nasıl olsun!
Washington, gizli ortağı Moskova ile Suriye içindeki MÜSLÜMANLAR 'a bomba yağdırıyor. Milyonlarca insan yollarda. Ya Türkiye'ye geliyor ya da denizden Avrupa'ya geçmek istiyor. Bu göç dalgasıyla ne Avrupa, ne de biz uzun süre baş edebilirdik.
Biz masum insanlara kapı açıyorduk ama Suriye'de bomba yağdıranlar Sur'da, Cizre'de, Silopi'de, İdil'de TERÖR olarak karşımıza çıkıyordu! Bir akıl ısrarla bizi dışarıdanYARDIMA HAZIRLIYORDU! Diğer taraftan da Bağdat ile oturarak SÜNNİ HİLALİ'ni kesmeye çaba gösteriyordu! Kürt meselesi bütün bölgeyi içine alan yakıcı bir konuydu!
Adamlar bu sorunu silahla çözmemizi istemiyordu.
1993'e bakın! Türkiye şimdi kararlılığını ortaya koyunca gelip CANLI BOMBA Ankara'nın ortasında kendini patlattı! Mesaj DEVLETİMİZEYDİ! Türkiye büyük devlet olarak Kürtler'i ve bölgeyi kapsayacak bir planla yoluna devam etmeli. DEVLET olmanın gereği olarak elbette silah bulunmalı bunun içinde!
Ama adamların bizden beklemediğini yapmak sonuç getirir! AKILLI SÜRPRİZ yani! Ankara bunu bulur! Ve gereğini yapar... Sınırımızın hemen aşağısında komşumuz ABD! PYD değil! Eğer Amerikalılar'ın MODELİNİ beğenmiyor ve ret ediyorsak acilen kendi planımızı devreye sokmalıyız... Sonuçta bu bölge bizim. Burada oturup konuşamayacağımız kimse yok! Biz buraların çocuklarıyız.
Ama etrafımızdakiler yabancı. Amerika bilerek ve isteyerek Rusya'yı karşımıza çıkardı. Ruslar da İran'ı alıp Hizbullah'la bölgeye geldi.
Masada bizi sıkıştırmak için büyük baskı var. Amerika asla ve kat'a ARAP ALEMİNİkarşısına alarak gelmez, gelemez! Bunun için Ruslar ve İran işin içinde... Bir de terör üzerinden Tayyip Erdoğan'ı tasfiye etmeye kalkanlar var!
Kürt meselesini kendi yöntemlerimizle çözemediğimiz sürece saldırılar kesilmeyecek...
Büyük bir ŞEMSİYE olarak açılmalıyız... İçeride kalma şansımız hiç yok! Silah kullanmadan, savaşmadan yapacağımız çok şey var!
Oyun sırası bizde! 
Bekleyin...


Ergün Diler