Demirtaş'la çözüm key'fi...



Yeni bir Çözüm Süreci'nde HDP'nin muhatap alınması gerektiği, böylece Selahattin Demirtaş'ın PKK'ya karşı tavır alabileceği dillendiriliyor.
Yeniden İrlanda ve İspanya örnekleri gündeme getiriliyor.
Saflık mı desem, cehalet mi bilemiyorum. Bir defa şu konuda anlaşalım. IRA ya da BASK sorunlarının Türkiye'de yaşananlarla alakası bile yok.
Doğru, IRA'nın bir asırlık mücadelesinde öldürdüğü insanı PKK buralarda bir yılda katlediyor ama mevzu sadece büyüklük ve yaygınlıkla da alakalı değil. Yeni operasyonların başladığı bölge ilçelerine bakarak bile, sözü edilen örneklerle bizdeki mevzunun yapısal farklılıklarını görebiliriz. Bölgedeki dengeleri cesaretle dile getirirken vicdanını ve hakkaniyetini de koruyabilen Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu'ndan dinleyelim: 
"PKK, Sur'daki gibi halkı rehin almasın diye Şırnak, Nusaybin ve Yüksekova'da Kürt halkı evlerini terk edip gidiyor ki devlet, PKK'yı orada da bitirsin."
Evet PKK'nın arkasında "bizim için savaş" diyen bir halk yok. Bu açığı kapatmaya çalışan aldığı oyu PKK'ya tahvil etmeye kalkan HDP.
Şimdi "PKK'nın önünde giden" HDP çözümün aktörü olacak öyle mi? Hani şu Öcalan'ın geçen marttaki "silah bırakma kongresi düzenleyin" talimatını ıslık çalarak duymazdan gelen "siyasiler" değil mi sözünü ettikleriniz?
E madem bir de Hükümet'in ne yapması gerektiğini söyleyin bari. Öcalan'ın bile adaylarını Kandil'in belirlediğini yüzlerine vurarak onursuzlukla suçladığı partinin yöneticilerine, yeniden "önderliğe" dönmeleri nasihati mi verecekler mesela?
Hele "Muhatap HDP çünkü konu demokratik haklar" diye hiç mırıldanmayın artık. Yıllardır tekrar ediyorum, devlet halkının bir kesiminin gasp edilmiş demokratik haklarının iadesini pazarlık konusu yapamaz. Öyle ya, devlet bir siyasi grupla anlaşamazsa bu ödevini yapmaktan vaz mı geçecek?
Çözüm Süreci'nde amaç silahı elinde tutanın bu yöntemden vazgeçmesini sağlamaktı. Yani muhatap doğrudan, bürokratik kanallar vasıtasıyla diyalog kurulan örgüttü.
E o da olmadı. Kandil aracı Öcalan'ı baypas etti. Bu cesur siyasi adımı Suriye'deki gelişmelere endeksledi. İlk kez bir Cumhuriyet hükümeti barış için çalışırken, onlar savaş hazırlığı yapmayı tercih etti. Bir fırsat kaçtı.
Dolayısıyla yeniden Çözüm süreci diyenler illa bir "müzakere" önereceklerse cesur olup muhatap PKK desinler. Aynı hatada ısrar etmeye kimseyi ikna edemezler belki ama hiç olmazsa tutarlı olurlar.
O halde HDP'yi siyaset kanalları içinde tutmak isteyenlerin yapmaları gereken şey yakın zamandaki özeleştirisi verilmemiş suçları, hataları onlar adına affetmek, gönüllü cilalama faaliyetine soyunmak değil. HDP'ye ısrarla, dünyanın her yerinde olduğu gibi, yasal partinin illegal kanadı yumuşatma, geriletme misyonu üstlendiği, kendilerininse tam tersi bir işlev yüklendiklerini hatırlatmak.
Tabii tüm bu sözlerim niyeti iyi olanlara ve az biraz ciddiyet sahiplerine. Çünkü konuştuğumuz şey insan canı, bir ülkenin geleceği, geyik yapmıyoruz.

