Barack!


Terörle mücadele hız kesmeden devam ediyor. Temmuz'dan bu yana 5 bini aşkın terörist etkisiz hale getirildi.
Nusaybin'de pazar günü askeri timin arama için girdiği evde meydana gelen patlama sonucu bina çöktü. 5 asker yaralanırken enkaz altında kalan bir yüzbaşımız da şehit oldu.
Yaklaşık birbuçuk ay önce de aynı olayın benzerini Diyarbakır Sur'da yaşadık.
Güvenlik güçlerimiz bir binaya girdiklerinde tuzaklanmış bir bomba patlayınca çöken evde 3 askerimiz şehit oldu. Ve bu iki olayın aynısı Kobani'de de sık sık yaşanıyor. Mesela bir yıl önce DAEŞ'in Kobani'de ele geçirdiği Mıştenur Hastanesi, aynı yöntemlerle YPG tarafından içindekilerle birlikte havaya uçuruldu.
Yukarıdaki bilgileri alt alta sıralayan Amerika'nın Sesi VOA internet sitesi şu soruyu gündeme getiriyor; "Peki Türkiye'nin Güneydoğu'sunda güvenlik güçleriyle çarpışan PKK'nın gençlik örgütü YPS bu taktikleri nereden öğrendi?" Kobani ile Güneydoğu'da yaşanan olaylar arasında başka benzerlikler de olduğunun altını çiziyor ve şöyle sıralıyor;Sokakların tuzaklanması, keskin nişancılara karşı perdelerin çekilmesi... Bu uygulama DAEŞ'e karşı ilk Kobani'de denendi, kayıplar önlendi. Evlerden evlere geçiş için gedikler açılması, havadan keşfe karşı yatay perdelerin çekilmesi de Kobani yapımı. Amerika'da hükümete yakınlığı ile bilinen bu internet sitesinin sorusu ve açıklamaları adeta itiraf gibi... Tabii durumu kurtarmak için, eğitimin Halep'ten gelen bir grup tarafından Kobani'de verildiğinin altını çizerek "ABD'nin hiç suçu yok" demeye getiriyorlar. Satır aralarında ise Kobani'ye savaşmaya gidenlerin, geri gelerek Sur, Nusaybin, Yüksekova gibi ilçelerde savaştığını ve eğitim verdiğini anlatıyorlar. Yani tuzaklama ve bina çökertip, askerlerimizi şehit etmenin PATENTİ Kobani'ye ait. İşte Amerika'nın anlayıp da trene bakan anlamaz göründüğü nokta bu. Suriye'deki PKK'lıları çok seviyorlar. Suriye tarafına geçip eğitim alan her PKK'lının üniformasına PYD kamuflajı yapıştırıp, "Bizim müttefikimiz" diyorlar. "Görmüyor musunuz, Suriye'ye geçersen adın PYD-YPG oluyor" diye de bir yutturmaca sarmalını öne sürüp aklımızla alay etmeye kalkıyorlar. Güya biz safız ya! Kobani'de eğitim alıp, gelip Sur'da, Nusaybin'de terör estirene de "Aaa ayıp, bizim PYD ile bunların alakası yok" diyecek kadar trene bakan öküz takılıyorlar.
Bakın ne diyor Beyazsaray'a yakın internet sitesi; "YPG'nin IŞİD'e karşı kullandığı taktikleri, şimdi Türkiye'deki YPS güvenlik güçlerine karşı kullanıyor.
Yetkililerin söylediği gibi Türkiye'de çatışanlar Kobani'den gelen YPG'li mi ya da YPG tarafından mı eğitildi?
" Evet, siz ne kadar "Halep'ten gelen bir grup öğretti" diye kılıf bulsanız da, Türk askerini tuzaklanmış evlerde şehit eden bombaların yapımından, kurulmasına kadar tüm eğitim KOBANİ'DE VERİLDİ. Kobani'de kim var?... PKK'nın Suriye kolu PYD-YPG...
Peki o PYD ve YPG ile müttefik olan kim?
Tuzaklanmış bomba, perde germe, hendek açma eğitiminin verildiği Kobani'ye toz kondurmayan Amerika Birleşik Devletleri.
Bak senin internet siten yazıyor Başkan Obama!!! Adamlar Kobani'de tuzaklanmış bomba OKULU kurup, mezun ettiklerinin bir bölümünü Türkiye'ye ihraç etmişler.
Şimdi bize şu soruyu yöneltmek düşmez mi? "Müttefikin Türkiye'ye terör ihracatına mı başladın?" Bize yardımcın Joe Biden'i gönderip, insan hakları ve hukuk dersleri vermeye kalkıyorsun! Peki tuzaklanmış bomba eğitimlerinin verildiği Kobani'deki terör okullarından ülkemize ÖLÜM makineleri gönderen PYD'ye nasıl sahip çıkıyorsun? Bu mudur İnsan hakları ve hukuk? Bak senin siten yazıyor... "Sur ve Nusaybin'de bina çökertip, asker öldürten eğitimler Kobani'de verildi" diye. Hani o çok sevdiğin PYD'nin Kobani'si ha... Sakın şimdi de "Şeyy orası Tel Abyad" demeyin. Bize eski adıyla gelmeyin... Kelimelerle, harflerle "MÜTTEFİKİM" dediğiniz Türk halkını kandıracağınızı mı zannediyorsunuz?
Çünkü komik oluyorsunuz. Gülünecek durumlara düşüyorsunuz. Kobani'deki, o Sur'a, Nusaybin'e, Cizre'ye, Yüksekova'ya saldıranların eğitildiği terör okullarını ABD Savunma Bakanlığı'nın SAVAŞ UÇAKLARI korumuyor mu? Ne diyorsun sayın Obama? Sakın bana "Benim adım Barack" deme!
Barack bu harflerle, teröre branda germe ayaklarını!


