Türk asrı


Gerçekten takip ederken bile gülümsediğim olaylar yaşanıyor. Bazen "Bu kadar da değil artık!" diyeceğim çok şey görüyorum. Türkiye içeride ve dışarıda gücünü gösterdikçe birileri OLMAYACAK İTTİFAKLARLA karşımıza dikiliyor. Anlıyorum ve gülüyorum. Galiba BÜYÜK TÜRKİYE'nin kurulması için son bir kez daha silkinmemiz gerekecek...
Gelin kimseyi kırmadan, incitmeden olayları alt-alta koyalım.
Kimin kim olduğunu anlamaya çalışalım... Biraz geri gidelim. HAFIZAYI tazeleyelim...
Putin göreve geldikten sonra yaptığı ilk işlerden biri PARALEL YAPI'yı kendi topraklarında takip etmekti. Bu takip sonunda bu yapı orada tasfiye edildi. 2001'deki YENİ GÜVENLİK KONSEPTİNE göre ilk adımda Paralel Yapı'ya ait 16 okul kapatıldı. Bunlar burada haber olmuyordu o zamanlar... Bilmiyorduk oradaki mücadeleyi. Başkurdistan gibi bazı bölgelerdeki çok sayıda öğretmen de sınırdışı edildi.
Rus gizli servisi ki dünyanın en iyilerindendir. Okullara sızdı. Okullardaki hareketi mercek altına aldı. Verdikleri raporda "Bu okullarda ULUSAL GÜVENLİĞİMİZE aykırı eğitim ve öğretim yapılıyor. Öğretmenler AMERİKA ve İNGİLTERE adına AJANLIK yapıyor. Bu isimler arasında yer alanlardan bir bölümü TÜRKİ CUMHURİYETLER'DEKİ DARBE girişimlerine katıldı" notunu düştü... Yani darbeyi önceden beri seviyorlardı!
Türkiye içeride mücadeleye başlamadan çok önce RUSYA, yani PUTİN, Paralel ile yaka paça kavga ediyordu. Tuttuğunu atıyordu. Ve biz bilmesek de YAPININ içindeki İNGİLİZ KANADINA VURGU yapıyordu! Çünkü yapıyı kuran onlardı.
Teslim etseler de içinde hala yaşıyorlardı.
En kritik operasyonları Amerikan tabelası altında yapıyorlardı! Ruslar'ın bildiğini biz düne kadar bilmiyorduk. Bence hala bilinmeyen çok şey var!
Neyse... Benim işim değil!
Adamlar, TÜRK organizasyonu ile Moskova'yı titretti! Rusya'nın YUMUŞAK KARNININ TÜRK ve İSLAM olduğunu bize öğretti... Biz de bilelim artık. Gücümüzü keşfedelim... Devam...
Düne kadar hedefte olan Paralel Yapı şimdi ne hikmetse Rusya'nın da gözdesi oluverdi.
Fethullah Gülen, Rus Moskovski Komsomolets gazetesine konuştu.
Röportajdan sonra da ayakta tokalaşırken fotoğraf verdi. Galiba bu ilkti. Gazetecilerle böyle fotoğrafını hatırlamıyorum. Bu gazetenin başında 33 yıldır PAVEL GUSEV vardı. 100 yıllık gazete zaten 4 YAYIN MÜDÜRÜ görmüştü. Rekordu bu resmen! Gazete DEVLETİN gazetesiydi.
Etkili ve tahrikkardı! Bazı operasyonları devlet adına önceden yapar ya da operasyona gidecek yolu açardı.
Ama GUSEV'e gelmeden önce biraz geri gidelim. Mehmet Barlas'la ve Reha Muhtar'la röportaj yapan DARYA ASLAMOVA'ya... Reha Muhtar röportajı yarıda kesip bırakmıştı. Mehmet Barlas'a ise "MÜSLÜMAN SOROS!" benzetmesini yaptırmak için oldukça uğraşmıştı!
Aslamova buraya geliyor, röportaj yaptıktan sonra gazetelere röportaj veriyordu. "Bir gazeteci bana Paralel Yapı'yı araştırmam ve Gülen'in arkasındaki güçleri ortaya çıkarmam gerektiğini söyledi!" diyordu. Bu ismi açıklamıyordu.
Devir aynı devirdi! Okulları kapatan da, Darya'yı gönderen de, şimdi Gülen'le röportaj yaptıran da PUTİN'di!