Malın sahipleri


Malın sahipleri

İngilizler'in Diyarbakır Sur aşkı bitmiyor. Milletvekillerini gönderip tahrik operasyonları yaptılar. Şimdi de gazetecileri Sur'a kamp kurdu. İngiliz Guardian gazetesi, PKK'nın HENDEK projesinde kaybetmesinden dolayı çok üzgün. Bir ağlamadığı kalıyor. Röportajlar yapmış, sayfalarından "AB Sur'daki PKK'lılara sahip çıkmalıydı.
Mülteci akınından korktukları için Kürtleri sattılar, terk ettiler" diye bağırıyor. "AB bizi sattı" diye Guardian'a malzeme olan Sur'da yaşayan bir PKK sempatizanı...
Ne de güzel söylemiş aslında... Evet, adamlar seni gelip kullanırlar...
Çıkarlarına ters düşüyorsa hiç düşünmeden satarlar. PKK, kullanılan ve gerektiğinde satılan bir maşa olduğunu, pazarlık masalarında Türkiye'ye karşı 30 yılı aşkın bir süredir meze yapıldığını biliyor. Kandırdıkları gençlere "Biz kullanılıp satılacak bir örgütüz mü" diyecek halleri yok. Sahipler, çıkarları için analarını bile satarlar. Kuzey Irak petrolleri ve doğalgazını Kürtlerle birlikte dünyaya taşımaya başladığımızdan beri, terörü azıttırıp Ankara'nın üzerine saldılar. Delirdiler Kürtlerle ortak iş yapmamıza. Baltalamak için Türkiye'ye saldırttıkları PKK şimdi de, Kuzey Irak Kürtleri üzerinde katliam yapmak için harekete geçti. Bunu ben söylemiyorum.
Barzani yönetimindeki hükümetin İçişleri Bakanlığı'ndan önceki gün geldi bu açıklama.
O açıklamada "PKK'nın yakında bazı şehirlerimize saldıracağını öğrendik.
Elimizde belgeler var" deniyordu.
Görüldüğü gibi Kuzey Irak Kürtleriyle kolkola verip onların yaşaması ve ayakta kalması için büyük mücadele veren bir Türkiye var ortada.
Yani bu ülkenin bir "KÜRT" sorunu yok.
PKK'nın hem bu ülkedeki Türkler ve Kürtler ile hem de K.Irak'taki Kürtlerle sorunu var.
Sorun; kullanım ihtiyacından kaynaklanıyor.
Şimdi Suriye'de terör örgütünü hem ABD hem de Ruslar kullanıyor. Çok da güzel bir paylaşım yaptılar. Kobani tarafındaki Kürtler Washington'a bağlandı. Doğu'da kalan Afrin bölgesi ise Küçük Moskova oldu.
Putin kendisine kalan Afrin bölgesindeki Kürtleri, Türkmenlerin ve Özgür Suriye Ordusu'nun üzerine sürüyor. Sırf Esad'ın hayatta ve ayakta kalması için Rusçu Kürtler öldürtülüyor. Amerika'da "Haydi bakalım saldırın İŞİD'e ölün" diyerek Kürtlere başka bir alanda mezar açıyor. Washington şu aralar PYD'ye "Rakka'ya girin" diye büyük baskı yapıyor. PYD ise, dibine kadar kullanıldığını bildiği için bu operasyona girmek istemiyor şimdilerde. "Ne işimiz var Rakka'da" diye açıklama yapıyorlar.
Girmezler ve kendilerine açılan mezar çukurlarına uzanmazlarsa sopa gelecek.
Çünkü kullanılanların asla "Satma hakkı" yoktur. Ancak ve ancak kullananlar satma hakkına sahiptir. Son cümleyi "Sahiptir" diye bitirdim. Evet adamlar "SAHİP", sen terörist kölesin. DHKP-C'nin de İstanbul'daki saldırılarına bu açıdan bakmak lazım. Bu terör örgütünü Avrupa kurup, besledi.
Perde arkasında Alman istihbaratı vardı.
Onun için bu örgüt, sık sık Amerikan konsolosluklarına saldırıyordu. Ancak Suriye'deki iç savaş dengeleri değiştirdi.
DHKP-C gitti PYD ve Esad ile ortak oldu, Şam'la birlikte hareket etti. DHKP-C'nin ortağı PYD olunca da otomatikman ABD de örgütle dolaylı yoldan işbirliği çarkının içine girmiş oldu. Terör örgütüyle yola çıkarsan, başkaları da leblebi gibi sana katılır yolculukta. Şu anda bölgede kimin eli kimin cebinde fazlasıyla belli. Adamlar asker göndermeden terör örgütleriyle ülkelere giriyor, dizayn ediyor, pazarlık masalarında piyonları öne sürerek "ŞAH"ı istiyor. Bizim muhalefetin dünyadan haberi yok. İstanbul'da otomatik silahlarla saldıran DHKP-C'li daha önce Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın katıldığı toplantıda pankart açıp hapse mahkum olmuş. O dönemde HDP ve CHP milletvekilleri ayağa kalkıp, teröriste kalkan olup kanat gerdiler. Hele sevgili Gürsel Tekin'in söyledikleri var ki, of aman yani... O sahip çıktıklarının bir terörist olduğunu hissedemeyecek kadar acizler. Polisimize, dolayısıyla Devletimize saldırabileceklerini öngöremeyecek kadar bu ülkeden uzaklar. ABD şimdilerde İran'ı yavaş yavaş koltuğunun altına alıyor. 250 milyon Şii'yi, 1 milyar 250 milyon Sünni'nin üzerine sürerek sopa gösterip, Ortadoğu'yu dizayn edecek. Geçmişte terör örgütü ilan ettikleri Hizbullah'ın başında onlarca İranlı Generalin Suriye'de ölmesine alkış tutuyorlar.
PYD-PKK-DHKP-C, Hizbullah, IŞİD ne varsa hepsi ileride masalarda SATILMAK üzere tezgahlara kondu. Terör tüccarları, malın başında avuç ovuşturuyor.

Bekir Hazar

Demirtaş hepimiz için ortak tehdittir!



O bir ölü seviciKandan, çatışmadan, savaştan, ölümden beslenen bir adam. Uğursuz bir adam..


Ağzından çıkan her söz, her cümle ölüm olarak geri dönüyor. Her konuştuğunda birileri ölüyor, her çağrı yaptığında sokaklar kan gölüne dönüyor. Ve o, bu kandan besleniyor.

Özgürlük kisvesi altına gizlenip, demokrasi gölgesine sığınıp her yere kurşun yağdıran bir adam. Sanki bir intihar bombacısı. Ne zaman, nerede patlayacağı belli olmayan bir serseri mayın sanki.

Terörü övüyor, daha fazla kan istiyor, iç savaş çıkarmak için her türlü kirli yöntemi kullanıyor, sözleri ve eylemleriyle bu ülkenin tamamına kurşun sıkıyor. Bu ülkenin birliğine, bütünlüğüne, ortaklığına, huzuruna, güvenliğine karşı oluşturulan cephenin sözcüsü olan bu adam, maalesef bir siyasetçi kimliği, kamuflajı ile dolaşıyor.

