Bugünlerde her masada bir harita var



Sanki 1. Dünya Savaşı dönemini yaşıyoruz. Sanki yeniden Sykes-Picot benzeri gizli anlaşmalar, harita çalışmaları yapılıyor. Ülkelerin nasıl parçalanacağı, ne tür yeni devletler kurulacağı, bölgesel kaosun nasıl çıkarılacağı ve bu kaoslar üzerinden hangi şehirlerin kimlere kalacağı, hangi terör örgütleri üzerinden ne tür senaryolar uygulanacağı tartışılıyor.

Bizler bile Suriye'yi kaç parçaya bölerler, bunun Türkiye'ye yansımaları neler olabilir, İran etnik haritası nasıl bir şey ve bunlar üzerine ne tür senaryolar uygulayabilirler gibi, kulağa fantastik gelen senaryoları, gerçek gündemimiz olarak, analiz etmeye çalışıyoruz.

Her masada bir harita var

Bugünlerde her masada bir harita varHerkesin elinde bir kalem bir cetvel var. Herkes ülkelerin demografilerine bakıyor. Ülkelerin etnik ve mezhepsel kimlikleri üzerine kafa yoruyor. Bir zamanlar uluslararası statükoyu oluşturan devletler terör örgütlerini kapışıyor, onlara ihaleler dağıtıyor.

Demokrasinin kalesi olması gereken siyasi partiler, kendi ülkelerine karşı bu örgütlerin safında yer alıyor, onların alçakça katliamlarına mazeretler üretiyor. Türkiye'de bu işbirliğinin en çirkin hallerini görüyoruz. Eli kalem tutanlar, her biri bir yerlerden talimat almışçasına milletine, ülkesine, devletine, tarihine küfrediyor, iç savaş çıkarmak, ülkeyi parçalamak için kalem oynatıyor. Türkiye'de bunların en kalleş örneklerini görüyoruz.

Kalemiyle terör estirenler

Ölümcül gerçeklerle yüz yüzeyiz. Hata yapma, basiretsiz davranma, tembellik etme, aptalca iyimserlik gibi lükslerimiz yok. Her sözün çok ağır bedelleri olacak artık. Her hareketin, her kararın intihar anlamına gelen sonuçları olacak. Ama kararsızlığın, ataletin, beceriksizliğin, hantallığın, öngörüsüzlüğün bedeli hepsinden daha acı olacak.

Ülkemize karşı iç işgale girişenlere tahammül ve sabır bu ülkenin intiharı olacaktır. İç işgali meşrulaştırmaya, masumlaştırmaya, ona gerekçeler üretmeye yönelik her söz, her savunma vatan hainliğidir. Terörle ortaklıktır, terör eylemidir, ülke düşmanlığıdır.

Sokaklarımızda bomba yüklü araç patlatanlarla, bunları savunanlar, onlara yönelik kamuoyu öfkesini ve hassasiyetini körleştirmeye girişenler de teröristtir, Türkiye'ye kurşun sıkmaktadır.Onlar da terör kapsamına alınmalıdır, ona göre muamele görmelidir.

Canı yananların öfkesi büyüktür

Çünkü olağan dönemler yaşamıyoruz. Bütün coğrafyanın lime limeedildiği, paramparça edilmek istendiği bir tarihi yaşıyoruz. Hiç kimsenin tepeden, buyruk verir gibi akıl satmasına, tuzu kuruların bol keseden ahkam kesmesine tahammül kalmamıştır. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki; bedel ödeyenlerin, emek verenlerin, ülkesi içincanı yananların öne çıkması gerekmektedir.

Sınırlarımızı cepheye dönüştürenlere suskunluğumuz ülkenin parçalanmasına zemin hazırlayacaktır. İster PKK olsun ister PYD olsun ister diğer taşeron örgütler ve onlara lojistik destek sağlayanparalel ekipler olsun, atacakları her adım Türkiye'yi yaralamaya, zayıflatmaya, diz çökmeye dönük adımlardır. Bütün bunları silahlı güçlere dönüştürüp Türkiye'nin ana omurgası karşısına dikençokuluslu bir irade vardır ve bu iradenin en büyük hedefi Türkiye'yi dize getirmek, yönetilebilir alana çekmektir.