Ne değişmişti?
Gülen'in röportaj verdiği gazetenin Genel Yayın Yönetmeni bir süre önce Akın İpek'e sahip çıktı. LONDRA'da bulunan Akın İpek'i savunan Gusev, "... muhalif ve özgür bir medyanın imha edilmesi, bir kez daha tekrarlamak istiyorum, çok tehlikeli bir durumdur. Rusya için de bu kabul edilemez..." diyordu. Gerçek böyle değildi.
Rusya'da öldürülen gazetecilerin sayısı bile unutulmuştu. Gusev, Putin'e yakın bir isimdi.
Bir dönem yakın da çalıştılar.
Amerika ve Rusya PYD'ye, YPG'ye ve PKK'ya silah da veriyordu, akıl da...
Karşımıza çıkan eli silahlı teröristin arkasında ABD, Rusya, İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Çin vardı aslında. Biz bu kavgayı içeride yaşıyorduk. Gözyaşlarımız ve acımız bitmiyordu. Ama arkada 7 düvelle çarpışıyorduk. Görmediğimiz bir HAÇLI SEFERİ ile karşı karşıyaydık. Çünkü birileri ısrarla PYD-YPG-PKK içindeki YABANCILARI göstermiyordu!
Shervan Emrika, Jordan Matson, Jeremy Woodard, Rupert Jones, Clay Lawton, Dean Parker, James Hughes, Jamie Read...
Ve daha niceleri. Bunlar YPG'yi emir komuta eden AMERİKALI askerlerdi!
Sayıları hiç de az değildi. 68 yaşında KOMUTAN vardı bölgede. Kanada'dan geliyor ve yakın dövüş öğretiyordu. Bomba uzmanları, şehir savaşı öğretmenleri, halka karışma ve kaçma DERSLERİNİ verenler ise hariç! Yani adamlar sınırımızın hemen dibinde bir KİTLEYİbize karşı kullanmak için hazırlıyorlardı!
NEDEN? KÜRTLER'İ SEVDİKLERİ İÇİN Mİ?
Tabii ki değil. Dün yazdım. Amerika 30 yıl önce uygulamaya koyduğu PETROL-GAZ ticaretini kontrol etmek istiyordu. Bunun için de KİLİT ÜLKE TÜRKİYE'ydi! Türkiye olmadan kimse adım atamıyordu. Petrol denizinin üzerinde değildik ama petrol biz olmadan paraya dönüşemiyordu! Güvenli bir şekilde...
Amerika, Ortadoğu'nun zenginliklerini sınırsız bir şekilde Çin'e ve Avrupa'ya göndermek istemiyordu. Bunun için Türkiye'nin yanında olması gerekiyordu.
Biz şartlarımızı ileri sürünce de TER ÖR azıyordu. Ruslar da masada bizi pasifize etmek için hemen PYD'nin arkasında yer alıyordu. BAKIN! Musul da, Erbil de, Kerkük de Katar da bize bağlanacak.
Bizimle yürümek zorundalar. PKK ile YPG ile bizi korkutup masada elimizi zayıflatmak istiyorlar. Bir de Erdoğan'ın durmayacağını gördüler. İkinci bir OSMANLI yaşamamak için bizi terör üzerinden SINIRLAMAK istediler. Yaptıkları bu! ENERJİ KAVŞAĞI BİZ OLACAĞIZ.Ama tapuyu bize vermek istemiyorlar. Kavganın tek nedeni bu!
Suriye'nin de karışmasının nedeni, Irak'ın da bölünmesinin nedeni, içeride terörün azmasının da nedeni bu! 100 yıl sürecek senaryonun son sahnesi çekiliyor! Bölge bu nedenle karışık. Canımız yanıyor. DOĞRU.
Gözyaşlarımız dinmiyor. DOĞRU! Ama inanın güzel günler yakın. TÜRK DEVLETİ herkesle mücadele ediyor.
Az kaldı. İstediğimizi alacağız. Vermek zorunda kalacaklar. Yeter ki sinirlerimize hakim olalım. Suriye'ye çekmek isteseler de girmeyelim. Bekleyelim. Tahriklere kapılmayalım. Güzel günler gelecek. Sadece kontrol edilebilir, zayıf bir Türkiye ile yoluna devam etmek istiyorlardı. Bu şansı onlara vermedik. Olan bu! İstediğimizi alacağız ve işi bitireceğiz. 100 yıl BÜYÜK biz olacağız... Bizi sevdikleri için değil mecbur oldukları için! Tarih yazılıyor! Sabırsızız ama yapacak bir şey yok! Hepsi biraraya gelse de yel kayadan toz alır. Göreceksiniz!

