ABD'li Türkler!


Washington'dayız... Buradan yazılacak çok şey var. Ama konuştuğum çok önemli bir Amerikalı "Sen bakma bizim kontrolümüzdeki medyaya.
Yazılanlara takılma. Erdoğan gittiği zaman Ortadoğu'da kiminle oturup konuşacağız.
Ayrıca ondan hafif de olsa çekindiğimiz gerçek... Erdoğan olmadan Ortadoğu yoluna konulamaz..." 
dedi.
St. Regis'ten çıkarken telefonum çaldı. Çok önemli bir dostum arıyordu. "Buluşalım" dedi. Amerikan devletinin tam içinden, sözü geçen ve dediği çok ama çok ciddiye alınan dostumla Georgetown'da bir araya geldik... Key Bridge'e kadar yürüdük. Yaşı iyice ilerlemesine rağmen benden daha diri ve enerjikti...
Washington ile ilgili daha önce hiç duymadığım notlar paylaştı.
Buradaki yani Mc Lean'daki CIA merkezinin nasıl çalıştığını, etkili isimleri, aileleri, yapılmak isteneni bir bir aktardı...
Sohbet hiç bitmesin istedim.
Ama onun da benim de yapacak işlerimiz vardı. Güneşli pırıl pırıl bir öğle vaktinde CUPCAKE'in önünde biten keyifli bir sohbet oldu...
Okuyun siz karar verin!
 Amerika ne yapmak istiyor? Dertleri ne? 
Açık konuşalım...
 Lütfen! 
ABD, dünyaya hakim olmak için her yolu deniyor. Yakın zamanda yapılan çok özel bir toplantıda ......... ........... "ABD, dünyayı yönetmesi için seçilmiş bir ülkedir. Bunu herkes kabul eder ama sesini çıkartamaz" dedi.
 Amerika bu gezegende tek başına yaşamıyor. Güçlü olduğu ortada. Ama çok iddialı değil mi bu? İtirazı olan yok mu? 
Buna itirazı olan ilk ülke İngiltere oldu. Kraliçe'nin en sadık adamı ......... .........., bunun kabul edilemez olduğunu ve ısrar sürerse kendi adımlarını atacağını anlattı. Hem de burada, Washington'da herkesin gözlerinin içine baka baka...
 Atıldı mı? 
Evet atıldı. Afrika ve Ortadoğu'da birçok bölgede ABD-İngiltere ortak gibi görünse de çok ciddi rakip...
Washington Londra'ya yanaşmak isteyen pek çok devlete, lidere, kuruma fatura çıkardı. Buradan Beyaz Saray anlamı çıkarma. Pek çok şeyden onların daha sonra haberi olur. Başkan'a sorulmadan büyük bir savaş yürütülüyor.
 Açar mısın biraz? 
Seninle dostluğunu bildiğim, benim de dostum olan isim bunları açıkladı... Amerika'nın GUANTANA MO gibi başka hapishaneleri var. Slovenya, Çek Cumhuriyeti, Mısır, Polonya gibi 20'si Avrupa'da, 25'i ise Afrika ve Asya'da gizli hapishanesi var. Bunların hemen hemen hepsinde İngiliz ajanlar mahkum. James Bondlar tutsak. Kimseyle görüştürülmez. Haber verilmez...
Çok büyük bir savaş yaşanıyor. İşkencelerin en ağırı bu hapishanelerde yapılıyor.
Birçok gazeteci bununla ilgili haber yapmak istedi ancak kimse buna cesaret edemedi.
Çok ileri gidenlerden bir kaçını gören olmadı...
 Washington, Avrupa ile de mücadele ediyor. Bu devam edecek mi? 
Elbette. Yıkacaklar oraları.
Dağıtacaklar. Futbolla bile bu mesajı verdiler... Futbolun merkezi tartışmasız İsviçre...
Ama burasının Amerikan toprağı olmaması bu işin onlara bırakılacağı anlamına gelmiyor.
Çok özel yetişmiş CIA ajanları İsviçre'ye gidip orada adam tutukladı. İsviçre vatandaşlarını!
Sizde de benzeri durumlar gerçekleşti. Mesela Biden geldi rengini belli etti, içerideki gazeteciler çıktı.