“Sivil savaşçılar" sahaya sürüldü

Türkiye çok büyüdü, çok güçlendi, hesapları sıfırlayan, oyun bozan ülke haline geldi. Bölgemizde rahatça at koşturanlar Türkiye'nin caydırıcı duruşunu hazmedemediler. Bu yüzden intikam almaya çalışıyorlar. Bu yüzden etnik çatışmaları topraklarımıza servis ediyorlar. Bütün örgütleri tek çatı altında toplayıp, sokak terörü yapmaya, toplumsal infial uyandırmaya, Türkiye'nin siyasi aklını felç etmeye, toplumsal psikolojiyi çökertmeye, Türkiye'yi de Suriyeleştirmeye çalışıyor.

Bizden intikam alıyorlar. Bize hesap sormaya kalkışıyorlar. Bizi terörle terbiye etmeye yelteniyorlar. Sınırlarımızı tartışmalı hale getirmeye, şehirlerimizi güvensizleştirmeye çalışıyorlar. PKK ve yan örgütleriyle aylardır şehirlerimize saldırıyorlar. Kendi istihbaratçılarını, terör mensuplarını da aralarına katarak Türkiye'ye karşı açık savaşa girişiyorlar. Medyadaki kalem erbaplarını seferber ediyor, “sivil" görünümlü savaşçılarını sahaya sürüyorlar.

Kuzey Koridoru savaşın ilk adımı

Kuzey Suriye Koridoru'nu oluşturmak için var güçleriyle çalışıyorlar. Bu koridor Türkiye ile Arap-İslam dünyası arasındaki bütün bağları koparmak için planlandı. Bu koridorTürkiye ile Kürtleri sonsuz savaşlara sürüklemek için planlandı. Bu koridor, Türkiye'yi parçalamanın ilk adımı olarak planlandı. Bu koridor, Türkiye'ye yönelik bir savaş ilanıdır. Çünkü bu savaşın ilk adımları olarak planlandı.

Biz, o planlarla o topraklarda mücadele etmediğimiz için içeride savaşmak zorunda kaldık. Çokuluslu terörle, kendi şehirlerimizde yüzleşmek zorunda kaldık. Biz, tehditleri kendi sınırlarımızda, kendi topraklarımızda karşılamak zorunda kaldığımız içinsavaş ülkemizin içlerine doğru ilerliyor.

PYD'nin, o çokuluslu plan kapsamında Suriye'de “federasyon"planına bir bakın. O planla o koridorda hesaplaşamazsak bu ülkenin yarınını tartışmaya açmış olacağız.

Onları da ifşa edeceğiz

Hiç kimse, bu planları süslü cümlelerle yumuşatma ve bize satma gayreti içine girmesinHiç kimse Ankara'da oturup da PKK/PYD'ye yönelik mücadele yöntemlerini sulandırmaya kalkışmasın, Türkiye'ye gizli defans uygulamasın.

Bugün bazı terör ortaklarını ifşa ettiğimiz gibi, böyle yaparlarsa yarın onları da ifşa edeceğiz. Onları da Türkiye düşmanı sayacağız, terör mensubu ilan edeceğiz. PKK-PYD'nin bütün eylemlerine, saldırılarına, planlarına kalkan olanlar var bu ülkede.

Bu örgütlerin en büyük desteğinin Türkiye'de olduğuna dikkat çekelim. Çekelim de milletimiz böyle bir ihanetin varolduğunu bilsin. Günü geldiğinde, onları tek tek milletimizin karşısına çıkaracağımızıda söyleyelim.