Bir siyasi partinin eşbaşkanı olarak bu ülkenin bütün ayrıcalıklarından, imtiyazlarından yararlanıyor. Diğer eşbaşkanla birlikte terör örgütlerini yönetiyor, o örgütlerin “iç savaşı”nın siyasi dilini biçimlendiriyor.

Toplu katliam yapacak bir zihniyet

PKK Kandil'den, YPG Kobani'den saldırıyor, MLKP içeride terör saldırıları yapıyor, HDP'nin iki eş başkanı bu örgütlerin içerideki sözcülüğünü yapıyor. Kim bilir, belki onlara hedef gösteriyor, talimat veriyor ya da terör örgütünün talimatlarını belli yerlere ulaştırıyor.

Bıraktık Rusya'dan silah isteyip Türkiye'ye saldırı hazırlıklarını, bıraktık Rusya'nın Türkiye'yi işgal etmesine yönelik girişimleri, kendileri bu ülkeye karşı açık savaş yürütüyor.

Sözleriyle anılıyor ama aslında onun da elinde Kaleşnikoflar var, bombalar var, mayınlar var, zihninde bütün kirli düşünceler var. Elinden gelse Türkiye'de toplu katliam yapacak bir zihniyet var.

Hiçbir ülke bu kadar sabırlı değil

Ve o kişi Meclis çatısı altında, dokunulmazlıklar arasındayapıyor bütün bunları. Hiçbir ülke, kendine açık savaş ilan eden, bunu fiiliyata döken, terör saldırılarına arka çıkan, ülkede iç savaş çağrıları yapan, “daha fazla öldürün!” diyecek kadar aklını kaçıran bir adama dokunulmazlık sağlayamaz.

Hiçbir ülke bu kadar sabırlı olamaz. Hiçbir ülke, bu kadar gözü dönmüş bir siyasi kişiliği kaldıramaz. Hiçbir ülke, böyle bir kişiliği “siyasi kimlik” olarak hazmedemez.

Selahattin Demirtaş'tan söz ediyorum. Kobani olayları sırasında yaptığı çağrılarla elli kişinin ölümüne neden olan, terörün en iğrenç halinin gösterilmesine yol açan, insanları öldürmekle yetinmeyip yakan, hatta parçalayan bir çıldırmışlığı sokaklara salan bu adam, yine benzer çağrılar yapıyor.

Barış değil savaş istediler

Yeniden sokaklara çıkın, PKK'lı olmayanları öldürün, iç savaş çıkartın, sokakları kan gölüne çevirin… Şükür ki, dün pek kimse onu ciddiye almadı. Diyarbakır halkı onu iplemedi bile. Demirtaş'ın“Kürtler'in hakkı” çerçevesinde savurduğu tehditlerin artıkKürtlerle alakalı olmadığı, bir çokuluslu projenin parçası olduğu biliniyor.

O, coğrafyamızı hedef alan, şimdilerde Türkiye içlerine yöneltmeye çalıştıkları çokuluslu işgalin içerideki uzantılarından biridir. Bugüne kadar Demirtaş'ın sözleri kadar Kürtler'in ölümüne yol açan bir söylem olmamıştır.

HDP'lilerden ve PKK'lılardan başka kimse harekete geçmedi, sokağa inmedi. Bu delinin sözlerine uymadı. Onun sözleriyle harekete geçen çok az bir grup da, “Barış istemiyoruz, savaş istiyoruz” sloganları attı. Demirtaş'ın arzularını dillendirdiler.

Teröristten barış adamı çıkarmak..

Bu slogan herşeyi özetliyor, gerçeği bütün çıplaklığı ile ortaya koyuyor. O sloganı attıran Demirtaş'tır. Onun ekibi, örgüt arkadaşları, katiller grubudur. Onlar gerçekten savaş istiyorlar çünkü.

Böyle bir adamı, “barış adamı” olarak Türkiye'ye yutturmayaçalışanlar utanıyorlar mı acaba bugün. Onu bir proje olarak 7 Haziran seçimlerine hazırlayanlar, bugün bari o çirkin hesabıanlamışlar mıdır?

Dar iktidar hesaplarıyla terör örgütünden demokrasi çıkarma cinliği ile harekete geçenler, meselenin aslında vatan, ülke, Türkiyemeselesi olduğunu bugün görmüşler midir?

Yine de endişeliyim. O konuşup ya da çağrı yapıp da arkasındanölüm gelmeyen hiçbir örnek yoktur. Bir yerlerden başka birsinyal almış olabilir. Çünkü onun her sözünün arkasından bir terör planı, bir provokasyon planı, bir servis proje ortaya çıkmıştır.

Yeni Şafak'a saldırının arkasında da o var

7 Haziran seçimleri öncesi Yeni Şafak'ı miting meydanlarında hedef göstermişti. Ben de o zaman “Ne o Demirtaş, gazete binalarımızı mı kurşunlatmak istiyorsun, bizi terör örgütüne hedef mi gösteriyorsun” demiştim ve hedef olduk.

Gazete binamıza saldırı yapıldı. Olayla ilgili gözaltına alınanlarDemirtaş'ın ve Figen Yüksekdağ'ın adamları çıktı. Kobanibağlantılı çıktı. Biliyorum, bu yazıdan sonra bizi yine hedef gösterecek örgüt arkadaşlarına. Belki saldırı emri bile verebilir.

Böyle bir kişilikten, “siyasi kimlik”ten söz ediyorum. Bu yüzden onun bir siyasi kişilik olmadığını, elinde silahlar ve bombalarla Türkiye'ye karşı açık savaş yürüten biri olduğunu söylüyorum.

