Home »
Posts filed under obama

Sayın Cumhurbaşkanımızın ziyareti vesilesiyle Obama'dan öğrendik ki ABD demokrasiyi, özgürlükleri hele de basın özgürlüğünü çok önemsiyormuş.
Gerçi Mısır'da darbeyi ve darbecileri daha çok önemsemişlerdi, ama, olsun, Türkiye, nasıl derler, bir Mısır değil...
Ne ki, Türkiye'de de vaktiyle (28 Şubat döneminde) “demokrasiye tanklarla balans ayarı” verenleri önemsemişlerdi.
Bu konuda, Sevgili Çandar'ın, “ABD post-modern darbeyi destekledi” ifadesinin ardından söylediklerini unutmak mümkün mü: “Meğer 28 Şubat'tan iki hafta sonra, 12 Mart cumartesi günü Washington'da Dışişleri Bakanı Albright'ın çağrısıyla bakanlığın yedinci katında, Türkiye toplantısı yapılmış. Bernard Lewis, Paul Wolfowitz, Richard Perle hepsi orada. Türkiye'ye ilişkin olarak ne yapılmalı, o gün konuşulmuş. Toplantıdan çıkan sonuç, 'doğrudan askerî bir darbe olmadan bu hükümet gitmeli' olmuş…”
Malumunuz, “doğrudan askeri darbe” olmadan hükümetin alaşağı edilmesine de “post-modern darbe” denildi.
Peki, Türkiye'de doğrudan darbe yapıldığında, ABD demokrasi ve özgürlükler adına nasıl tepki göstermişti?
12 Eylül darbesi, dönemin Başkanı Jimmy Carter'a, “Bizim çocuklar işi bitirdi” (Our boys have done it) mesajıyla iletilmişti.
Diyeceksiniz ki, ne 28 Şubat post-modern darbesinde ne de 12 Eylül Kenan Evren darbesinde Obama yoktu.
Haklısınız, yoktu.
Lakin “paralel örgüt” Türkiye'ye “çökerken” vardı.
Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, “silahlı terör örgütü” kurmak iddiasıyla müebbede çarptırıldığı haberini aldığında Başkan Obama'nın tepkisi acaba ne olmuştu?
“Ne oluyor lan, Türkler çıldırdı mı?”
“Hayır başkanım, bizim mülâaneci çocuklar işi bitirdi…”
Sahi, paralel yapı “işi bitirirken” ABD, demokrasi ve özgürlükler konusunda nasıl bir duyarlık göstermişti?
İlhan Selçuk'tan Mustafa Kaplan'a, Nedim Şener'den Erol Manisalı'ya kadar derdest edilirken, Prof. Türkan Saylankovuşturulurken ne yapmışlardı?
Mesela, Erdoğan'ın gıyabında, “Demokrasi vaadiyle geldiğini kendisine hatırlattım” deme gereği duymuş muydu Obama?
Uzun lafın kısası, “otonom yapı” yargıya hakimken, yani, istediklerini istedikleri anda istedikleri gerekçeyle içeri atarlarken ABD'den herhangi bir uyarı gelmiş miydi?
Neden susuyorlardı?
Yargı bağımsızlığına inandıkları veya yargı kararlarına saygı duydukları için mi yoksa “taşeron yapıları” yargıya hakim olduğu için mi?
Hayır yani, o vakit yargı bağımsızdı da şimdi mi AKP'nin eline geçti?
O dönemde, söz gelimi Can Dündar'ın kalemini Pensilvanyakıracaktı da, Anayasa Mahkemesi malum kararı verecek, o mahkeme de tutuksuz yargılama yoluna sapacaktı ha?
Anayasa Mahkemesi'nin taa kozmik odasına kadar girerler, tutuksuz yargılama kararını veren mahkemeyi de anında Ergenekon Terör Örgütüne (ETÖ) yazıp mavi gökyüzünü dar ederlerdi
Uzun lafın kısası, mülâaneci çocuklar 17- 25 Aralık'ta işi bitiremedi, haliyle iş, 12 Eylül'de işi bitiren çocuklara kaldı.
Onun için Michael Rubin, “Türkiye'de darbe olması durumunda ABD darbecilerle çalışmaya devam edecek…” şeklinde sinyal verdi.
Onun için liberal postuna bürünmüş işbirlikçi aydınlar darbe yollarına taş döşemeye başladı.
Bu aydınların hülasası mesabesindeki “eleman” tevekkeli, “demokrasi darbeyle de gelir” dememişti.