O kurucu irade, akıl, omurga güçlendirilmeli

“Anadolu bütün hesapların bozulduğu yer" demiştim. Bin yıldır bu topraklarda hangi oyunlar, hesaplar bozuldu, bilin isterim. Her ciddi krizde, buhranda güçlü bir kurucu irade, akıl, kadro bu ülkede yerini almaktadır. Bugün de bu böyledir. Bu yüzden de iki şeyi hedef alıyorlar: Bu kurucu irade, akıl, kadro ile ona destek veren ülkenin ana omurgasını..

Bu aklı da, kadroyu da, omurgayı da ayakta tutacağız. Ona destek verip direncini artıracağız. İrademiz zayıflamayacak, nefesimiz kesilmeyecek, umudumuz zedelenmeyecek, direncimiz düşmeyecek.

Bu oyunların, kurguların, kirli hesapların, senaryoların üstesinden geleceğiz. Bunun için ev ev, sokak sokak, fert fertdayanışmamızı güçlendirecek, tarih yapan bu ana omurgaya kan vereceğiz.

Biz de onlara harita dayatacağız

Böyle zamanlarda mesleğimiz, kimliğimiz, görevlerimiz değil, tarih yapıcı rolümüz öne geçecek. Bize harita dayatanlara Musul'dan Halep'e kadar bir harita göstereceğiz. Bize parçalanma senaryoları çizenlere coğrafyamızda yeni ortaklarla, dostlarla karşılık vereceğiz.

Sınırlarımıza silahla gelenlere sınırlarımızın çok ötelerinde silahla karşılık vereceğiz. Bize Anadolu'yu dar etmek isteyenlere biz de coğrafyayı dar edeceğiz. Akıl var, kadro var, bilgi ve öngörü var. İnanç var, imkan var. İhanetleri de, hainleri de biliyorsak sorun yok. Biz direne direne, mücadele ede ede, bedel ödeye ödeye ama asla ağlamadan sızlamadan, acılarımızı gizleyerek tarih yazdık bugüne kadar.

Hesaplaşmaysa hesaplaşmanın ne olduğunu onlara göstereceğiz.


İbrahim Karagül

Elin Adamları !