Hepimiz için bir tehdit!

Kürtlerin hakkını savunuyor görüntüsü altında Kürtlere en çok zarar veren kişidir Demirtaş. Sadece ölüme, teröre, kan akıtmaya ayarlı bir kişiliktir. Barış, kardeşlik, demokrasi, özgürlük gibi değerleri onun kadar aşındıran, sulandıran bir kişi olmamıştır.

Ölümden güç devşirenden barış, özgürlük çıkmaz. Her sözü ölüm olan birinden hayır gelmez.

Elinde silah, Türk-Kürt ayrımı yapmadan herkese kurşun yağdıran bu adam hepimiz için bir tehdittir!

Bak Şu Konuşana


Dün partisinin Batman'daki mitinginde konuşan HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş oldukça sinirliydi. Demirtaş yanındaki, 29 kişinin hayatını kaybettiği Ankara katliamının failinin cenazesine katılıp yeni saldırıları azmettiren "silah arkadaşlarına" bakmadan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'na "katliamcı" diye seslendi. Demirtaş'ın Ahmet Davutoğlu'na yönelik konuşmasının devamındaki eleştirileriyse daha absürttü. 
"Sen nasıl bir akılsızsın ki, sen nasıl bir aymazsın ki bugün Kürtlere savaş ilan ediyorsun? Davutoğlu, 'Masayı Demirtaş devirdi' diyor. Herhalde 'Erdoğan devirdi' diyecek cesaretin yok. Zaten sen 'Erdoğan devirdi' desen, kulağından tuttuğu gibi kapıya koyar."
Oslo sürecinden başlayarak, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez Kürtlere Ankara'nın yanlarında olduğunu hissettiren Çözüm Süreçlerinde masaları kimin devirdiğine dair çok fazla açıklamaya gerek yok.
7 Haziran sonrası yüzde 13 oya, Suriye'de ABD'yi arkalarına almalarına, Rusya'nın, Esad'ın ve İran'ın desteğine güvenip "nasıl olsa hükümet de kurulamadı" diyerek silaha sarılanların kim olduğunu herkes biliyor.
Seçimler sonrası KCK yöneticilerinin soluk bile almadan, PKK'nın ve dolayısıyla Demirtaş'ın partisinin resmi yayın organı Gündem'de yayımladıkları "Devrimci halk savaşı başladı" ilanları da şuracıkta duruyor.
O halde gelin biz, Çözüm Süreci'nde bu ülkenin demokratları barış için çalışırken savaşa hazırlananların sözcüsü Demirtaş'ın, Ak Parti'nin iç siyasi dinamikleriyle ilgili söyledikleri üzerinde duralım.
Bunun için de PKK'ya yakın Almanya'daki Mezopotamya Yayınevi'nin geçtiğimiz günlerde çıkardığı "Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa" isimli kitapta yer alan HDP üzerindeki Kandil vesayetinin itirafı niteliğinde bilgilere bakmakta yarar var.
HDP'nin başarısız çıktığı bir seçimin ardından partinin üst düzey yöneticileriyle Abdullah Öcalan arasında şu diyalog geçiyor.
Öcalan "Kim belirledi bu adayları?" diye soruyor. HDP'li İdris Baluken de durumu kurtarmak için "Seçim komisyonunun çalışmalarıyla belirlendi" karşılığını veriyor. Öcalan ısrarla "Kimdir bu seçim komisyonu? Kandil tarafından mı belirlendi, yoksa siz mi belirlediniz?" sorusuna cevap arıyor. Bunun üzerine görüşme heyetinde yer alan HDP'li Sırrı Süreyya Önder de "Kandil belirledi" itirafında bulunuyor. Aldığı cevaba inanamayan Öcalan "Tamamıyla mı onlar belirledi? Parti meclisinde belirlenmedi mi bu komisyon?" sorusu ile HDP'lileri köşeye sıkıştırıyor. İkinci itiraf da Pervin Buldan'dan "Hayır, Parti Meclisi'nde ya da MYK'da belirlenmedi" sözleriyle geliyor.
Toplantı Öcalan'ın "Sizde hiç mi onur yok" yakınışıyla bitiyor.
Evet, Demirtaş ve diğer HDP yöneticileri, bu ülkede parti içi demokrasi konusunda ağzını açacak son kişilerdir.
Başbakan'ın, yönettiği partinin geçtiğimiz günlerde kendisinin de ifade ettiği gibi "Efsanevi lideri" olan Cumhurbaşkanı ile ilişkisi de, siyaset pratikleri açısından son derece meşrudur.
Demirtaş seçilmiş bir siyasi aktör olan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyasi karizmasını, etkinliğini ve yetkinliğini suçmuş gibi diline dolayıp ülkenin başbakanına "kulağından tutarlar" gibi saygısız ifadelerle saldırmadan önce dönüp kendisine ve arkadaşlarına bakmalı. 
"Kimler üç beş keçiye sözü geçmeyecek adamları kulağından tutup Kürt halkının önüne aday diye koymuşlardır" sorusu, iç muhasebeye giriş için iyi bir başlangıç olabilir.