Bekir Hazar

Sur ve Terörün Tutsak Ettikleri



Terörün toplumları nasıl tutsak hale getirebileceğini anlamak için Sur örneğine bakmak yeterli olabilir.

Sur’un terör ve şiddete maruz kalan altı mahallesi, bundan bir yıl önceki yer değil. Ne yol kalmış, ne barınak, ne de yaşam emaresi. Kurtarılmış bölge yaratmak için yola çıkan PKK terör örgütü, Sur’da yaşayan, iş yeri olan binlerce ailenin her şeyini kaybetmesine yol açmış. İnsanların evlerini, sanayi tipi tüplere eklenen şeker ve gübre gibi maddelerle yaptıkları tahribat gücü yüksek bombalarla yıkmışlar. Yıkmışlar ki, hepsi birer barikat olsun ve güvenlik güçleri buralara giremesin diye.
Bugün güvenlik güçleri, girilmesi istenmeyen yere girmiş durumda. Giremeselerdi bile, zaten o bölgede kimse kalmamış olduğundan PKK mücadeleyi adına sürdürdüğü bir kitle bulamayacaktı. Sadece savaşanların kaldığı, evsiz barksız kalan ailelerin kendilerini yakınlarının ya da devletin sağladığı yerlere attığı ölü bir bölge var. Kısaca PKK Sur’da, adına savaştığını iddia ettiği Kürtleri tutsak almış. Sokağa çıkma yasakları, çatışmalar, bombalar, delik deşik olan yollar Diyarbakır’ın diğer mahallelerinde fazla iz bırakmamış; çoklukla Sur’da yaşayanlar mağdur olmuş. Ayrıca, Sur’da yaşayanların gelir düzeyi düşünülürse, belki de en fazla fakirlerin mağdur olduğunu söylemek mümkün.
Tepkilerin tutsak edilmesi
Terörün zihinleri de tutsak aldığına şüphe yok. Sur’da çatışmalar sürerken, bombalar patlayıp mermiler uçuşurken Diyarbakır’da hayat fazla bir şey yok gibi devam etmiş. Kahveler dolu, iş yerleri açık, alışveriş merkezleri kapalı değil, çocuklar parklarda oynuyor.
Sur, PKK ile güvenlik güçleri arasındaki bir mesele gibi algılanmış. Şehrin çoğunluğu yaşam koşullarından, bazı ufak lükslerinden, kendi sokağının sükunetinden, işinden ve gücünden vaz geçmek zorunda kalmamak için seyirci kalmayı tercih etmiş. Kimse, Madrid’de yaşanan terör eyleminden sonra 1 milyon insanın el ele tutuşup protesto yaptığı gibi bir sivil terör protestosu yapmaya cesaret edememiş. Muhtemelen bir kısmı PKK’dan fena korkmuş. Sur’da olanlara içi yansa da, olanları hiç onaylamasa da, buna tepki gösterdiklerinde PKK’nın kendilerine de zarar vereceğini, ya da kendilerine zarar verilmesine yol açacak işleri başlatacağını düşünmüş.
Diyarbakır’da yaşamayan bizlerin de aklına Sur’un etrafını çevirecek el ele oluşturulmuş bir halka yaratmak gelmemiş. Terör, hepimizi tutsak almış. Yaşanan tüm olaylar, zihinlerde devlet-terör örgütü ikilisi içine hapsolmuş; iki hat arasına sıkışmış, bu sıkışmadan bunalmış kesimlerin ruh hallerine pek de bakılmamış.
Zihinlerin tutsak edilmesi
Terörün yarattığı tutsaklık, dile de yansımış. PKK, kazandığı her boş sokağı zafer sayarken güvenlik güçleri de o sokakları geri almayı  başarı olarak kaydetmiş. Bubi tuzaklarını sökerken kullanılan “temizleme” kelimesi, genel bir kullanım haline gelivermiş. Ölüme duyarsızlık, PKK adına vuruşan çocukta da, yanı başında silah arkadaşını yitiren güvenlik görevlisinde de gözlemlenir olmuş.
PKK, ölüme duyarsızlaşmış bir kesimle bağımsız bir alan kurabilir mi, bu onların sorunu. Ancak gözlemlenen o ki, çatışmaların yaşandığı her yerde ailelerin, güvenlik güçlerinin, işini-aşını kaybedenlerin, hatta hiç bir şeyini yitirmeyenlerin yeniden ölüme duyarlı hale gelmelerini sağlayacak bir rehabilitasyon sürecine ihtiyaç bulunuyor.
Sur, örneklerden sadece bir tanesi. Bu tür çok katmanlı sorunlar da, sadece bir bölgede yaşayanların veya şu ya da bu partinin sorunu değil. Terörün bizleri tutsak almasına izin vermemek için belki de sadece sokağı dinlemek ve sorunların hepimizin sorunu olduğunu hatırlamak yeterli.