Bölgemizdeki sorunların temelinde KÜRTLER'in geleceği yatıyor. Birileri "Kürtler'e ne olacak?" diye sorup buldukları cevabı hayata geçirmeye çalışıyor.
Amerika bu! Bu öyle bir mesele ki hem içeriyi hem dışarıyı karıştırmaya yetiyor. Graham Fuller geçtiğimiz gün televizyondaydı. Önemlidir. İzlenmesi gereken biridir. Birkaç maddede Türkiye'yi uyarıyordu... Açık açık! 
 Türkiye Erdoğan'ın BAŞBAKANLIĞI dönemindeki politikalara dönmeli. Dönmezlerse hem Türkiye hem AK Parti büyük zarar görür. 
 Esad gitmeyecek.
Ankara kendini buna hazırlasa ve bununla yaşamayı bir an önce öğrense iyi olur. 
 Katar'la ilişkiler geriye çekilmeli, azaltılmalı... 
 İran'la karşı karşıya gelinmesin. 
 Moskova ile ilişkiler düzeltilsin. 
 Suriye, Irak ve Türkiye'deki Kürtler'le yakın ilişki kurulmalı...
Öncelikle "Esad gidecek" diye ilk ortaya çıkan Amerika'ydı. İsteyen ve gitmesi gerektiğini söyleyen onlardı. Moskova ile uçak krizine bizi sokan ve ilişkileri bu noktaya getiren de onlardı! Her yerde izleri vardı. İran ile karşı karşıya gelmedik, ne oldu?
David Cohen gelip bankalarımıza girdi. 17-25 Aralık, İran ile kurulan sıcak ve samimi ilişkilerin sonucuydu.
Zaten asıl amacı son mesajdaydı: KÜRTLER'LE YAKIN İLİŞKİ KURULSUN...
Vermek istediği mesajların önüne anlamsız başka unsurlar koyup amacını sona saklıyordu. Graham Fuller, yani CIA, yani PARALEL, bunları söylüyordu. Peki, içeride neler oluyordu? Hatırlayalım... EŞBAŞKAN Figen Yüksekdağ: "Biz sırtımızı YPJ'ye, YPG'ye ve PYD'ye yaslıyoruz, bunu söylemekte ve savunmakta hiçbir sakınca görmüyoruz. Sırtımızı kime yasladığımızı söylüyoruz, bundan sonra da yaslamaya devam edeceğiz..."
Tabii HDP'deki meydan okuma bu kadarla bitmiyordu!
HDP Van Milletvekili Tuğba Hezer, Ankara'da 29 kişinin hayatını kaybettiği intihar saldırısını gerçekleştiren teröristin taziyesine gitti. Teröriste sahip çıktı. Meydan okudu. Zaten geçen yıl da 1 polisimizi şehit eden teröristin cenazesinde tabuta omuz vermişti.
Şanlıurfa'daki terörist cenazesine HDP milletvekilleri Dilek Öcalan ile İbrahim Ayhan da katılıyordu. Hassasiyetleri büyüktü yani!
HDP Tunceli vekilleri de bir başka teröristin cenazesine katılmakta hiçbir sakınca görmüyordu. Hatta bir vekil, hastaneden öldürülen teröristlerin cenazelerini almaya geliyor ve polis müdürüyle tartışıyordu. Polis müdürü "Milletvekili değil misin, haddini bil.
Devletten maaş alıyorsun, 5 teröristin cenazesini almaya geliyorsun..." diye tepki gösteriyordu... HDP'de, CHP'de ve MHP'de birileri dışarıdan elini işin içine sokmaya çalışıyordu. Demirtaş tutmayınca işler karışmış ve bir bocalama olmuştu. Sonra üç partiye de el atan, atabilen AKIL devreye girdi. "HDP KAPATILSIN" diye elinden geleni yaptı, yaptırdı.
HDP'li vekiller de verilen görevi eksiksiz yerine getirdi. Normalde defalarca mahkeme salonlarına taşınması gereken olaylar görmezden gelindi. Bu YABANCI AKIL HDP'yi mahkemelere düşürüp yeni MERKEZİ CHP olarak tayin ediyordu. YÜZDE 25'e kilitlenmiş olan CHP'yi gelecek KÜRT oylarıyla yukarıya taşımak isteyeceklerdi. Yani birileri Kürtler'i CHP'ye itiyordu. Partiyi kapattırmak isteyerek hem de! CHP içinde TR: NO...'lu isimler zaten biliniyordu.
HDP'den farklı düşünmüyorlardı.
Geçtiğimiz günlerde yazmıştım. PKK hiçbir zaman PARALEL YAPI ile düşman olmadı, ters düşmedi...
İki taraf da birbirini çok iyi tanırdı.
Mesela devletin giremediği sokaklara ZAMAN GAZETESİ'nin girdiği dönemler vardı. MHP lideri Devlet Bey başından beri paralel yapıya karşıydı. Teslim olmadı. Mücadele etti. Ama şimdi karşısındakiler işin rengini değiştirdi. Parti mahkemeye düştü düşecek. Devlet Bey de teşkilatları kapatarak önlem almaya, muhalefeti durdurmaya çalışıyor.
Devlet Bey'in karşısındaki önemli isim Meral Akşener... Ankara'daki ofisleri ziyaretçi akınına uğruyor resmen. Gelen giden belli değil.