Operasyon Üstüne Operasyon



Çok değer verdiğim bir dostuma ulaştım.
Ankara'daki patlama ile ilgili sorularım oldu. Çok şey bilirdi.
Türkiye'yi de çok yakından tanır ve takip ederdi. Pek çok şeyi önceden haber verdiği olmuştur.
Bazılarını yazamasam da GERÇEKLEŞTİĞİNDE aklıma hemen o sözler gelmiştir...
Ankara olayı hakkında yakında gerçekten ilginç şeyler yazabilirim. Biraz daha çalışmam gerekiyor. Ama zaman da hızla akıp gidiyor. Bu aşamada ne olduğunu öğrenmek için dostuma ulaştım.
Sorularımı peş peşe sıraladım.
Bazılarına "Erken" diyerek cevap vermedi. Ama sözünü sakınmadığı noktalar önemliydi. İşte o sözler... 

 Ankara'da ne oldu? Olayın arkasında PYD-YPG mi var?Olaydan sonra Ortadoğu'da Müslüman olmayan ülke ile temas kurdum. Onların söyleyecekleri önemliydi. 

 Ne dediler? "PYD-YGP ittifakı görünse de olayın arkasında başka bir DEVLET var..." diyorlar... Bence Ankara da Batı da bunu biliyor. Ama şimdilik YPG üzerinden gidilmesi gerekiyor sanırım.
Hedefi göstermemek için olabilir. Ama arkada bir ÜLKENİN İSTİHBARATI var! Kesin ve net! Ve sanırım eylemler devam edecek. Hazırlık içinde oldukları biliniyor. 

 Amerika, Kürtler'e neden bu kadar sarıldı?Belki gözden kaçırdın ama Amerika, Suriye karışmadan önce oradaki Kürtler'i örgütledi. PYD ve PKK'daki kadrolar basının yazdığı gibi değildir.
Çok iyi eğitimli kadrolardan oluşurlar.
Hepsi tecrübelidir. Suriye'de bulunan KÜRT GRUPLARI daha önce Irak'taydı. Bazıları Amerika'ya gitti, bazıları da Amerika'dan gelip destek verdi... 

 Paralel ile PKK ve HDP nasıl yanyana geldi? Paralel Yapı'yı en iyi Öcalan bilir. Tarihlerinde hiç karşı karşıya gelmediler. Daima iyi geçindiler. Bugün Paralel ile HDP yanyana dost gibi duruyorlarsa eski çalışmaların ürünüdür bu! Unutma HDP yokken PKK vardı. Şu an Paralel'e "Gizlenin olduğunuz yerde.
Makamlarınızı terk etmeyin. AK Partili görünün!" talimatı gitti. Hepsi bunun gereğini yapıyor. Amerika'daki bir kanat ile hükümeti yıpratmak için start verdiler. Bunu daha net göreceksin yakında... 

 Asker Suriye'ye girmeli mi?Tartışmaları izliyorum. Kısır buluyorum. 

 Neden? Türk askeri oraya girdiği zaman karşısında kimi bulacak? PYD'yi mi? YPG'yi mi? ÖZEL KUVVETLERİ mi? Bilmiyoruz. Hatırla eski günleri!
Türk askeri defalarca Irak'a girdi.
Operasyon üzerine operasyon yaptı:
PKK bitti mi? Hayır! Masada savaşı kazanmamız gerekiyor. PYD içinde çok sayıda KİRALIK ASKER var! Hepsi yabancı! Oradaki oyunu tam olarak anladığımızı düşünmüyorum. Bizi oraya çekmek istedikleri ortada! Kendi oyunumuzu kurmalıyız!
Dostum çok daha ileri şeyler paylaştı ama şimdilik bu kadar...
Bakalım neler göreceğiz! 
Devam... Bir DIŞ OPERASYON da Avrupa'dan mı gelecek? Bu sandığınız gibi değil! Banka sahibi bir ailenin operasyonuyla karşı karşıya mı kalacağız! Daha önce kısaca yazmıştım.DEMİRBANK! Bu dosya gerçekten çok ilginç! Bankayı HSBC istiyor. Halit Cıngıllıoğlu ve aile satış için el sıkışıyor ama bu gerçekleşmiyor. Banka, yani DEMİRBANK, BDDK'ya "Bu krizden şu şekilde kurtulabiliriz?" diye rapor sunuyor. Ancak o gün görevde bulunanlar finansal destekle çok rahat kurtarabilecekleri bankayı tasfiye ediyor. 13 gün içinde hem de... Yerli iki bankanın meydana getirdiği yapay türbülansla sarsılan DEMİRBANK'a el konuyor. Görevliler KAMUNUN ZARARI önledik diyerek fotoğrafın büyüğünü gizliyor. Bankanın YÜZDE 27 HİSSESİ halka açık. Cıngıllıoğlu ailesi kalan YÜZDE 73'ü yönetiyordu.
Abla SEMA, ortanca kardeş HALİT, küçük kardeş ALİ ve anneleri hisseleri kontrol ediyordu. Banka, el konulduktan sonra 350 milyon dolara HSBC'ye satıldı. El sıkışılan fiyattan satılsaydı hem aile hem de küçük yatırımcılar kazanacaktı. Daha önce aile "YÜZDE 80'ini 1.2 milyar dolara satmak için anlaşmıştı" diye yazmıştım. Muhtemelen bu daha büyük rakamdı! Bunu da birazdan anlatacağım...
Eğer banka el sıkışıldığı gibi 1 milyar doların üzerinde satılsaydı AİLE YÜZDE 73 hissenin gereği olarak ortada KAR olduğu için KDV ve Kurumlar Vergisi ödeyecekti. Daha sonra ortaklar hisselerini çekmek istedikleri zaman da VERGİ ödemek zorunda kalacaklardı. Banka çok daha fazla paraya satılacakken 350 milyon dolara el değiştirdi!
Ve bunlar yeteri kadar incelenmedi...
Derken aile son dönemde devlet ile görüşmeye başladı. Çünkü aile AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ'ne gitti. Burada kendilerinin mağdur olduğu yönünde karar çıkarttı.İşte burası çok ilginç!
Aileden ya da aile adına kim orada kulis yaptı? Kimlerle oturup kalktı? Kimlerle yakınlık kuruldu?
Nasıl bir ilişki geliştirildi? 
Bu soruların cevabını çok bilen kimse yok!
Ama o kararın öyle çıkması için ÖZEL GAYRET gerekiyordu!
Karar çıktı. HSBC ile burada el sıkıştığı söylenen rakamdan çok daha fazla PARA İSTENECEKTİ DEVLETTEN! Bunu da çok kişi bilmiyor. BOL SIFIRLI bir bedel devlete dayatılacaktı. Sanırım Sema Hanım geçtiğimiz günlerde yetkililerle bir araya geldi. Devlet"Size bir banka verelim. Bu işi çözelim!" teklifi yaptı. Ama Sema Hanım "Yukarıya sormadan cevap veremeyiz" karşılığını verdi. Belli ki aile AVRUPA'dan gelecek BOL SIFIRLImüjdeyi bekliyordu! Yukarıda kimler vardı acaba? Avrupa'daki yukarısı nasıl bir yerdi?
Kaynaklarım AVRUPA'da ailenin harıl harıl bu kararı çıkartmak için uğraştığını söylüyor. Zaten dışarıda da bankaları var. Başka bankalarda da büyük miktarda paraları mevcut.
Bankan batıyor, haksızlığa uğruyorsun ama YÜRÜTMEYİ DURDURMA DAVASI açmıyorsun!
Milyar doların gidiyor ama sesin çıkmıyor. İşlem tamamlanınca AVRUPA'yı devreye sokuyorsun...
Şunu söylemek istiyorum!
Avrupa'daki şatolarında TEKVİN isimli tabloyu barındıran aile orada resmen devletle savaşıyor. Hakkı ise savaşsın ve hakkını alsın! Kimsenin buna itirazı olamaz. Ama ya operasyonla banka gittiyse ve perde arkasında başka şeyler olduysa! Devam edeceğim... Özellikle AVRUPA ayağındaki ilişkilere...
Gerçeklerin zamanla ortaya çıkma gibi kötü bir özelliği vardır... 
Bakalım ne olacak!