Ergün Diler

8 füze



ABD ile Eğit-Donat Projesi çerçevesinde 500 civarında Özgür Suriye Ordusu üyesini eğittik. Washington'dan gelen CIA uzmanları, eğitilen ÖSO komutanları ile toplantı yaptı. "Eğitiminiz başarı ile tamamlandı. Sizden tüm birikim ve gücünüzle DAEŞ'e saldırmanızı istiyoruz" dediler.
ÖSO komutanları "Hayır biz Esad'la savaşacağız" diyerek talebi reddetti.
Sonrasında Suriye'ye girdikleri anda o ÖSO komutanları El-Nusra tarafından kaçırılıverdi.
Tüm dünya medyası "Yeni eğitilen komutanlar cepheye yola çıktıkları anda hiç savaşamadan paçayı fena kaptırdı" diye dalga geçti adeta. Hiç kimse fotoğrafın arkasına bakmadı. Terör örgütü DAEŞ ile savaşması istenen yeni eğitilmiş muhalifler, "Benim hedefim Esad" cevabı verince bir başka terör örgütü El-Nusra tarafından hiç savaşmadan tuzağa düşürülüveriyordu. Yani bu olayla birlikte Ankara El-Nusra'nın da arkasında CIA'nın olduğunu görmüştü. Önceki gün Türk topraklarına bir füze düştü. "El- Nusra" bölgesinden geldiği açıklandı. Çok ilginçtir dün de DAEŞ bölgesinden 8 füze Kilis'e düşüyordu. Geçtiğimiz hafta Esad'ın bir tek mermi atmadan DAEŞ'e hediye ettiği Palmira başsavcısının açıklamalarına yer vermiştim. O başsavcı "DAEŞ bölgesi Palmira'da Rus teknisyenler petrol kuyularını onarıyor, Esad o petrolü terör örgütünden alıyor. Alım satımı yapanlar ise Rus işadamları" diyordu.
DAEŞ'in içinde de tıpkı PKK-PYD'de olduğu gibi hem Washington hem de Moskova vardı. Onu da Suriye'ye, Ortadoğu'ya hatta Afrika'ya yerleşmek için kullanıyorlardı.
Suriye'yi hallettiklerinde Libya'ya yerleşmek üzere geçiş yapıp DAEŞ sayesinde oralara da çörekleneceklerdi. Nitekim DAEŞ iki ve üç numaralı komutanlarını Libya'ya kaydırıyor, şehirler alıyor, Nijer'den Tunus'a her taraftan binlerce gönüllüyü toplayıp Kaddafi'nin eski ülkesine taşıyor, buradaki aşiretler arasındaki sorunları da çözüp kendisine katıyordu.
Afrika'dan Avrupa'ya en kolay geçiş yolu yeryüzünde Libya'ydı. Avrupa mültecilerle batırılacak, BİRLİK dağıtılacaktı. Önceki gün Almanya ve Türkiye oturdu, ortak bir anlaşma taslağı hazırladı. Mülteci akınını durdurmak için Berlin ve Ankara anlaşmış, şimdi geriye diğer Avrupa ülkelerinin iknası kalmıştı. İkna da artık AB lideri Almanya'nın Başbakanı Merkel'in göreviydi. Avrupa ile anlaşma noktasına gelip, mülteci akınını durdurmaya kalkarsan ertesi gün DAEŞ tarafından 8 füze gelirdi. Halbuki geçen hafta burada "Ruslar mülteci akını ile kendilerine yaptırım uygulayan AB lideri Merkel'i devirmek, müeyyideleri kaldırtmak istiyor" diye yazmıştım.