Meral Hanım'ın Amerika'ya yakınlığı ortada! İnkar da etmiyor. Dün Ümit Özdağ da istifa ederek parti içindeki mücadeleyi iyice alevlendirdi. Diğer muhalif isimler ise belli. CHP'de ise fol yok yumurta yokken Deniz Bey ortaya çıktı. Aslında Deniz Bey de çok önceleri KÜRT RAPORU ile Güneydoğu meselesini çözmek isteyen bir isimdi. 1989'da hazırlanan raporla yerleşik DEVLETİN karşısına geçen bir siyasetçiydi. Kürt'e "KÜRT!" diyen ilk simalardandı.
Ankara'nın anlayışını değiştirmek için çalıştı ve doğru tespitler yaptı. Ama İKLİM müsait değildi...
AK Parti içinde de MHP'li muhalifler gibi, CHP'li muhalifler gibi hatta HDP'liler gibi düşünenler vardı. Mesela son günlerde tartışma meydana getiren açıklamalar yapan Bülent Arınç Bey Amerika'daki bir toplantıda "Sayın Öcalan demek suç olmaktan çıktı. PKK'nın kendine ait bayrağını elinde taşımak, Öcalan'ın posterini taşımak suç olmaktan çıktı. Hatta Türkiye'nin sistemi böyle olmalıdır, Türkiye'de eyaletler, demokratik özerklikler falan filan...
Bunların hiçbirisi artık suç değil..." gibi sözlerle KÜRT meselesine bakışını ortaya koymuştu. Şivan Perwer'e "Gel bizim Mevlanamız ol!" diyen de oydu... Bu konuda çok ama çok şey yazılabilir.
Ama bizler yani sıradan insanlar, farklı partilerin, farklı siyasilerin ARADAKİ farkları temsil ettiğini düşünürüz. Hiç böyle bir şey yoktur. Siyasete soyunan insanların pek çoğu bir merkeze yakın olmak durumundadır. Bu böyledir. Deniz Baykal Bey ile Bülent Arınç Bey'inKÜRT MESELESİ'ndeki görüş farkı yok denecek kadar azdır.
HDP ile Meral Akşener "yan yana gelemeyecek" gibi dursa da KÜRT KARTI konusunda fırsat olursa aynı düşündüklerini görürüz! Yaşayışları, tarzları birbirine benzemese de partileri çok uzak olsa da SİYASETLERİ birdir! Bunu atlarız biz! Bu nedenle aldatılırız!DEVLETLER bunu sağlar!
1990'a kadar RUSLAR pek çok kişi için tehlikeliydi. Sonuçta "Komünist"ti! Gorbaçov geldi, sınırları kaldırdı. İki milletin nasıl da kaynaştığı ortaya çıkıverdi. Antalya Ruslar'ın merkezi oluverdi! Demek ki birileri ALGI ile oynayıp düşüncelerimizi belirliyordu. Bize ait olmayanlara bizim gibi sahip çıkıyorduk! Böyledir!
Oyundur.
PYD-YPG konusunda Erdoğan tamamen yalnızlaştırılmak isteniyordu. İsimlere daha fazla girmek istemiyorum. Ama pek çok kişi Erdoğan'ın siyasetinin karşısında!
İmzacı akademisyenlerden İlhan Selçuk'un gazetesine kadar!
Ama DÜŞÜNCENİN asıl SAHİBİ yazının başındaki kişi! Yani GRAHAM! Biz içerideki fikirlere sarılıp giderken YABANCIYI bulmayı pek istemeyiz. Sevmeyiz. Erdoğan CUMHURBAŞKANI olarak Washington'a sert tepki gösterdiği için birileri ortaya çıktı ve başkaları da işaret bekliyor. Burası Türkiye.
Kendi KOD'ları var. Ankara'da pek çok ofiste hareket yaşanıyor. Bazı işadamlarının öncülüğünde toplantılar yapılıyor. Ama Atlantik'in ötesinden net işaret alamadıkları için çırpınıyorlar.
ABD'nin Kürt meselesine bakışını Türkiye'de taşıyacak insanlara, gruplara, partilere, sermayeye, siyasilere ihtiyaç vardı. Tıpkı İngilizler'in modelini taşıyanlar olduğu gibi... Tabii Ankara arada kaynar giderdi! Düne kadar... MİT TIR'ları olayı da aslında buydu. Tutuklananlar da bu kavganın sonucuydu. Biden'in gelip konuştuğu isimlere bakın! Biz sadece TÜRK İSİMLERİ, TÜRK VATANDAŞLARI üzerinden KÜRESEL bir mücadeleye tanıklık ediyorduk. Kimi Amerikalı gibi, kimi de Avrupalı gibi düşünüyordu.
Kavga buydu! Ülkenin gerilimden kurtulmamasının arkasında bu vardı!
Yapılacak şey belliydi. Birlik ve bütünlük içinde "SEN-BEN" demeden birbirimize sarılmak!
KARDEŞLİK temelinde kendi modelimizi kurmak! Washington'dan esecek rüzgara göre yön belirleyecek çok ismin gözü telefonda! Gelecek HAYIRLI bir haberde! Büyük dengeleri bilerek kendi yolumuzu seçmek en akıllıca olanıydı. Bir yerden RÜZGAR bekleneceğineFIRTINA olmayı bilmeliydik.
Bakıyorum kolayı seçip, gözünü dışarıya dikenler çok! Türkiye burası!
Bir anda değişmiyor hemen!
Amerika, PYD ve YPG'nin yanında yer alınca birileri durumdan vazife çıkardı. Partilerin içi karıştı.
Daha da karışacak. Adamlar kendi çizgilerini buluncaya kadar ELLERİ burada kalacak. Çıkan ve çıkması muhtemel isimlere bu mercekle bakın!
Kim hangi SİYASETİ tercih ediyor! ŞİFRE bu! Dikkat edin! Kimin nereye 
yakın olduğunu bulmak zor değil! Hiç!