Demokrasi götürmek uğruna Irak'ı işgal eden ABD'nin “demokrasi duyarlığının” da çok “değişik”, yani, kendi hesaplarına çok “işlevsel” olduğunu biliyoruz.
Bu bakımdan…
Erdoğan'ın, “Gıyabımda o tür bir açıklama yapıldığını duyunca üzüldüm (…) Bana o türden bir şey söylenmiş değil...” şeklinde tepki gösterdiği Obama'nın, “Demokrasi vaadiyle geldiğini kendisine hatırlattım” sözü üzerine adamakıllı düşünmek zorundayız.
Koskoca ABD Başkanı gündüz gözüyle neden yalan söyleme gereği duymuştur?
Üstelik bu yalanını yüzüne vurmaktan çekinmeyecek bir lidere karşı…
Bizim Akif Emre'nin geçenlerde dile getirdiği bir örnek bu konuda da bence gayet açıklayıcı.
Rauf Denktaş'ın Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyetini ilan etmesi üzerine, dönemin Dışişleri Bakanı İlter Türkmen, ABD Başkanı Reagan'la görüşmek üzere kabul edilir. Türkmen, çok olumlu bir görüşme gerçekleştiğini, Kıbrıs konusunun hiç gündeme gelmediğini, ABD Başkanı'nın Türkiye'nin büyük devlet olduğunu dile getirdiğini sevinçle Ankara'ya bildirir. Ne var ki çok geçmedenBeyaz Saray basın sözcüsü, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda attığı adımların kabul edilemez olduğunun söz konusu görüşmede dile getirildiğini zehir zemberek bir bildiriyle basına duyurur.
Devamını Akif Emre'den okuyalım: “Bunun üzerine İlter Türkmen'in Beyaz Saray'da tanıdığı diplomatı arayarak, böyle bir açıklama yayınlandığını ancak Başkan'ın görüşmede bu tür ifadelerin hiçbirini söylemediğini belirtmesi üzerine verilen cevap, işlerin nasıl işlediğini, her şeyi açıklayan bir cümledir: ''Olsun, Başkan Reagan'ın söylemesi gerekirdi…”
Demek ki, Başkan Obama'nın da mahut yalanı söylemesi gerekiyormuş!
Erdoğan ve Türkiye aleyhine yürütülen algı faaliyetinin geldiği aşamayı göstermesi bakımından bu yalan gerçekten de çok önemli.
Haklı olmanın hiç bir şey ifade etmediği, sadece gücün ve güçlünün geçer akçe olduğu bu dünya düzeninde ABD'yle polemik yapmanın alemi yok.
Yapılacak tek şeyi tekrar etmek makamındayım: İçerde milli ittifakları genişletmek, dışarda Rusya başta olmak üzere bölge ülkeleriyle sağlam ve sağlıklı ilişki kurmak…
Başka yol yok.
Salih Tuna
Washington seyahati başlamadan önce yazı işlerinde arkadaşlarla konuşurken "Ya biz havadayken ya da indikten sonra yine saldırı olacak.
İnşallah olmaz ama hepimiz biliyoruz ki canımızın yanma ihtimali çok daha yüksek" demiştim.
Arkadaşlarım da benim gibi düşünüyordu...
Kısaca bir hafızamızı tazeleyelim...
Atladığım, unuttuğum vardır ama yine de üzerinden geçelim...
● 8 Haziran 2004: Başbakan Erdoğan, (Bush'un özel davetiyle G-8 Zirvesi'ne katıldı) Washington'a gitti. PKK, ateşkesi bozdu ve karakola saldırdı. 3 şehit...
● 7 Aralık 2009: Başbakan Erdoğan, Obama ile resmi görüşme için Washington'a gitti. Tokat Reşadiye'de 7 askerimiz şehit oldu.
● 30 Mayıs 2010: Başbakan Erdoğan, Güney Amerika resmi ziyaretine çıktı. PKK, İskenderun Deniz Komutanlığı'na saldırdı. 6 askerimiz şehit oldu. (Mavi Marmara da aynı gün)
● 13 Nisan 2010: Başbakan Erdoğan, Nükleer Güvenlik Zirvesi için Washington'a gitti.
PKK, bu kez Samsun'un Ladik ilçesinde 2 polisimizi şehit etti.