Belki sen bunu kabul etmeyeceksin ama durum budur... Bizim İsviçre'de yaptıklarımızı onlar bize yapabilir mi?
Kesinlikle HAYIR.
CIA böyle operasyonları firesiz ve pürüzsüz yaptığı için de dünyanın her yerinde gücü artıyor. "Avrupa'yı diz çöktüren bize ne yapmaz ki" noktasına geliniyor...
 Peki koskoca Avrupa böyle bekleyecek mi? 
Beklemeyeceklerini biliyoruz.
Şu an harıl harıl istihbarat toplantıları yapılıyor. Eğer dağılmamak için direnirlerse ciddi karşılık verebilirler.
İngiltere ve Fransa özellikle Amerika içinde operasyon kabiliyeti olan iki ülke... Zayıf noktaları kaşımak isteyecekler.
Ama önce KRİPTO , IŞİD mensuplarını bulmaya çalışacaklar. Çok gizli ve eğitimli IŞİD'çiler Avrupa başkentlerinde... Bunları tespit ettikten sonra karşı hareket planlıyorlar. Fakat işleri zor.
Çünkü yedekte başka yapılar bekletiliyor. Ama onlar da ilk kez birlik gibi hareket edecekler... Göreceğiz...
 Mali operasyon gündemde var mı? 
Washington Avrupa'dan gelecek karşı hamleye anında PARA üzerinden cevap verecek. Hazırlıklar bu yönde...
Bir bak son bir kaç yılda hangi Avrupalı bankalar radara yakalandı ve ceza ödedi. Bunlar hep uyarı. İlk hamle yapıldığı an arkası gelecek. Burası saldıracak... Bunu bilen aileler paralarını buraya getiriyor.
Türkiye'den de gelen çok...
Unutma nasıl Türkiye saniye saniye dinleniyor ve izleniyorsa Avrupa da aynı şekilde... Bunu bilenler de teknoloji devlerini VERGİSİZ ve artı destekle yanlarına çekmek istiyor! Apple gibi Google gibi... Kavga büyük yani...
 Başkan kim olacak peki? 
Geçenlerde Hillary'nin doğum günü vardı.
 Biliyorum, duymuştum... 
Peki kim düzenledi biliyor musun? Parayı veren organizasyonu yapan kimdi.
 Kim? 
Lynn Forester de Rothschild...
 Bazı çevreler Beyaz Saray Erdoğan'a yeterli sıcaklığı göstermedi diyor! Ne dersiniz? 
Bunun bir ölçüsü, gelen liderler bazen Blair House'da kalırdı. Bu yakınlık göstergesiydi. Erdoğan da Başbakan iken burada kaldı.
Ama kendi aşçılarının pişirdiği yemeği yedi! Bir de kimse bilmez, bu binanın BODRUM KATLARINDA , CIA yerleşmiştir. Her misafiri gece gündüz dinler. CIA'nın elinde bu nedenleKONUKLARLA ilgili kocaman bir arşiv vardır... Ne yani Erdoğan gidip burada mı kalsaydı!
İlişkilerin sıcak olduğunu göstermek için güvenliğinden mi vazgeçseydi! Aşağıda büyük tüneller vardır ve istihbarat birimleri merkeze buradan bağlanır. Buna teslim olmamak iyidir. Bazen buradaki aşırı ilgi işlerin ters gittiğini gösterir.
Görünüşe aldanma...


Ergün Diler

Para savaşı


Terör güç bularak üzerimize gelmeye devam ediyor. Dünya medyası aynı akıl tarafından Erdoğan'a saldırmayı kararlılıkla sürdürüyor. Birbirine benzemeyenlerin kardeş olduğu ortaya çıkıyor. Bölücüsü, darbecisi, aşırılıkçısı, mezhepçisi hepsi aynı ağacın altında toplanıp Ankara'ya çullanmaya çalışıyor. Öte yandan PANAMA SKANDALI dünyayı titretiyor.
Para üzerinden büyük dalga geliyor...
Ne oluyor peki?
Kim kiminle kavga ediyor?
Türkiye bu işin neresinde?
Erdoğan neden hedefte?
Anlamaya çalışalım...