Ergün Diler

Yedi düvel de gelse, dimdik ayaktayız biz!


Türkiye, bir kez daha “çokuluslu terör” saldırısına maruz bırakılmıştır. Güneydoğu'daki ilçelerimizden başlatılan, Anadolu içlerine servis edilen, terör kapsamının çok ötesine taşınan bir tür savaş hali görüntüsü sistematik olarak güçlendirilmektedir. Devletin iktidar merkezlerini, ülkenin başkentini hedef alan bu tür bir saldırı, terör değil, Türkiye'ye açık saldırıdır.


Bu saldırı PKK tarafından, onun Suriye kolu PYD/YPG tarafından yapılmıştır. Daha doğrusu ona ihale edilmiştir. Kuzey Suriye'den Türkiye'ye karşı başlatılan savaşın alanı genişletilmektedir. Örgütler üzerinden ülkemize karşı bir tür vekalet savaşı yürütülmektedir. Türkiye dizginlenmeye, susturulmaya, uysallaştırılmaya çalışılmaktadır.

Bize diz çökün, teslim olun diyorlar!

Bize “diz çökün, teslim olun, yönetilebilir alanda durun, kafanızı kaldırmayın, vesayete direnmeyin, size ihale edilen rollerin dışına taşmayın, coğrafya ile ilgilenmeyin, Anadolu içine hapsolun, biz izin vermedikçe nefes bile almayın” diyorlar! “Yoksa etnik savaşlarla, mezhep savaşlarıyla, iç savaşla yüzleşirsiniz, yoksa parçalanırsınız, yoksa Suriye olursunuz” diyorlar.

Yüz yıllık uykudan uyanmak da ne demek, yüz yıllık kurtuluş savaşı ne demek, yüz yıllık vesayetin sonu ne demek, yeni Türkiye ne demek, Türkiye devrimi ne demek, Birinci Dünya Savaşı şimdi bitti ne demek” diyorlar.

Coğrafya yeniden biçimlendirilirken, haritalar yeniden çizilirken, bölgenin güç haritası yeniden şekillendirilirken, Türkiye dahil bir çok ülke için parçalanma senaryoları belli bir aşamaya gelmişken, “siz kendinizi ne sanıyorsunuz da ayağa kalkıyorsunuz, yumruklarınızı sıkıyorsunuz, tarihsel bir hesaplaşma içine giriyorsunuz” diyorlar.

Bu nasıl bir terör ortaklığı

Müttefiklerimiz harekete geçiyor, tarihi rakiplerimiz harekete geçiyor, bize çok yakın bildiklerimiz karşı safa geçiyor, bölgedeki bütün terör unsurları harekete geçiriliyor, hepsi biraraya toplanıyor, bir çatı oluşturuluyor, hepsine talimatlar veriliyor, hedefleri seçiliyor.