Benden 48 saat sonra aynı açıklama NATO komutanı General Philip Breedlove'dan geldi,"Moskova mültecileri kullanarak Merkel'i indirmek, ambargoyu kaldırtmak istiyor" dedi. Biz masada AB ile vizeleri kaldırma, neredeyse AB üyesi olma yoluna girip, onları mülteci hücumundan kurtarmaya kalkarken bundan en çok rahatsızlığı tabii ki Washington ve özellikle Moskova duyacaktı. Adamlar sadece Türkiye'den Avrupa'ya geçen mültecileri yeterli bulmayıp, aylardır Libya'da DAEŞ'e yatırım yapıyorlardı. Avrupa'ya en kolay yoldan ikinci kapıyı açmak için TERÖR YOLU inşa ediyorlardı. Sadece Libya değil, tüm Afrika kıtası için Libya-İtalya arasında bir Moskova-Washington yapımı bir göç KÖPRÜSÜ kurulacak. Ayrıca bu geçiş yolu sayesinde Avrupa başkentlerine DAEŞ patentli daha fazla terör ihraç edilecek.
Moskova, Avrupa'ya yakınlaşan ve mülteci akınına çare olacak Türkiye'den son derece rahatsız. Zaten bir de düşen uçak krizi var.
Bu nedenle Kilis'e düşen füzelerin perde arkasında yer almanın yanısıra PKK-PYD ikilisini de Türkiye'ye daha fazla terör ihraç etmek için ter döküyor. Hedef'te Merkel ve Erdoğan var... Ankara tüm bunları görüyor ve asla boş oturmuyor.
İngiltere'deki baronların gazeteleri de dün Cumhurbaşkanımız Erdoğan'a saldırıyor.
Satır aralarında ise baklayı ağızlarından çıkarıyorlar; "Türkler'e mültecileri durdurmak için İngiltere'nin cebinden iki defa 250 milyon sterlin çıkacak" diye... Herkes ülke çıkarlarının peşinde, her türlü argümanı kullanıyor. Ve dün Erdoğan'a saldıran o İngiliz gazeteleri"Türkiye Cumhurbaşkanı'nın ne yapacağı öngörülemiyor. Ülke çıkarları için sürekli karar değiştiriyor" deniyor. Evet "Ülke çıkarlarını korumak" Erdoğan için Londra'da "SUÇ" olarak görülüyor. Demek ki Ankara doğru yolda!

Elin Adamları !



Bölgemizdeki sorunların temelinde KÜRTLER'in geleceği yatıyor. Birileri "Kürtler'e ne olacak?" diye sorup buldukları cevabı hayata geçirmeye çalışıyor.
Amerika bu! Bu öyle bir mesele ki hem içeriyi hem dışarıyı karıştırmaya yetiyor. Graham Fuller geçtiğimiz gün televizyondaydı. Önemlidir. İzlenmesi gereken biridir. Birkaç maddede Türkiye'yi uyarıyordu... Açık açık! 
 Türkiye Erdoğan'ın BAŞBAKANLIĞI dönemindeki politikalara dönmeli. Dönmezlerse hem Türkiye hem AK Parti büyük zarar görür. 
 Esad gitmeyecek.
Ankara kendini buna hazırlasa ve bununla yaşamayı bir an önce öğrense iyi olur. 
 Katar'la ilişkiler geriye çekilmeli, azaltılmalı... 
 İran'la karşı karşıya gelinmesin. 
 Moskova ile ilişkiler düzeltilsin. 
 Suriye, Irak ve Türkiye'deki Kürtler'le yakın ilişki kurulmalı...
Öncelikle "Esad gidecek" diye ilk ortaya çıkan Amerika'ydı. İsteyen ve gitmesi gerektiğini söyleyen onlardı. Moskova ile uçak krizine bizi sokan ve ilişkileri bu noktaya getiren de onlardı! Her yerde izleri vardı. İran ile karşı karşıya gelmedik, ne oldu?
David Cohen gelip bankalarımıza girdi. 17-25 Aralık, İran ile kurulan sıcak ve samimi ilişkilerin sonucuydu.
Zaten asıl amacı son mesajdaydı: KÜRTLER'LE YAKIN İLİŞKİ KURULSUN...
Vermek istediği mesajların önüne anlamsız başka unsurlar koyup amacını sona saklıyordu. Graham Fuller, yani CIA, yani PARALEL, bunları söylüyordu. Peki, içeride neler oluyordu? Hatırlayalım... EŞBAŞKAN Figen Yüksekdağ: "Biz sırtımızı YPJ'ye, YPG'ye ve PYD'ye yaslıyoruz, bunu söylemekte ve savunmakta hiçbir sakınca görmüyoruz. Sırtımızı kime yasladığımızı söylüyoruz, bundan sonra da yaslamaya devam edeceğiz..."