● 20 Eylül 2011: Başbakan Erdoğan, BM için New York'a gitti. 3 terör saldırısı oldu. 2 askerimiz şehit düştü. Ankara'nın Kumrular bölgesinde patlayan bomba 5 kişinin ölümüne neden oldu.
● 31 Mart 2016: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nükleer Güvenlik Zirvesi için gittiği Washington'da Obama ile görüşmesinden birkaç saat önce yine PKK saldırdı.
Diyarbakır'da polis servisine düzenlenen saldırıda 7 polisimiz şehit oldu...
Nerede olacağını bilmesem de dünkü saldırının geleceği görülüyordu! Eğer kavgayı biliyorsanız, eğer güçleri doğru tespit ediyorsanız, eğer büyük hesabı doğru okuyorsanız zaten olacakları görürsünüz...
Mesele Ortadoğu'yu kimin yöneteceği...
Avrupa mı, Amerika mı? Konu bu...
Her iki taraf da son sözü söyleyebilmek için kesinlikle ve kesinlikle Ankara'yı yanına almak zorunda.
Müslüman, demokrat, devlet geleneği olan, tarihi misyonu bulunan, kalabalık nüfus barındıran, güçlü ve etkili orduyla korku salan, para gücüyle söz sahibi olabilen sadece Ankara... Sokaklarımızda hem Batı hem Ortadoğu yok mu?
Bakın etrafınıza... Bir bedenin iki kolu gibiyiz. Zenginliğimiz ve vazgeçilmezliğimiz bu nedenle...
Belki Türkiye şu an süper güç değil. Belki şu an Türkiye oyunları kuran ülke değil...
Ama yazılan senaryoyu bozabilecek tek güç... Bunu en iyi bizim topraklarımızda kavga edenler biliyor. Bakın Paris'te ya da Brüksel'de bombalar patlıyor, "TIK" yok.
Ama Erdoğan Amerika'ya indiği an Washington'a cevap DİYARBAKIR'dan...
Tersi de çoktur...
Avrupa ile flört'e başladığınız an her yerde bomba patlar... Üçüncü Dünya Savaşı'nın merkezinde biz varız. Yapacak bir şey yok.
Tarihimiz, coğrafyamız bunu getiriyor...
PKK, PYD, YPG veya IŞİD bu iş için var. Kavga eden iki kıta, acıyı çeken biz! Ve bu, daha sürecek. Kolay dinecek bir sancı değil. Avrupa dağılıncaya kadar devam edecek.
İşte bunu bilen Avrupalı istihbarat örgütleri de savunmalarını kendi sınırları içinde değil bizim topraklarımızdan başlatacak.
Bu ortasında bizim olduğumuz sert bir iklimi getirecek...
Çünkü Avrupa ile Amerika KÜRT meselesine çok farklı bakıyor. Haliyle onlar için TÜRK KARTI da farklılık gösteriyor. İki taraf da yanına almak istediği Türkiye'ye farklı rol veriyor...
Amerika BÜYÜTMEK istiyor, yöntemi yanlış. Avrupa KÜÇÜLTMEK istiyor, kafası yanlış... İkisinin de yanlışı apaçık ortada...
Amerika KÜRTLER'i bizden ayırdığı zaman Ankara'nın Avrupa ile bütünleşeceğini bilir. Hatta dışarıda kalan Kürtler'e Ankara üzerinden kement atacağını görür. Sonuçta KÜRT meselesi hep Avrupa'dan kaşındı...
Washington bu hatayı yapmaz.
Aksine Kürtler'i Ankara'ya bağlamak isteyecektir. Başka şansı da yok! Avrupa da bunu bildiği için PKK ile IŞİD ile DHKP-C ile gelmektedir... Tam tersi de olmaktadır...
Yani ne yapsak her iki tarafı da mutlu edemeyeceğiz.
Adamların VAR OLMA kavgası bu...
Bu kavga yeni değil...
Cumhuriyet'ten önce de vardı.
Bu nedenle içeride partilerimiz, siyasetçilerimiz, kurumlarımız, okullarımız, ideolojilerimiz, bakış açılarımız hep İKİ PARÇA...
İçeride yaşadığımız bütün sorunların nedeni bu büyük kavga.
İki güçten biri devrilinceye kadar bölgede kan ve gözyaşı dinmeyecek... Son saldırıyla Avrupa "Öyle kolay teslim olmayacağım" dedi. Kimin üzerinden? Şehit edilen polislerimiz üzerinden...
Tabii bir de bu iki kanadın devlette etkili grupları var.