Ergün Diler

Yeni dünya düzeni



DÜNYADA takip edilmesi çok zor gelişmeler oluyor! Bunları medyada görmek neredeyse imkansız. Hep içerideki küçük ve acı veren olaylarla yetinmek zorunda bırakılıyoruz. Sur, Cizre, şimdi de İdil ve Nusaybin'le uğraşacağız. Uğraştıracaklar. Hatta Güneydoğu'daki Kürtler ile Suriyeli mülteciler arasında da yakında GERGİNLİK çıkarmak isteyeceklerdi.Çıkacaktı da! Devamlı olarak ya içeriye dönüyorduk ya da en fazla bölgeyle ilgileniyorduk! Ama olanlar tahmin edemeyeceğimiz kadar AKIL DOLU ve KARIŞIK! Adamlar buna YENİ DÜNYA DÜZENİ diyorlar! Bunu kuran ve hayata geçiren bir akıl var. Ve yürüyorlar! Kaç kez yazdım! Fransa'daki Charlie Hebdo baskını ve daha sonra yaşanan Paris katliamı Avrupa'yı titretti! Birileri bir yandan Avrupa ile Ortadoğu'nun ilişkisini kesmek istiyor bir yandan da bütün insanlığı yollara döküyordu! BAKIN! Afrika, Orta Asya ve Ortadoğu'dan yola düşen her çocuk, her anne, her baba, her aile AVRUPA'ya gitmek istiyordu! Kimse Malezya, Singapur, Hong-Kong, Çin ya da Rusya'yı tercih etmiyordu! NEDEN? Motivasyon neydi? Avrupa'da ne varsa bu ülkelerde ve başkalarında da vardı! Hemen tarihe bakalım! HUN'lar Volga ve Don nehirlerini aşıp BATI'ya yönelince ortalık karıştı. Hunlar gelince GOTLAR, SLAVLAR ve CERMENLER Avrupa'nın içlerine İspanya'ya hatta Afrika'ya kadar gitti! Avrupa içinden çıkılamaz bir hal aldı! Uzatmayayım! Bunun sonucunda dünya değişti! Roma İmparatorluğu ikiye ayrıldı. Batı Roma ve Bizans diye... Göçlere dayanamayan Batı Roma sonunda çöktü. Avrupa 100 yıl süren karışıklıkla baş başa kaldı. İlkçağ bitti, Ortaçağ başladı. Ve en önemlisi AVRUPA'DA DEREBEYLİK YANİ FEODALİTE ORTAYA ÇIKTI.Devletlere alternatif olarak! Feodalite, derebeylik, BARONLAR aynı şeydi! Devletler kadar kendilerini güçlü bulan ailelerdi! Hatta daha üstün görürlerdi. İçinden geçtiğimiz zaman diliminde anlamasak da MODERN BİR KAVİMLER GÖÇÜ ile Avrupa'yı yıkacaklardı! Amaç bu! Avrupa'daki bütün ULUS DEVLETLER tehdit altında. Gelenlerin çoğu Müslüman! Mısır'dan, Libya'dan, Suriye'den, Irak'tan, Pakistan'dan, Afganistan'dan, Moğolistan'dan geliyorlar! Afrika'yı saymıyorum bile... Dediğim gibi hepsi Avrupa'yı istiyor! Demek ki bir akıl, hem organizasyonu yapıyor hem de koordinatları veriyor! Bu organizasyonun içindeki önemli aktörlerden birinin SOROS olduğu iddia ediliyor! Hemen Soros'a gidelim... Soros, 8 Kasım'da İstanbul'a geldi. RUS UÇAĞI DAHA DÜŞÜRÜLMEMİŞ, TÜRK-RUS İLİŞKİLERİ GERİLMEMİŞTİ! Neler söylüyordu? "Bana göre Türkiye'nin AB ile daha fazla yakınlaşmaya ihtiyacı var. Rusya rol model olarak görülürken Suriye'ye saldırdı. Bu davranışıyla Rusya, Ortodoks Hıristiyanlığın Ortadoğu'daki savunucusu rolüne geri döndü. Tıpkı 2'nci Katerina'nın Haçlı Seferi politikalarındaki rolüne... Bana göre Putin ile Erdoğan arasında ittifak mümkün değil..." Son cümleyi iyi okuyun! Bir daha okuyun! Uçak işine bir de böyle bakın! Soros, Avrupa'nın içinde bulunduğu durumu çok güzel anlatıyordu: Sinemada yangın çıktı. Ama çıkış kapısı yok! Soros bu kadarla da yetinmiyordu! Bizlerin pek duymadığı şu sözleri söylüyordu: "Avrupa Birliği mülteci krizi ve lider eksikliği nedeniyle parçalanacak. Almanya, Merkel yönetiminde büyük bir hegemonya kurdu. Ama bu güce çok kolay ulaştı. Şimdi onlar için karar zamanı! Avrupa'nın en etkin gücü olmak için gerekli sorumlulukları kabul ediyorlar mı?" Volkswagen krizi, Fransa'nın terörle imtihanı, yaşlanan nüfus, göç dalgaları ve parasızlık