Tabii HDP'deki meydan okuma bu kadarla bitmiyordu!
HDP Van Milletvekili Tuğba Hezer, Ankara'da 29 kişinin hayatını kaybettiği intihar saldırısını gerçekleştiren teröristin taziyesine gitti. Teröriste sahip çıktı. Meydan okudu. Zaten geçen yıl da 1 polisimizi şehit eden teröristin cenazesinde tabuta omuz vermişti.
Şanlıurfa'daki terörist cenazesine HDP milletvekilleri Dilek Öcalan ile İbrahim Ayhan da katılıyordu. Hassasiyetleri büyüktü yani!
HDP Tunceli vekilleri de bir başka teröristin cenazesine katılmakta hiçbir sakınca görmüyordu. Hatta bir vekil, hastaneden öldürülen teröristlerin cenazelerini almaya geliyor ve polis müdürüyle tartışıyordu. Polis müdürü "Milletvekili değil misin, haddini bil.
Devletten maaş alıyorsun, 5 teröristin cenazesini almaya geliyorsun..." diye tepki gösteriyordu... HDP'de, CHP'de ve MHP'de birileri dışarıdan elini işin içine sokmaya çalışıyordu. Demirtaş tutmayınca işler karışmış ve bir bocalama olmuştu. Sonra üç partiye de el atan, atabilen AKIL devreye girdi. "HDP KAPATILSIN" diye elinden geleni yaptı, yaptırdı.
HDP'li vekiller de verilen görevi eksiksiz yerine getirdi. Normalde defalarca mahkeme salonlarına taşınması gereken olaylar görmezden gelindi. Bu YABANCI AKIL HDP'yi mahkemelere düşürüp yeni MERKEZİ CHP olarak tayin ediyordu. YÜZDE 25'e kilitlenmiş olan CHP'yi gelecek KÜRT oylarıyla yukarıya taşımak isteyeceklerdi. Yani birileri Kürtler'i CHP'ye itiyordu. Partiyi kapattırmak isteyerek hem de! CHP içinde TR: NO...'lu isimler zaten biliniyordu.
HDP'den farklı düşünmüyorlardı.
Geçtiğimiz günlerde yazmıştım. PKK hiçbir zaman PARALEL YAPI ile düşman olmadı, ters düşmedi...
İki taraf da birbirini çok iyi tanırdı.
Mesela devletin giremediği sokaklara ZAMAN GAZETESİ'nin girdiği dönemler vardı. MHP lideri Devlet Bey başından beri paralel yapıya karşıydı. Teslim olmadı. Mücadele etti. Ama şimdi karşısındakiler işin rengini değiştirdi. Parti mahkemeye düştü düşecek. Devlet Bey de teşkilatları kapatarak önlem almaya, muhalefeti durdurmaya çalışıyor.
Devlet Bey'in karşısındaki önemli isim Meral Akşener... Ankara'daki ofisleri ziyaretçi akınına uğruyor resmen. Gelen giden belli değil.
Meral Hanım'ın Amerika'ya yakınlığı ortada! İnkar da etmiyor. Dün Ümit Özdağ da istifa ederek parti içindeki mücadeleyi iyice alevlendirdi. Diğer muhalif isimler ise belli. CHP'de ise fol yok yumurta yokken Deniz Bey ortaya çıktı. Aslında Deniz Bey de çok önceleri KÜRT RAPORU ile Güneydoğu meselesini çözmek isteyen bir isimdi. 1989'da hazırlanan raporla yerleşik DEVLETİN karşısına geçen bir siyasetçiydi. Kürt'e "KÜRT!" diyen ilk simalardandı.
Ankara'nın anlayışını değiştirmek için çalıştı ve doğru tespitler yaptı. Ama İKLİM müsait değildi...
AK Parti içinde de MHP'li muhalifler gibi, CHP'li muhalifler gibi hatta HDP'liler gibi düşünenler vardı. Mesela son günlerde tartışma meydana getiren açıklamalar yapan Bülent Arınç Bey Amerika'daki bir toplantıda "Sayın Öcalan demek suç olmaktan çıktı. PKK'nın kendine ait bayrağını elinde taşımak, Öcalan'ın posterini taşımak suç olmaktan çıktı. Hatta Türkiye'nin sistemi böyle olmalıdır, Türkiye'de eyaletler, demokratik özerklikler falan filan...