Onlar da kavganın tam göbeğinde...
Sonunda kesinlikle bizim kazanacağımız bir savaşın içindeyiz... İleride tarih İSTİHBARATüzerinden yürütülen bu büyük savaşı en ince ayrıntısına kadar yazacak.
Geriye acının külleri kaldığında "Ne çok hain ve kahraman varmış" diyerek şaşıracağız...
Aslında pek çok şeyi hiç bilmediğimizi de anlayacağız...
Ama her ne olursa olsun bu ülkenin çocukları kazanacak...
Buna inanın. Türk-Kürt yanyana durduğu sürece yel kayadan toz alır... Kirli bir savaşın içinden geçsek de gelecek bu topraklarda...

Tarihler 1990'ı gösterirken Irak, Kuveyt'e girdi. Dengeler altüst oldu.
Batı hemen işbaşı yaptı. ÇÖL FIRTINASI kod ismiyle KÖRFEZ HAREKATI başladı. Dünya canlı yayında MÜSLÜMAN bir ülkenin, içinde Müslümanlar'ın da bulunduğu bir koalisyondan nasıl dayak yediğini izledi.
Saddam dersini aldı. Şartları kabul edip çekildi. Savaş için harcanan 60 milyar doların 36'sını Suudi Arabistan veriyordu.
Saddam dayak yedikten sonra ülkesi karıştı. Plan tıkır tıkır işliyordu. Güneyde Şİİ'ler ayaklandı. Gururu kırılmış Irak Ordusu, kuzeydeki güçlerini toplayıp güneye müdahale etti. Bu kez de kuzeydeki KÜRTLER kazan kaldırdı. Bütün gruplar birleşti. Kerkük'ü aldı. Süleymaniye'deki IRAK İSTİHBARAT MERKEZİNDE 1000 kişi kurşuna dizildi.
Ülke karmakarışık bir haldeydi. Irak Ordusu'ndaki önemli askerler kendileri için gelecek göremeyince Saddam'ın etrafında toplandı.
Kenetlendi.
Kürtler püskürtüldü.
İşkenceler, insanlıkdışı vahşetler yaşandı.
Bu bölgenin çocukları ölürken Amerika aslında 1990'da "Şİİ , KÜRT ve SÜNNİ" diye Irak'ı üçe bölüyordu.
Bölgedeki politikası artık buydu. Daha sonra gelen Afganistan ve İKİNCİ IRAK müdahalesi bunun belgesiydi.
İlk müdahaleden sonra KÜRT BÖLGESİ uçuşa yasak bölgelerle korumaya alındı. Oysa Güneydeki Şİİ'ler Irak ordusu tarafından vuruluyor, ancak kimse sesini çıkarmıyordu! Demek ki bütün hesap KÜRTLER üzerine yapılmıştı! Saddam'dan kaçan Kürtler şimdi olduğu gibi yine bize geliyordu. Türkiye de bu insanlara kucağını açıyordu. Böyle bir grup ŞEMDİNLİ 'ye gelip yerleşti.
Yardım aralıksız sürerken ŞEMDİNLİ 'de BRİTANYA KRALİYET DENİZ KUVVETLERİ askerleri ile bizim askerler karşılıklı silah çekti. Mültecilerin olduğu kampa girmek isteyen Kaymakam Erdoğan Ülker İngiliz askerleri tarafından dövüldü ve kampa alınmadı.
Kendi ülkemizde sözümüz geçmiyordu.
İngilizler çekilip gittikten sonra kriz aşıldı! Sınırlarımıza şimdi gelen yüzbinlerce insan için acaba birileri yine bizim ULUSLARARASI KOALİSYONDAN yardım talep etmemizi mi bekliyordu?
Bilemedim...
Bu dalgadan sonra Irak'ın içinde Kürtler'i koruyacak bir organizasyona gidildi. ArtıkÇEKİÇ GÜÇ vardı. Çekiç Güç ve arkasındakiler, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin asla ve kat'a KÜRTLER'i SİLAHLA bertaraf etmesini istemiyordu!
Bu dün de böyleydi, bugün de... Amerika iki kez Irak'a KÜRTLER'i koruma altına almak için girdi. ÇEKİÇ GÜÇ! Bakın haritaya, ne göreceksiniz!
Çekiç'in başı Hakkari ve etrafıysa sapı da bugün sorun yaşadığımız güney sınırımızdı!BOYLU BOYUNCA hem de!