Avrupa için gerekli uyarıları içinde barındırıyordu! Soros ve arkasındaki AİLELER başka bir DÜNYA istiyordu! Jacob Rothschild geçenlerde "Putin Yeni dünya Düzenine ihanet etti..." diyordu! Soros'un patronu Putin'le uğraşıyordu. Putin'de uçak düşürülmesi olayından sonra SOROS'a bağlı ne kadar kurum ve kişi varsa Rusya'dan tutup atıyordu! Kalan da hapsi boyluyordu! Putin de geçtiğimiz günlerde şunları söylüyordu: Rusya Yeni Dünya Düzeni'ni kurmaya çalışanları engellemede aktif rol alma niyetinde değildir, ta ki onların Yeni Dünya Düzeni çabaları, Rusya'nın hayati çıkarlarına çarpana kadar..." Soros SOL'cuları da yanına alarak Avrupa'yı yıkmak ya da ele geçirmek için adımlar atıyordu! Merkel de buna GÖÇMENLERİ ALARAK cevap veriyordu. Oyunu bozmaya çalışıyordu yani... Ama Soros paranın sahiplerinin sözcüsü! Parayı elinde tutanlar Amerika ile çatışırken ne oldu da KÜRESEL bir oyun için sahneye çıktılar!TEKRAR! İşte burada PARAYA bakmak gerekiyordu! Paranın akış hızı ve yer değiştirmelerine... Dünya VERGİ konusunda anlaşırken tek bir ÜLKE buna karşı çıktı, imza atmaya yanaşmadı! AMERİKA! Servet sahiplerinin vergi yükünden kaçabilmek için başvurduğu deniz aşırı off-shore hesaplarının tespit edilip vergilendirilmelerini sağlayacak anlaşmayı İsviçre, Cayman Adaları, Singapur ve Hong Kong gibi vergi cenneti olarak bilinen ülkeler bile imzaladı. Ancak Amerika "Ben yokum!" dedi... Bu ne anlama geliyordu? Dünyanın para merkezi olarak bilinen bütün ülkeleri artık VERGİ ALMA konusunda anlaşmıştı. Amerika buna karşı çıkarak DOLARI ANAVATANINA geri çağırmaya devam ediyordu. Parayı elinde tutan aileler buna şimdilik ses çıkarmıyordu! Anlaşmanın altında herkesin imzası vardı! İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra BÜYÜK DENGE ABD-RUSYA arasında kurulmuştu. Başkan John F. Kennedy "Bu büyük denge Amerika ile Almanya arasında kurulsun!" dediği için öldürüldü. Amerika yakında OBAMA'sız bir döneme girecek. Soros ve arkasındaki aileler, PARANIN YÖNÜNÜN DEĞİŞMESİNE KAYITSIZ KALDI! Paranın Amerika'ya akmasına razı oldular! Acaba karşılığında ne aldılar? AVRUPA'YI MI? Yakında bütün para çok daha güvenli merkezlere inecek! Burası da Amerika olacak! Bu belli! Peki Ortadoğu ateş içindeyken, Rusya tepkileri göğüslemeye çalışırken, Avrupa göçle uğraşırken filmin sonunda ne olacaktı! Ülkemizi korumak ve daha ileriye götürmek için bunlara kafa yormamız gerekiyordu! Bu denklemde hiçbir ismin önemi yoktu! Birlik olursak ayakta sağlam ve güvenli kalabilirdik! Dünyada TAŞLAR yerinden oynadı! Bunun siyaseten de Türkiye'ye yansımaması mümkün değil. KÜRESEL ANLAMDA her oyuncunun içeride bir GRUBU, KLİĞİ ve EKİBİ var! Zaten hep böyleydi! Unutmayın herkes ama herkes izleniyor ve kaydediliyor! Herkes! Kimin nereye bastığı biliniyor! Yeryüzünde yalnız değiliz... Nereye gittiğimizi bilmemiz için kimin ne oyun kurduğunu anlamamız gerekiyor!İÇERİDE HAREKETLENME başladı. İçeridekiler de bilmez ama emir büyük yerdendir! Yeni Dünya Düzeni'nde yer almak istiyorsak birlik ve dirlik içinde yürümeliyiz! Bakın adamlar bunları planlarken, biz içeride nelerle uğraştırılıyoruz! Hep böyle oldu! SOVYETLERdağılırken biz TERÖR DARBESİYLE kafamızı kaldırıp bakamadık bile! Ne olduğunu anlamadan yıllar gelip geçti... Şimdi büyük fırsat var! Ancak içeridekilere dikkat! Hepsinin bir eli dışarıdan birilerin avucunda! PKK, DAEŞ, DHKP-C gibi tabelaların altında görünmeyenler ile yakında görülecek olanlar yan yana! 
Dikkatli olun!