Prof. Dr. BERİL DEDEOĞLU
Galatasaray Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler
http://akademikperspektif.com/2016/03/21/sur-ve-terorun-tutsak-ettikleri/

Rus planı


Sur, Cizre, İdil, Nusaybin PKK tarafından cephaneliğe çevriliyor, Kandil ağırlığını iyice Suriye'nin kuzeyine kaydırıyor, Paralel'e yakın olan kurumlara giriliyor, Genelkurmay Adli Müşaviri istifa ettiriliyor, Avrupa Birliği ne dersek yapacak konuma geliyor, Halep'te bombalar patlıyor, Yemen'de karışıklık bitmiyor, İran el altından işini görüyor, MHP'de Devlet Bey'in karşısına büyük bir güç çıkıveriyor, CHP'de Kemal Bey'in anti-tezi olarak Baykal "Ben buradayım!" mesajı veriyor...
Bütün bunlar yaşanırken Amerika gelip KOBANİ'de ÜS KURMAK için start veriyor. En önemlisi 92 yaşındaki Henry Kissenger Moskova'ya gidip PUTİN'le bir araya geliyordu!
Bütün bunlar ne demek oluyordu? Bizim bakmamız gereken neydi? Olan biteni nasıl okumalıydık?
Soru çok! Ama cevaplar da zor değil!
Gelin birlikte turumuza başlayalım...
Putin 2000'lerin başında DEVLETİN kontrolünü eline alınca içeride MAKAS değiştirmek zorundaydı. Amerika imdadına yetişti. Rothschild ve Soroslar'ı kovmak için para gerekiyordu. Rusya'nın para eden ürünü PETROL'dü. Washington düğmeye bastı, fiyat 140 dolara geldi. Putin hem içerisini dizayn ediyor, hem de dünyadaki konumunu sağlamlaştırıyordu. Sonuçta BARONLAR evlerinin yolunu tuttu!
Yıllarca yüksek fiyattan satılan petrol Amerika'nın isteğiyle Ruslar'ı çok güçlü bir noktaya getirdi. 2008-2014 arasında RUSYA, yani PUTİN, silahlanmaya 850 MİLYAR DOLAR HARCADI... İnanılmaz bir rakamdı bu. Dünyada savaş yoktu! Kimse kimseyle savaşmıyordu ama PUTİN aklını kaybetmiş olmalı ki 850 milyar doları silaha gömüyordu! HAYIR! Çok akıllıydı. Washington-Moskova hattındaki GİZLİ GÖRÜŞMELERDE bunun kararı çok önceden verilmişti. Avrupa Birliği para peşinde koşarken ORDUYU ve SİLAHI unutmuştu. İşte bu nedenle İKİ BÜYÜK GÜÇ yani AMERİKA-RUSYA kendi aralarında kurdukları dengeyi sarsılmaz bir noktaya taşıyorlardı. Dünya da bunların kavga ettiğini düşünüyordu.
Amerikalı bir üst düzey komutan "Rusya'yı Suriye'de yenecek ya da onları oradan çıkaracak askeri bir güç yok! Kimse bunu yapamaz. Aklından bile geçiremez" diyordu!
Putin silaha para yağdırırken geçtiğimiz ayın başında ABD DERİN DEVLETİ'nin bir numaralı ismi Kissenger Putin'e gitti. Masa kuruldu. Bir tarafta Putin ve yardımcıları, diğer tarafta ise tek başına Kissenger... ORADA ANLAŞTILAR TEKRAR! Moskova kendi yolunda nasıl yürüyeceğini tekrar anlattı. Kissenger buna razı oldu. O da bunu istiyordu. O görüşme sırasında petrol 25 dolar civarındaydı.
Kissenger dönüp kendi tarafını ikna ettikten sonra Ruslar'ın en önemli silahı olan petrolün fiyatı artmaya başladı. 40 doları geçti. Yakında 50 doları aşacak... Belki daha da yükselecek.
Kissenger tek kutuplu dünyanın mümkün olmadığını biliyordu. Putin de farkındaydı. Poker oynandı. Kazanan derin Amerika ile Putin oldu. Zaten o saatten sonra Rusya gelip Suriye'ye iyice çöktü. Irak'ta da, Yemen'de de onlar vardı.
Şİİ'lerin arkasındaki güç Ruslar'dı! Esad ordusu gibi görünse de İran ordusu gibi görünse de arkalarında Rus askerleri vardı.
O üniformaların içinde Ruslar bulunuyordu.
Zaten araziye çıkan İranlı generaller hayatta kalamıyordu. 7 general Suriye'de öldürülmüştü. Ama Ruslar başkaydı... Hem silah, hem asker, hem komutan yolluyor arkasından da Suudi Arabistan'a, Mısır'a, Lübnan'a "Size nükleer santral yapalım!" diyordu. Ucuz ve güvenli bir yolla. Kontrol edecekleri alanın işaretini veriyorlardı böylece! Bir yandan Şİİ'leri koruyor, kolluyor, öte yandan SÜNNİLER'e yaklaşıyor, DOST elini uzatıyordu!