Ankara saldırısı tesadüf o ki, 17 ŞUBAT'ta gerçekleşti. Yani Eşref Bitlis Paşa'nın uçağının düşürüldüğü tarihte! Eşref Paşa'ya pekçok Amerikalı subay hayranlık duyardı.
PKK meselesini Saddam'ın Irak'ıyla yapacağı bir harekatla bitirmeyi amaçlıyordu! Bunun için gerekli tüm hazırlıkları yapmıştı. Rahmetli Özal da bunu biliyordu. Eşref Paşa, Amerika'nın Irak'ın kuzeyinde oluşturmaya çalıştığı Kürt oluşumuna karşıydı. Açık açık bunu söylüyordu. Tehlike olarak görüyordu. 7 Şubat'ta "İncirlik'ten kalkan Amerikan uçakları PKK'ya malzeme yağdırıyor!" dedikten 10 gün sonra, yani 17 Şubat'ta, uçağı buzlanma (!) nedeniyle düştü.
Şehit oldu! Eşref Paşa'nın arkadaşları da teker teker görevi başında öldürüldü!
Zaten 1993 DARBE YILIYDI!
Kimler o yıl gitmedi ki! Özal'dan Uğur Mumcu'ya kadar...
Amerika'nın KÜRT POLİTİKASI o yıllardan beri aynı. Ve asla değişmeyecek.
Bunun, kimin ABD BAŞKANI olduğuyla zerre ilgisi yok. Kim gelirse gelsin bu değişmez! Değiştirilemez!
KÜRT kartı üzerinden bölgenin haritası tekrar çizilecek. Dün PKK'ya yardım edenler şimdi PYD-YPG'ye silah yağdırıyor! Her soruya da "Böyle bilgimiz yok!" deniyor.
Diyecekler de... Çünkü bu sorulara cevap veren sözcülerin yapacağı bir şey yok ki!
Obama'nın yok, onların nasıl olsun!
Washington, gizli ortağı Moskova ile Suriye içindeki MÜSLÜMANLAR 'a bomba yağdırıyor. Milyonlarca insan yollarda. Ya Türkiye'ye geliyor ya da denizden Avrupa'ya geçmek istiyor. Bu göç dalgasıyla ne Avrupa, ne de biz uzun süre baş edebilirdik.
Biz masum insanlara kapı açıyorduk ama Suriye'de bomba yağdıranlar Sur'da, Cizre'de, Silopi'de, İdil'de TERÖR olarak karşımıza çıkıyordu! Bir akıl ısrarla bizi dışarıdanYARDIMA HAZIRLIYORDU! Diğer taraftan da Bağdat ile oturarak SÜNNİ HİLALİ'ni kesmeye çaba gösteriyordu! Kürt meselesi bütün bölgeyi içine alan yakıcı bir konuydu!
Adamlar bu sorunu silahla çözmemizi istemiyordu.
1993'e bakın! Türkiye şimdi kararlılığını ortaya koyunca gelip CANLI BOMBA Ankara'nın ortasında kendini patlattı! Mesaj DEVLETİMİZEYDİ! Türkiye büyük devlet olarak Kürtler'i ve bölgeyi kapsayacak bir planla yoluna devam etmeli. DEVLET olmanın gereği olarak elbette silah bulunmalı bunun içinde!
Ama adamların bizden beklemediğini yapmak sonuç getirir! AKILLI SÜRPRİZ yani! Ankara bunu bulur! Ve gereğini yapar... Sınırımızın hemen aşağısında komşumuz ABD! PYD değil! Eğer Amerikalılar'ın MODELİNİ beğenmiyor ve ret ediyorsak acilen kendi planımızı devreye sokmalıyız... Sonuçta bu bölge bizim. Burada oturup konuşamayacağımız kimse yok! Biz buraların çocuklarıyız.
Ama etrafımızdakiler yabancı. Amerika bilerek ve isteyerek Rusya'yı karşımıza çıkardı. Ruslar da İran'ı alıp Hizbullah'la bölgeye geldi.
Masada bizi sıkıştırmak için büyük baskı var. Amerika asla ve kat'a ARAP ALEMİNİkarşısına alarak gelmez, gelemez! Bunun için Ruslar ve İran işin içinde... Bir de terör üzerinden Tayyip Erdoğan'ı tasfiye etmeye kalkanlar var!
Kürt meselesini kendi yöntemlerimizle çözemediğimiz sürece saldırılar kesilmeyecek...