Bunların hiçbirisi artık suç değil..." gibi sözlerle KÜRT meselesine bakışını ortaya koymuştu. Şivan Perwer'e "Gel bizim Mevlanamız ol!" diyen de oydu... Bu konuda çok ama çok şey yazılabilir.
Ama bizler yani sıradan insanlar, farklı partilerin, farklı siyasilerin ARADAKİ farkları temsil ettiğini düşünürüz. Hiç böyle bir şey yoktur. Siyasete soyunan insanların pek çoğu bir merkeze yakın olmak durumundadır. Bu böyledir. Deniz Baykal Bey ile Bülent Arınç Bey'inKÜRT MESELESİ'ndeki görüş farkı yok denecek kadar azdır.
HDP ile Meral Akşener "yan yana gelemeyecek" gibi dursa da KÜRT KARTI konusunda fırsat olursa aynı düşündüklerini görürüz! Yaşayışları, tarzları birbirine benzemese de partileri çok uzak olsa da SİYASETLERİ birdir! Bunu atlarız biz! Bu nedenle aldatılırız!DEVLETLER bunu sağlar!
1990'a kadar RUSLAR pek çok kişi için tehlikeliydi. Sonuçta "Komünist"ti! Gorbaçov geldi, sınırları kaldırdı. İki milletin nasıl da kaynaştığı ortaya çıkıverdi. Antalya Ruslar'ın merkezi oluverdi! Demek ki birileri ALGI ile oynayıp düşüncelerimizi belirliyordu. Bize ait olmayanlara bizim gibi sahip çıkıyorduk! Böyledir!
Oyundur.
PYD-YPG konusunda Erdoğan tamamen yalnızlaştırılmak isteniyordu. İsimlere daha fazla girmek istemiyorum. Ama pek çok kişi Erdoğan'ın siyasetinin karşısında!
İmzacı akademisyenlerden İlhan Selçuk'un gazetesine kadar!
Ama DÜŞÜNCENİN asıl SAHİBİ yazının başındaki kişi! Yani GRAHAM! Biz içerideki fikirlere sarılıp giderken YABANCIYI bulmayı pek istemeyiz. Sevmeyiz. Erdoğan CUMHURBAŞKANI olarak Washington'a sert tepki gösterdiği için birileri ortaya çıktı ve başkaları da işaret bekliyor. Burası Türkiye.
Kendi KOD'ları var. Ankara'da pek çok ofiste hareket yaşanıyor. Bazı işadamlarının öncülüğünde toplantılar yapılıyor. Ama Atlantik'in ötesinden net işaret alamadıkları için çırpınıyorlar.
ABD'nin Kürt meselesine bakışını Türkiye'de taşıyacak insanlara, gruplara, partilere, sermayeye, siyasilere ihtiyaç vardı. Tıpkı İngilizler'in modelini taşıyanlar olduğu gibi... Tabii Ankara arada kaynar giderdi! Düne kadar... MİT TIR'ları olayı da aslında buydu. Tutuklananlar da bu kavganın sonucuydu. Biden'in gelip konuştuğu isimlere bakın! Biz sadece TÜRK İSİMLERİ, TÜRK VATANDAŞLARI üzerinden KÜRESEL bir mücadeleye tanıklık ediyorduk. Kimi Amerikalı gibi, kimi de Avrupalı gibi düşünüyordu.
Kavga buydu! Ülkenin gerilimden kurtulmamasının arkasında bu vardı!
Yapılacak şey belliydi. Birlik ve bütünlük içinde "SEN-BEN" demeden birbirimize sarılmak!
KARDEŞLİK temelinde kendi modelimizi kurmak! Washington'dan esecek rüzgara göre yön belirleyecek çok ismin gözü telefonda! Gelecek HAYIRLI bir haberde! Büyük dengeleri bilerek kendi yolumuzu seçmek en akıllıca olanıydı. Bir yerden RÜZGAR bekleneceğineFIRTINA olmayı bilmeliydik.
Bakıyorum kolayı seçip, gözünü dışarıya dikenler çok! Türkiye burası!
Bir anda değişmiyor hemen!
Amerika, PYD ve YPG'nin yanında yer alınca birileri durumdan vazife çıkardı. Partilerin içi karıştı.
Daha da karışacak. Adamlar kendi çizgilerini buluncaya kadar ELLERİ burada kalacak. Çıkan ve çıkması muhtemel isimlere bu mercekle bakın!