Neyse...
Bunları daha yazarız... Ama yazmak istediğim başka. Bambaşka! Bizi ilgilendiren kısmına gelelim.
Rus istihbaratı yerel kıyafetle ya da kendi görünümüyle PYD ve YPG'nin arkasında. Hiç çekinmeden, gocunmadan bunu yapıyorlar. Amaçları TACİZLERLE TÜRKİYE'yi Suriye bataklığına çekmek.
Bunun için ellerinden geleni yapacaklar.
Dün Kilis'e Rus KATYUŞALARI düştü.
2 kişi hayatını kaybetti. Bölgenin yüreği ağızına geldi. Özellikle çocukların olduğu yerler yakında hedef seçilecek. Suriye'de bizi zor duruma düşürmek ve kendi güçlerini göstermek için. Büyük olduklarını bizim üzerimizden ilan etmek isteyecekler.
Dertleri bu! Bu nedenle PYD üzerinden inanılmaz planlar yapıyorlar... Hem Avrupa'yı hem Türkiye'yi zora sokacak hamleler yakında gelecek gibi...
Hem de peşpeşe...
Haritaya bakın! Bulmanız hiç kolay değil. VLADİVOSTOK! Altın Boynuz'un ucunda! Çin ile komşu, Kuzey Kore ile komşu. UZAKDOĞU'da RUSLAR'ın en büyük olduğu şehir!
Burada çok güçlüler! VLADİVOSTOK'ta Rus PASİFİK DONANMASI bulunur!
Askeri şehirdir. Çok özel kamplar vardır. Çok iyi eğitmenler bulunur. İşte biz Sur'da, Cizre'de, Silopi'de, İdil'de PKK'lı teröristlerle uğraşırken RUS İSTİHBARATI bölgeden topladığı 350 kişilik grupları VLADİVOSTOK'a eğitmek için götürüyor. Kaç zamandır bu eylem sürüyor. Aldıkları KÜRT GENÇLERİNİ komando eğitiminden geçirdikten sonra Türkiye'ye gönderecekler. Sokaktan aldıkları Kürt gençleri birer savaşçı olarak dönecek. Türkiye neresi, Suriye neresi, Vladivostok neresi! Şaka gibi! Ama bunu yapıyorlar. İnanılmaz bir disiplin içinde hem de! Gençleri alıyorlar, bölgeye inanılmaz cephane yığıyorlar. Zaten PKK tabelası altında gezen ve yakalanan BOMBA yüklü kamyonetler ortada!
Büyük bir planla giden Ruslar'ın bunları Amerika'dan izinsiz yapma ihtimali yok.
Para dolaylı da olsa Washington'dan geliyor. Petrol fiyatı yükseldi mi Ruslar'ın kasası doluyor! Plana dahil olan ikinci bir kısım ise NATO'yu Türkiye konusunda devre dışı bırakmak. Bir NATO ülkesine saldırı oldu mu NATO o ülkeyi savunmak durumundadır.EVET! Böyle bir şart var! Ama NATO ülkesi bir başka ülkeye girerse işler değişir. Bu nedenle Suriye'ye iki elimizden çekileceğiz. Karşımızda Esad yok, Putin var! Kıyafetler başka sadece. En arkada ise Amerika olacak. İkisi de bunu biliyor. PYD burada TAVŞAN!Koşması ve günü geldiğinde kenara bırakılması için kullanılan bir örgüt! DAEŞ gibi!
İki büyük ülke, iki terör örgütü üzerinden SINIRLARI çizecek! Amaç bu!
Suriye'ye bomba yağdırıyorlar, Müslümanlar'ı yollara döküp hem bizim hem de Avrupa'nın sarsılması için uğraşıyorlar. Avrupa ile anlaşma olduğu an, yani VİZESİZ seyahat başlayıp Suriyeliler'i geri aldığımız an, içeride MÜLTECİ TERÖRÜ başlatacaklar. Gelenlerin içinde MASUM olmayan çok adam var çünkü!
Suriye ile bir süre daha uğraşacağımız kesin! Oradan gelecekler. Yumuşak bölge orası! Ne demişti Kissenger: "Eğer iki kutuplu bir denge olmazsa, devletler iktidarlarını kaybeder ve kontrol edilemeyen bölgeler artar..."
Yani Amerika diyor ki: "Ben Ruslar olmadan iş yapmam..."
Durum bu! Bölgede bunlara itirazı olan tek güç Türkiye... Bu nedenle KAVGANIN tam ortasındayız. Bakalım Ankara nasıl yol alacak! Hangi yolu seçecek! Hedef biziz!
Evet, tehlike var! Ama seçenek de çok! AKIL HER ŞEYİ YENER! Yenecek de!
Ama biz de neler olup bittiğini anlayalım.
Anlayalım ki ÜLKEMİZİN yanında kaya gibi duralım... Bunu yaptıktan sonra nasıl olsa masada istediğimizi alırız.
Yeter ki içeriden başka maceraya kürek sallamayalım...
YAVAŞ YAVAŞ HIZLI GİDELİM!