Türkiye, müttefiklerinin silahlarıyla vuruluyorABD'nin verdiği silahlarla, Rusya'nın aktardığı silahlarla, İran'ın sevkettiği silahlarla vuruluyor. Bize “IŞİD'le savaşın” diyorlar, onlar IŞİD'i koruyor. Bize YPG ile savaşmayın, onlar müttefikimiz” diyorlar, YPG teröristlerini Ankara'ya kadar gönderip terör saldırıları yaptırıyorlar. 20. yüzyılı terörle mücadele yüzyılı ilan edenler, terör üzerinden ülkeler parçalıyor, katliamlar/kıyımlar yapıyor, ülkeleri istikrarsızlaştırmaya çalışıyor.

İran, sana çok daha kötüsünü yapacaklar

Şimdi biz, İran'ın PYD'ye gönderdiği silahlar için ne diyeceğiz? “Tahran sen teröristsin” mi diyeceğiz? Tahran bu silahları sen YPG'ye vermedin mi? Bunları bilmeyen mi kaldı? Kandil'e gidip “sakın silah bırakmayın” diyen, Kuzey Suriye'dekilerle Türkiye'ye karşı cephe kurmaya çalışan Tahran, senin etnik zaafların bu coğrafyada her ülkeden daha kırılgan, bunların kat kat fazlasını sana da yapacaklar, asla unutma!

PYD'yi müttefik ilan eden, YPG'yi kara gücü kabul eden, aylardır bu örgüte silah yağdıran ABD'ye ne diyeceğiz, ne demeliyiz? “Barak Obama, Ankara'daki saldırıları senin adamların yaptı” mı diyeceğiz? “Obama bu saldırıda sizin de imzanız var mı” diyeceğiz?

“Onları sizin adamlarınız eğitiyor” mu diyeceğiz? Artık gizlemeye bile gerek duymadığınız, “müttefik” dediklerinize karşı bu ortaklığınız için hangi cümleleri kullanacağız?

Bunlar senin adamların Putin

Suriye'de muhalifleri ezen, zalim bir yönetimi ayakta tutma adına Suriye halkının özgürlük umutlarını boğan, aylardır ağır hava saldırılarıyla sivil katliamlar yapan, hastaneleri ve okulları bombalayan Putin, haftalardır Afrin'e silah yığdığını, YPG'ye her alanda askeri destek verdiğini, Rusya'dan kargo uçaklarıyla ağır silahlar gönderdiğini, bu terör unsurlarıyla ortaklık kurduğunu bilmeyen mi kaldı?

Kalkmış “teröre karşı ortak hareket edelim” çağrısı yapıyorsunuz? Ankara'yı siz vurdunuz, bu ülkenin tarihine bu böyle kaydedilecek. Türkiye kamuoyu, toplumsal hafızası bunu asla unutmayacak, Rusya'nın terör örgütleriyle ortaklığını hiç unutmayacak. Moskova'nın Türkiye'ye karşı açık savaş yürüttüğünü herkes bilecek.

Biz sadece Türkiye değiliz!

Bu saldırılar, bu kirli ortaklıklar, bu Türkiye'yi zayıflatma girişimleri bizi korkutmaz. Biz hiç korkan bir millet olmadık. Sinen,pısırıklaşan, kolay pes eden bir toplum hiç olmadık. Olmayacağız, olamayız da. Bunu bir kez daha göreceksiniz, bütün dünya görecek.Sabırlıyız, temkinliyiz, dayanıklıyız ama asla boynumuzu bükme geleneğimiz olmamıştır.

Biraz tarih okuduysanız bu ülkenin sadece Türkiye olmadığını, bu devletin sadece doksan üç yıllık olmadığını, bu milletin hafızasının sadece modern Türkiye olmadığını, coğrafyamızın sadece Anadolu olmadığını biliyor olmalısınız. Bilmiyorsanız öğreneceksiniz. Tarih size bunu bir kez daha öğretecek.