Kim hangi SİYASETİ tercih ediyor! ŞİFRE bu! Dikkat edin! Kimin nereye 
yakın olduğunu bulmak zor değil! Hiç!


Ergün Diler

Şemsiye



Tarihler 1990'ı gösterirken Irak, Kuveyt'e girdi. Dengeler altüst oldu.
Batı hemen işbaşı yaptı. ÇÖL FIRTINASI kod ismiyle KÖRFEZ HAREKATI başladı. Dünya canlı yayında MÜSLÜMAN bir ülkenin, içinde Müslümanlar'ın da bulunduğu bir koalisyondan nasıl dayak yediğini izledi.
Saddam dersini aldı. Şartları kabul edip çekildi. Savaş için harcanan 60 milyar doların 36'sını Suudi Arabistan veriyordu.
Saddam dayak yedikten sonra ülkesi karıştı. Plan tıkır tıkır işliyordu. Güneyde Şİİ'ler ayaklandı. Gururu kırılmış Irak Ordusu, kuzeydeki güçlerini toplayıp güneye müdahale etti. Bu kez de kuzeydeki KÜRTLER kazan kaldırdı. Bütün gruplar birleşti. Kerkük'ü aldı. Süleymaniye'deki IRAK İSTİHBARAT MERKEZİNDE 1000 kişi kurşuna dizildi.
Ülke karmakarışık bir haldeydi. Irak Ordusu'ndaki önemli askerler kendileri için gelecek göremeyince Saddam'ın etrafında toplandı.
Kenetlendi.
Kürtler püskürtüldü.
İşkenceler, insanlıkdışı vahşetler yaşandı.
Bu bölgenin çocukları ölürken Amerika aslında 1990'da "Şİİ , KÜRT ve SÜNNİ" diye Irak'ı üçe bölüyordu.
Bölgedeki politikası artık buydu. Daha sonra gelen Afganistan ve İKİNCİ IRAK müdahalesi bunun belgesiydi.
İlk müdahaleden sonra KÜRT BÖLGESİ uçuşa yasak bölgelerle korumaya alındı. Oysa Güneydeki Şİİ'ler Irak ordusu tarafından vuruluyor, ancak kimse sesini çıkarmıyordu! Demek ki bütün hesap KÜRTLER üzerine yapılmıştı! Saddam'dan kaçan Kürtler şimdi olduğu gibi yine bize geliyordu. Türkiye de bu insanlara kucağını açıyordu. Böyle bir grup ŞEMDİNLİ 'ye gelip yerleşti.
Yardım aralıksız sürerken ŞEMDİNLİ 'de BRİTANYA KRALİYET DENİZ KUVVETLERİ askerleri ile bizim askerler karşılıklı silah çekti. Mültecilerin olduğu kampa girmek isteyen Kaymakam Erdoğan Ülker İngiliz askerleri tarafından dövüldü ve kampa alınmadı.
Kendi ülkemizde sözümüz geçmiyordu.
İngilizler çekilip gittikten sonra kriz aşıldı! Sınırlarımıza şimdi gelen yüzbinlerce insan için acaba birileri yine bizim ULUSLARARASI KOALİSYONDAN yardım talep etmemizi mi bekliyordu?
Bilemedim...
Bu dalgadan sonra Irak'ın içinde Kürtler'i koruyacak bir organizasyona gidildi. ArtıkÇEKİÇ GÜÇ vardı. Çekiç Güç ve arkasındakiler, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin asla ve kat'a KÜRTLER'i SİLAHLA bertaraf etmesini istemiyordu!
Bu dün de böyleydi, bugün de... Amerika iki kez Irak'a KÜRTLER'i koruma altına almak için girdi. ÇEKİÇ GÜÇ! Bakın haritaya, ne göreceksiniz!
Çekiç'in başı Hakkari ve etrafıysa sapı da bugün sorun yaşadığımız güney sınırımızdı!BOYLU BOYUNCA hem de!
Ankara saldırısı tesadüf o ki, 17 ŞUBAT'ta gerçekleşti. Yani Eşref Bitlis Paşa'nın uçağının düşürüldüğü tarihte! Eşref Paşa'ya pekçok Amerikalı subay hayranlık duyardı.