Ergün Diler

Malın sahipleri


Malın sahipleri

İngilizler'in Diyarbakır Sur aşkı bitmiyor. Milletvekillerini gönderip tahrik operasyonları yaptılar. Şimdi de gazetecileri Sur'a kamp kurdu. İngiliz Guardian gazetesi, PKK'nın HENDEK projesinde kaybetmesinden dolayı çok üzgün. Bir ağlamadığı kalıyor. Röportajlar yapmış, sayfalarından "AB Sur'daki PKK'lılara sahip çıkmalıydı.
Mülteci akınından korktukları için Kürtleri sattılar, terk ettiler" diye bağırıyor. "AB bizi sattı" diye Guardian'a malzeme olan Sur'da yaşayan bir PKK sempatizanı...
Ne de güzel söylemiş aslında... Evet, adamlar seni gelip kullanırlar...
Çıkarlarına ters düşüyorsa hiç düşünmeden satarlar. PKK, kullanılan ve gerektiğinde satılan bir maşa olduğunu, pazarlık masalarında Türkiye'ye karşı 30 yılı aşkın bir süredir meze yapıldığını biliyor. Kandırdıkları gençlere "Biz kullanılıp satılacak bir örgütüz mü" diyecek halleri yok. Sahipler, çıkarları için analarını bile satarlar. Kuzey Irak petrolleri ve doğalgazını Kürtlerle birlikte dünyaya taşımaya başladığımızdan beri, terörü azıttırıp Ankara'nın üzerine saldılar. Delirdiler Kürtlerle ortak iş yapmamıza. Baltalamak için Türkiye'ye saldırttıkları PKK şimdi de, Kuzey Irak Kürtleri üzerinde katliam yapmak için harekete geçti. Bunu ben söylemiyorum.
Barzani yönetimindeki hükümetin İçişleri Bakanlığı'ndan önceki gün geldi bu açıklama.
O açıklamada "PKK'nın yakında bazı şehirlerimize saldıracağını öğrendik.
Elimizde belgeler var" deniyordu.
Görüldüğü gibi Kuzey Irak Kürtleriyle kolkola verip onların yaşaması ve ayakta kalması için büyük mücadele veren bir Türkiye var ortada.
Yani bu ülkenin bir "KÜRT" sorunu yok.
PKK'nın hem bu ülkedeki Türkler ve Kürtler ile hem de K.Irak'taki Kürtlerle sorunu var.
Sorun; kullanım ihtiyacından kaynaklanıyor.
Şimdi Suriye'de terör örgütünü hem ABD hem de Ruslar kullanıyor. Çok da güzel bir paylaşım yaptılar. Kobani tarafındaki Kürtler Washington'a bağlandı. Doğu'da kalan Afrin bölgesi ise Küçük Moskova oldu.