Haçlı koalisyonundan, Moğol istilasından, Birinci Dünya Savaşı'ndan daha büyük değilsiniz. Bütün bu buhranlarınüstesinden gelme geleneğini birazcık merak ederseniz, nasıl birdirençle yüzleşeceğinizi de göreceksiniz.

Öfkemiz çok büyük

Öfkemiz çok büyükyumruklarımız sımsıkı. Ama sabrımız ve merhametimiz de çok güçlü. Bu ülkenin, bu şehirlerin, bu sokakların insanları, ülkemizin nerelere sürüklenmek istendiğinin farkında. Coğrafyada ne tür bir hesap yapıldığının farkında. Türkiye'ye nasıl bir tuzak kurulduğunun farkında.

Doğru yerde durduk, sağlam zeminde duruyoruz, sözlerimiz ve bakışımız ahlaki bir olgunluktan besleniyor. Bu işin üstesinden geleceğiz. İnadına mücadele edecek, yirminci yüzyıl parantezini kapatacak, yüzyıllık direnişi zafere erdireceğiz.

Bu yolda acıya da, zora da hazırız. Bu yolda çok şeyi göze aldık. Çünkü bir yirminci yüzyıl daha asla yaşamayacağız. O zillete bir daha izin vermeyeceğiz.

Fert fert, hepimiz bir Türkiye olacağız

Cizre'de, Silopi'de, İdil'de sizin silahlarınız olsa da, örgütleriniz olsa da, bizi Kamışlı'dan, Kobani'den vurmaya devam etseniz de, bu rüzgarı tersine çevirmeyi bileceğiz. Fert fert, köy köy bu bilinci aşılayacak, bu idrakle harekete geçecek, bu ülkedeki her ferdin bir Anodu direncine dönüşmesi için seferber olacağız.

Asla umutsuz değiliz, asla gözümüz korkmuş değil. Bizden böyle bir şey beklemeyin. Bu milleti asla diz çöktüremeyeceksiniz, böyle bir hesaba girişmeyin. Bu ülkenin siyasi aklını asla bulandıramayacaksınız, böyle bir çaba içine girmeyin.

Tam tersine biz zafer hesabı yapıyoruz. Biz o ışığa çok az zaman kaldığını düşünüyoruz. Biz, Türkiye'nin yeni yükseliş döneminin başladığına ve durdurulamayacağına inanıyoruz. Zaman geçtikçe yürüyüşümüz çok daha sağlam adımlarla, çok daha hızlanarak devam edecektir. Birinci Dünya Savaşı'ndan bu yana biriktirdiğimizazmimizin, enerjimizin nasıl patlayacağına, coğrafyanın nasıl sarsılacağına tanık olacaksınız.

Selçuklu'yuz, Osmanlı'yız

Dimdik ayaktayız, hep birlikteyiz, omuz omuzayız. İçerideki ortaklarınızın bırakın etkisini, itibarı bile kalmadı. Ellerine ne kadar senaryo tutuşturursanız tutuşturun, artık işe yaramayacaktır.

Unutmayın; sizin varsa bizim de harita çalışmalarımız var. Bizim de bir coğrafya algımız var. Bizim de hesaplarımız var. Ve o hesaplar içeriye değil, dışarıya dönüktür. Çünkü gerileme dönemi çoktan bitmiştir, yüz yıllık durgunluk dönemi bitmiştir, yeni biryükseliş dönemi başlamıştır. Tarihin akışı değişmiştir ve yüzyıllarca bu böyle devam edecektir.

Tekrar hatırlatayım; biz Selçuklu'yuz, Osmanlı'yız, Türkiye'yiz. Sadece Türkiye kadar değiliz, coğrafyamız da sadece Anadolu değildir. Siz bizi terör örgütleriyle hizaya sokacağınız hesaplarını yaparken bizim hesaplarımızı da bir yere not edin.

En büyük hayal kırıklığınız şu olacaktır: Asla pes etmeyeceğiz!


İbrahim Karagül