PKK meselesini Saddam'ın Irak'ıyla yapacağı bir harekatla bitirmeyi amaçlıyordu! Bunun için gerekli tüm hazırlıkları yapmıştı. Rahmetli Özal da bunu biliyordu. Eşref Paşa, Amerika'nın Irak'ın kuzeyinde oluşturmaya çalıştığı Kürt oluşumuna karşıydı. Açık açık bunu söylüyordu. Tehlike olarak görüyordu. 7 Şubat'ta "İncirlik'ten kalkan Amerikan uçakları PKK'ya malzeme yağdırıyor!" dedikten 10 gün sonra, yani 17 Şubat'ta, uçağı buzlanma (!) nedeniyle düştü.
Şehit oldu! Eşref Paşa'nın arkadaşları da teker teker görevi başında öldürüldü!
Zaten 1993 DARBE YILIYDI!
Kimler o yıl gitmedi ki! Özal'dan Uğur Mumcu'ya kadar...
Amerika'nın KÜRT POLİTİKASI o yıllardan beri aynı. Ve asla değişmeyecek.
Bunun, kimin ABD BAŞKANI olduğuyla zerre ilgisi yok. Kim gelirse gelsin bu değişmez! Değiştirilemez!
KÜRT kartı üzerinden bölgenin haritası tekrar çizilecek. Dün PKK'ya yardım edenler şimdi PYD-YPG'ye silah yağdırıyor! Her soruya da "Böyle bilgimiz yok!" deniyor.
Diyecekler de... Çünkü bu sorulara cevap veren sözcülerin yapacağı bir şey yok ki!
Obama'nın yok, onların nasıl olsun!
Washington, gizli ortağı Moskova ile Suriye içindeki MÜSLÜMANLAR 'a bomba yağdırıyor. Milyonlarca insan yollarda. Ya Türkiye'ye geliyor ya da denizden Avrupa'ya geçmek istiyor. Bu göç dalgasıyla ne Avrupa, ne de biz uzun süre baş edebilirdik.
Biz masum insanlara kapı açıyorduk ama Suriye'de bomba yağdıranlar Sur'da, Cizre'de, Silopi'de, İdil'de TERÖR olarak karşımıza çıkıyordu! Bir akıl ısrarla bizi dışarıdanYARDIMA HAZIRLIYORDU! Diğer taraftan da Bağdat ile oturarak SÜNNİ HİLALİ'ni kesmeye çaba gösteriyordu! Kürt meselesi bütün bölgeyi içine alan yakıcı bir konuydu!
Adamlar bu sorunu silahla çözmemizi istemiyordu.
1993'e bakın! Türkiye şimdi kararlılığını ortaya koyunca gelip CANLI BOMBA Ankara'nın ortasında kendini patlattı! Mesaj DEVLETİMİZEYDİ! Türkiye büyük devlet olarak Kürtler'i ve bölgeyi kapsayacak bir planla yoluna devam etmeli. DEVLET olmanın gereği olarak elbette silah bulunmalı bunun içinde!
Ama adamların bizden beklemediğini yapmak sonuç getirir! AKILLI SÜRPRİZ yani! Ankara bunu bulur! Ve gereğini yapar... Sınırımızın hemen aşağısında komşumuz ABD! PYD değil! Eğer Amerikalılar'ın MODELİNİ beğenmiyor ve ret ediyorsak acilen kendi planımızı devreye sokmalıyız... Sonuçta bu bölge bizim. Burada oturup konuşamayacağımız kimse yok! Biz buraların çocuklarıyız.
Ama etrafımızdakiler yabancı. Amerika bilerek ve isteyerek Rusya'yı karşımıza çıkardı. Ruslar da İran'ı alıp Hizbullah'la bölgeye geldi.
Masada bizi sıkıştırmak için büyük baskı var. Amerika asla ve kat'a ARAP ALEMİNİkarşısına alarak gelmez, gelemez! Bunun için Ruslar ve İran işin içinde... Bir de terör üzerinden Tayyip Erdoğan'ı tasfiye etmeye kalkanlar var!
Kürt meselesini kendi yöntemlerimizle çözemediğimiz sürece saldırılar kesilmeyecek...
Büyük bir ŞEMSİYE olarak açılmalıyız... İçeride kalma şansımız hiç yok! Silah kullanmadan, savaşmadan yapacağımız çok şey var!
Oyun sırası bizde! 
Bekleyin...


Ergün Diler