Putin kendisine kalan Afrin bölgesindeki Kürtleri, Türkmenlerin ve Özgür Suriye Ordusu'nun üzerine sürüyor. Sırf Esad'ın hayatta ve ayakta kalması için Rusçu Kürtler öldürtülüyor. Amerika'da "Haydi bakalım saldırın İŞİD'e ölün" diyerek Kürtlere başka bir alanda mezar açıyor. Washington şu aralar PYD'ye "Rakka'ya girin" diye büyük baskı yapıyor. PYD ise, dibine kadar kullanıldığını bildiği için bu operasyona girmek istemiyor şimdilerde. "Ne işimiz var Rakka'da" diye açıklama yapıyorlar.
Girmezler ve kendilerine açılan mezar çukurlarına uzanmazlarsa sopa gelecek.
Çünkü kullanılanların asla "Satma hakkı" yoktur. Ancak ve ancak kullananlar satma hakkına sahiptir. Son cümleyi "Sahiptir" diye bitirdim. Evet adamlar "SAHİP", sen terörist kölesin. DHKP-C'nin de İstanbul'daki saldırılarına bu açıdan bakmak lazım. Bu terör örgütünü Avrupa kurup, besledi.
Perde arkasında Alman istihbaratı vardı.
Onun için bu örgüt, sık sık Amerikan konsolosluklarına saldırıyordu. Ancak Suriye'deki iç savaş dengeleri değiştirdi.
DHKP-C gitti PYD ve Esad ile ortak oldu, Şam'la birlikte hareket etti. DHKP-C'nin ortağı PYD olunca da otomatikman ABD de örgütle dolaylı yoldan işbirliği çarkının içine girmiş oldu. Terör örgütüyle yola çıkarsan, başkaları da leblebi gibi sana katılır yolculukta. Şu anda bölgede kimin eli kimin cebinde fazlasıyla belli. Adamlar asker göndermeden terör örgütleriyle ülkelere giriyor, dizayn ediyor, pazarlık masalarında piyonları öne sürerek "ŞAH"ı istiyor. Bizim muhalefetin dünyadan haberi yok. İstanbul'da otomatik silahlarla saldıran DHKP-C'li daha önce Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın katıldığı toplantıda pankart açıp hapse mahkum olmuş. O dönemde HDP ve CHP milletvekilleri ayağa kalkıp, teröriste kalkan olup kanat gerdiler. Hele sevgili Gürsel Tekin'in söyledikleri var ki, of aman yani... O sahip çıktıklarının bir terörist olduğunu hissedemeyecek kadar acizler. Polisimize, dolayısıyla Devletimize saldırabileceklerini öngöremeyecek kadar bu ülkeden uzaklar. ABD şimdilerde İran'ı yavaş yavaş koltuğunun altına alıyor. 250 milyon Şii'yi, 1 milyar 250 milyon Sünni'nin üzerine sürerek sopa gösterip, Ortadoğu'yu dizayn edecek. Geçmişte terör örgütü ilan ettikleri Hizbullah'ın başında onlarca İranlı Generalin Suriye'de ölmesine alkış tutuyorlar.
PYD-PKK-DHKP-C, Hizbullah, IŞİD ne varsa hepsi ileride masalarda SATILMAK üzere tezgahlara kondu. Terör tüccarları, malın başında avuç ovuşturuyor.