NOT: Hem Avrupa'nın, hem Ortadoğu'nun hem Rusya'nın içinde farklı akımlar savaşıyor! Çin de bu arada ne kadar şöhretli futbolcu varsa parayı bastırarak alıyor ve kendi oyununu kuruyor! İZLEYİN
Savaş çok büyük çünkü!

Cizre'deki Bodrum Krizinin Çözümü



Cizre'de bir bina kompleksinde mahsur kalan PKK'lılarla ilgili tartışmalar devam ediyor. HDP'li milletvekilleri her gün Meclis'te, bu evden yaptıkları telefon bağlantılarıyla ortalığı ayağa kaldırıyorlar. Bazı gazetelerde ve televizyonlarda da, o binada sivil yaralıların bulunduğu ve devletin bu yaralıları almak için ambulans bile göndermediği propagandası yapılıyor.
Hükümet yetkilileri ve yerel yetkililerse, söz konusu yere defalarca ambulans gönderdiklerini ancak sağlık ekiplerinin evden ve bölgeye konuşlu binalardan ateş açılması sonucu geri dönmek zorunda kaldıklarını belirtiyorlar. Doğru, bölge kapalı kutu ve sağlıklı bilgi akışı yok. Ne var ki, bu noktaya kadar hükümetten gelen açıklamaların doğru olduğunu kabul etmemiz için elimizde pek çok veri var.
Birincisi bu ev ve civarından açılan keskin nişancı ateşi sonucu askerlerin ve polislerin şehit olduğunu biliyoruz. Dahası her gün, güvenlik güçlerinin Cizre'deki çatışmalar nedeniyle mahsur kalan vatandaşları hayatlarını tehlikeye atarak ilçeden kurtardığına dair görüntüleri izliyoruz, sivillerin canlı tanıklıklarını dinliyoruz.
Tezvirat sürerken, ATV'deki Kahvaltı Haberleri'nin içerik editörü Merve Topaloğlu PKK'ya yakın bir televizyon kanalından bir programın görüntülerini yakaladı. Programa Cizre'deki o evden telefonla bağlanan ve Cizre Halk Meclisi Başkanı titrini kullanan Mehmet Tunçisimli şahıs "Asla teslim olmayacaklarını" söylüyor. Tunç, "direneceğiz" diyor! Siz bugüne değin ambulans bekleyen ve ağır yaralı olan bir vatandaşın "direneceğiz" dediğini duydunuz mu?
Evet, mevzu ortada. Bölgede Sur ve birkaç mahallede günlerdir sürdürülen kalkışmanın komuta merkezi bu ev. İçeride, bölgedeki çatışmaları yönetmek üzere Kobani ve Kandil'den gönderilen üst düzey teröristler var. Ayrıca şehirlerde pek çok sivilin ve güvenlik görevlisinin ölümüne neden olan bombaların, mayınların, el yapımı patlayıcıların haritaları da yine bu üste.
Güvenlik güçlerinin günlerdir yürüttüğü operasyonlarda çember daralınca, PKK yöneticileri aylar öncesinden yapıldığı belirtilen Cizre'deki bu binaya sığındılar. Çevrede alınan güvenlik tedbirleri nedeniyle çıkamayacaklarını, yakalanacaklarını anlayınca da siyasi temsilcileri ve medya aracılığıyla yalana sarıldılar.
HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş bu kumpas tutmayınca dün "velev ki sivil değiller, PKK'lılar..." demeye başladı. Demirtaş haklı. Ancak şu an ortadaki sorun bu kişilere sivil olmadıkları için ambulans gönderilememesi değil ki. Zaten aksi olsa, sivillerin neredeyse tamamen tahliye edildiği bu karargâh yerle bir edilir ya da askerler binaya operasyon düzenlerdi.
Mevzu, Sırp keskin nişancılarla korunan bu karargâhtaki PKK yöneticilerinin yargı sürecine tabi olmadan özel bir formül bulunarak evden tahliye edilmeleri talebi. Demirtaş ve silah arkadaşları eğer bir kez olsun insanlık adına iş yapmak istiyorlarsa binada bulunan teröristleri teslim olmak için ikna etmekle uğraşmalılar. Bu durumda, basın mensupları olarak hepimiz bu kişilerin tedavileri yapıldıktan sonra sağ salim yargıya teslim edilmelerinin, sürecin takipçisi oluruz.
Ancak bölgede bunca acının sorumlusu olan teröristlerin hiçbir şey olmamış gibi ellerini kollarını sallayarak sınır dışına çıkmaları teklifini ne hukuk ne de vicdan kaldırabilir.


Melih Altınok