Büyük bir ŞEMSİYE olarak açılmalıyız... İçeride kalma şansımız hiç yok! Silah kullanmadan, savaşmadan yapacağımız çok şey var!
Oyun sırası bizde!
Bekleyin...
Ergün Diler

I was watching U.S. President Barack Obama speaking at a news conference in California the other day and I did not know whether to laugh or cry. "There is not a single candidate in the Republican primary that thinks we should do anything about climate change, that thinks it's serious," Obama said. "Well that's a problem. The rest of the world looks at that and says: ‘Well, how can that be?' "
I have to be politically correct, but I can't. I have to say: "Oh yes, he is right. It's a shame that the Republicans don't have a word about that," but I won't. It would be really nice to talk about global warming given the fact that historically the global north of industrialized nations, the U.S. and Western Europe, has mostly contributed to it, and I surely will be effortlessly cool when I talk about it. Maybe I can wear skinny jeans, headbands and horn-rimmed glasses, too, and I can trick myself thinking how sensible of an environmentalist I am, but it is really irrelevant today. Considering the urgent, alarming problems the rest of the world has been suffering, it is not a priority for me, or millions of people as well.
I know that we can knock on a deaf man's door forever, especially if he is a hipster, who is the president of the U.S., but does not shoulder the burden, and there will be no answer, but we will keep saying.
The rest of the world stopped counting how many times Obama said that Syrian President Bashar Assad cannot stay in power. After five years of his empty promises and hollow declarations, after his infamous Syrian red line debacle, his capitulations to Iran like an award for its contributions to the bloodshed in the Middle East, and after his refusal to aid Ukraine, we now have other problems: Russian President Vladimir Putin and the Democratic Union Party (PYD). Assad keeps killing his own people with the help of thousands of Iranian troops, Hezbollah fighters and now with the huge support of Russian warplanes. The Assad regime says that the PYD, the PKK's Syrian affiliate, enjoys the support of not just the U.S., but also the Assad regime, and the U.S. still keeps using them as their ground forces. The PYD also cooperates with Russia, changes the demography in northern Syria, takes control of Arab villages where there is no DAESH presence, fights Syrian opposition groups backed by the U.S., threatens Turkey which hosts around 3 million Syrian refugees, calls on Westerners to join group and attack Turkey, carries on a deadly attack in the heart of the country, Ankara, and follows its own agenda, but the Obama administration keeps saying that the group is effective in fighting DAESH.
Middle Easterners regard DAESH as abhorrent and want the brutal organization to be destroyed. The Obama administration's policy of focusing exclusively on DAESH, omitting the other problems and trying to convince everyone in the region to do the same, however, has made the hell of the Middle East hotter. DAESH is not the root of the problem; it is just a symptom. While Obama's policies keep failing, the sources of the problems grow and keep DAESH alive. On the other hand, while the Kremlin is threatening the world with a third world war, NATO is sending ships to patrol the Aegean Sea in an effort to stop migrants from making it to the EU. More than a quarter million people have died in the Syrian civil war, more than half of the entire population of the country had to leave their homes in attempts to survive and the civil war has spilled over surrounding countries, Obama said unblushingly in California that Syria is not a contest between him and Putin while we still remember his newsflash speeches about Syria in 2011-12.And now, like it was not enough that he asked all of us not to think about anything else but to focus on DAESH, he wants the Republican candidates, the ones who are frighteningly aggressive and eerily popular thanks to his failures, to focus on climate change.I can assure Obama that the rest of the world has been following the Republican debates and they are appalled by what they hear. Donald Trump wants to ban all Muslims from entering the U.S. and Ben Carson has compared Syrian refugees to rabid dogs. The Republican candidates act like they are in a race of evil, one promise following another. They vow to waterboard, and "do a hell of a lot worse than waterboarding," repopulate Guantanamo, kill families of suspected terrorists and carpet bomb Middle Eastern countries. One has even criticized another for having insufficiently endorsed torture.
Regarding Trump and other Republican candidates' comments, Obama said in California that the American people are pretty sensible and he thinks they will make a sensible choice in the end. Well, maybe Obama has faith in the American people, but all we see is that they are disappointed with Obama in their own ways. There are millions of Americans who applaud the Republican candidates' promises of torture and argue that they will take the U.S. back. Obama took office after President George W. Bush, but now someone who is way worse than him may become the U.S. president. It is serious and it may happen. Then whose fault will it be?
Merve Şebnem Oruç