Bekir Hazar

Büyükelçilere verilen dosyada neler var?



28 kişinin hayatını kaybettiği Ankara'daki canlı bomba eyleminden sonra 7 ülkenin büyükelçisi Dışişleri Bakanlığına çağrılarak bilgilendirilmişti. Büyükelçilere sunulan dosyada PKK-PYD arasındaki hiyerarşik ilişki ve Ankara'daki canlı bomba eyleminde yaptıkları işbirliği yer aldı.

Büyükelçilere, İngilizce olarak hazırlanan ve 49 sayfadan oluşan kapsamlı bir dosya sunuldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Başkan Obama ile görüşmesinde, “Bu konudaki bilgileri Ankara'daki büyükelçinize aktardık dediği dosya.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın PKK-PYD ilişkisine dair sözlerinin yer aldığı dosyada PYD'de yönetici konumunda yer alan 109 PKK'lıyla ilgili mahkeme kararları yer alıyor. Çeşitli tarihlerde PKK terör örgütünün eylemleriyle ilgili olarak Türkiye'deki mahkemelerde açılan davalardan karar örneklerine yer veriliyor. PKK kadrolarında çeşitli kademelerde yönetici pozisyonunda olup, PYD'de görev alan 109 isim arasında Suriyeli ve İran uyruklu teröristler de var. Bunlar daha çok PKK'da sözde eyalet komutanı olarak görev yapan militanlar. Suriye'deki çatışmalarda PYD'lileri sevk ve idare ettiler. Bunlardan 9'u Avrupa'da PKK adına faaliyette bulunurken Suriye'ye gelen isimler. Daha çok PYD'nin dış ilişkilerinde rol üstlenmişler. Bunlardan ayrı olarak Kandil'in Arapça dış ilişkilerini yürüten militan da şu anda PYD'nin yönetim kademelerinde görev yapıyor. PYD'de görev üstlenen PKK'lılardan 27'si Suriyeli, 16'sı ise İranlı. Geri kalanı, Türkiye vatandaşı olan ve PKK saflarında terör eylemlerine katıldıkları mahkeme kararları ile sabit olan isimler. Bunların bir kısmı PYD'nin kontrolündeki kantonların güvenlik ve istihbarat birimlerinin başında bulunuyorlar. Dırbasiye, Afrin, Cizre, Kamışlı'da güvenlik ve istihbarat birimlerinin başında Türkiye'den giden PKK'lılar bulunuyor. Büyükelçilere sunulan dosyada bunların isimleri ve görevleri tek tek sıralanıyor. Ayrıca PKK'nın çatı örgütlenmesi olan 53 kişilik KCK yönetiminden 17'si bir süredir Suriye'de. PYD'nin örgütlenmesi, Esed rejimi, İran, Rusya ve ABD ile ilişkilerde karar merciinde yer alıyorlar. Mustafa Karasu, Sofi Nurettin ve Behoz Erdal en tepedeki üç isim. Bir süredir paylaşmaya çalışıyorum. Özellikle Mustafa Karasu ve Sofi Nurettin Şengal'de ikinci Kandil kurulması çalışmasını yürütüyorlar. ABD hemen Şengal'in dibinde El Hacer'deki havaalanı pistini bir buçuk kilometre uzattı, orada kendine savaş uçaklarının iniş kalkış yapabileceği bir hava üssü kurmanın peşinde. PKK'yı Şengal'e yerleştirerek Barzani'nin Peşmergelerine ve daha ileri aşamada DEAŞ'a karşı tampon bölge oluşturuyor.

Suriye'de kanton yönetimlerinin oluşmasıyla birlikte PKK ve PYD'nin önünde, Kandil, Şengal ve Kuzey Suriye gerçeği oluştu. ABD ve Rusya'nın katkıları, Esed rejimi ve İran'ın akıl hocalığı ve alan açmasıyla.

Büyükelçilere verilen dosyada yer alan ve PKK ile PYD arasındaki organik ilişkiyi ortaya koyan bir başka kanıt ise, PKK kamplarında PYD'ye, PYD kantonlarında ise PKK'ya açılan eğitim üssüyle ilgili.Derik ve Dırbasiye'de PKK'ya ait silahlı eğitim kampı bulunuyor. Türkiye'den götürülen militanlar burada, “şehir savaşları” eğitiminden geçiriliyor. Suriye'deki iç savaşta pratik yapıyor, ustalaştıktan sonra Sur'da, Cizre'de, Silopi'de, Nusaybin'de,İdil'deki çatışma alanlarına sevk ediliyorlar.

PKK ve YPG yönetimlerinde ortak isimler yer alıyor. Eylem kararları birlikte alınıyor. Bölgesel aktörlerle ilişkiler birlikte yürütülüyor. Burada karar mercii konumunda elbette ki PKK var.

PKK kamplarında da YPG'nin eğitim üsleri var. En önemlisi PKK'nın en eski kamplarından biri olan Hakurk kampında, YPG yöneticilerine eğitim verilen üs.

PKK ile YPG zamanla Rus Matruşkasına döndü. PKK'nın içini açıyorsun YPG çıkıyor. YPG'nin içini açıyorsun PKK çıkıyor. YPG, Suriyeli bir örgüt olmasına rağmen esas patron PKK…

Büyükelçilere sunulan dosyada yer alan ilişki ağını sadece biz bilmiyoruz. Dosyayı sunduğumuz büyükelçilerde bu ilişkiye dair daha çok bilgi olduğundan adım gibi eminim. Ama uluslararası ilişkiler böyle yürüyor.

Ankara'daki patlamadan sonra PYD'li Salih Neccar'ın kimliği belirlendiği ve PKK-PYD ilişkisine dair kapsamlı dosya kendileriyle paylaşıldığı halde ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Kirby, “Kimin yaptığı bizim için karanlık” demedi mi? Karanlık olan Kirby'nin açıklaması değil, karanlık olan ABD ile PKK ve PYD arasındaki ilişki.

Bakın AB Türkiye raportörü Kati Piri, 28 vatandaşımızın hayatını kaybettiği canlı bomba eyleminden bir gün sonra Türkiye'ye geliyor.

Ankara'ya uğrayıp en azından acımızı paylaşması gerekirken Diyarbakır'a gitmeyi tercih ediyor. Sonra PKK'nın çözüm sürecine son verip şehir savaşları konseptine geçtiği bir süreçte, Sur'da çatışmaların sürdüğü bir dönemde bir rapor hazırlıyor. Raporda PKK'dan terör örgütü olarak dahi söz edilmiyor. Oysa PKK, AB'nin terör örgütleri listesinde en başta yer alıyor. PKK'ya terör örgütü denilemezse dünyada hiçbir örgüte terör örgütü denilmez.

2 Ay önce Brüksel'deydim. Otellerin içinde, sinemaların önünde, alışveriş merkezlerinin kapısında silahlı askerler nöbet tutuyor. Brüksel'in meydanlarında zırhlı askeri araçlar duruyor. Belçika'nın Sur, Cizre, Silopi, İdil, Nusaybin ilçelerinde çatışmalar mı sürüyor? Yok. Sadece Paris'teki saldırıdan sonra tedbir almışlar. Biz burada tedbiri geçtik, 300'e yakın şehit vererek bir mücadele yürütüyoruz.

Brüksel'de 28 kişinin hayatını kaybettiği canlı bomba eylemi olsa, 81 Belçika vatandaşı yaralansa, Belçika'nın bazı yerleşim alanlarında terör saldırıları nedeniyle çatışmalar devam etse Piri aynı raporu düzenler miydi?

Ya da Başkan Obama ile Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın görüşmesinden sonra ortak açıklamada YPG yer alırken, daha sonra Türkiye'den habersiz olarak bu ibare metinden çıkarılır mı?

Niye yapıyorlar?

Çünkü niyetleri bozuk.

Çünkü suçu ortak işliyorlar.


Abdülkadir Selvi