17 Mart tarihinde Alman Devlet Kanalı NDR'deki "extra 3-satire" isimli mizah programında Erdoğan ile dalga geçildi. Kliple hakaret edildi. Ardından "Erdowie, erdowi, erdogan" isimli klip nedeniyle Dışişleri Bakanlığı, Almanya Büyükelçisi'ni çağırarak nota verdi. Ancak nota sonrası klip tavan yaptı! Bütün Alman televizyonlarında yayınlanmaya başlandı.
Yetmedi. Bild ve Spiegel günlerce klibi internet sitelerinin ilk sayfasında tuttu.
Klip krizi bittikten sonra geçen hafta ise Alman ZDF televizyonunda Jan Böhmermann isimli komedyenin yayımladığı şiirle Erdoğan'a hakarette zirveye ulaşıldı. Kanal bile akla gelmeyecek en ağır hakaretleri barındıran programa dayanamadı. Mizah kılığıyla yapılan saldırının görüntülerini internet sayfasından attı. BİLD yine devreye girdi. Kendi internet sayfasında bu videoya geniş geniş yer verdi. Bir de iğrenç bir karikatürle Erdoğan'a bir başka saldırı daha vardı!
Birileri Ankara'yı özgür basının karşısında gösterip HAKARET dolu özgürlük (!) ile geliyordu...
İçeride de böyleydi.
Peki Almanya Erdoğan'dan ne istiyordu?
Bu sorunun cevabına geleceğiz...
Şimdi PARA OPERASYONUNA gidelim... Geçtiğimiz gün Amerika'dayken bir dostumunsöylediklerine yer vermiştim.
Dostum "CIA öyle finansal operasyonlarla gelecek ki BANKACILIK sarsılacak. Hedef bankalar ayakta kalamayacak.
Para ile yeni dünya kurulacak. Yeni savaş para üzerinden..." anlamında cümlelerle kavgayı özetlemişti. Nerede?
Washington'da...
Şimdi gidelim PANAMA'ya...
1538ñ1821 arasında İspanya kolonisiydi. İlk İspanyollar gelip yerleşti.
1800'lerde Arjantin, Venezuela, Kolombiya, Şili, Peru ve Meksika; İspanya Krallığı'na karşı savaşarak bağımsızlıklarını elde etti.
Bu savaşta sömürge devletlere İngiliz Krallığı hem asker hem silah desteği verdi.
Panama, savaş sonrası Kolombiya toprağı olarak varlığını sürdürdü.
Panama, 1903'te ise Amerika'nın desteğiyle Kolombiya'dan ayrıldı. 1000 gün savaşında Washington, Panama'yı destekledi ve bağımsız Panama'yı tanıyan ilk ülke oldu. Bağımsızlık sonrası kanalın yapım ve kullanım hakları Amerika'ya verildi. 1970'lerde yönetime geçen Omar Torrijos kanalın tamamının Panama'ya kalmasını sağlayacak anlaşmayı imzaladı.
Ama daha sonra bir uçak kazasında öldü.
Garip değil mi! Yani Panama, Panama'nın olduğundan daha fazla Amerika'nındı!
Peki Panama'dan patlayan PARA SKANDALI neydi?
Uluslararası Gazetecilik Araştırmaları Konsorsiyumu (Ne demekse) Panama'da iş yapan birHUKUK firmasının 40 yıllık kayıtlarını patlattı... Kayıtların alındığı şirket MOSSACK FONSECA'ydı...
Hemen bakalım...
Jurgen Mossack Almanya'nın Fürth kentinde doğdu. Babası Erhard Mossac, Nazi Partisi Waffen-SS'de görev yaptı.
Partinin tüm sırlarını CIA'ye verdi. Daha sonra Almanya'yı terk etti ve Amerika'ya yerleşti. Baba Mossack, CIA için Küba'da komünistleri gözetleme görevi de yaptı.
Yaklaşık 2 yıl Küba'da CIA için çalıştı.
Jurgen Mossack ise devlet bursu ile okudu, avukat oldu. Panama'da hukuk bürosu açtı.
Bir süre sonra Ramon Fonseca ile tanıştı.
Fonseca, London School of Economics mezunuydu. Okul tarihinin en başarılı 100 öğrencisinden biri olarak biliniyordu.
1977'de ortak hukuk firmasını kurdular!
İsim belliydi: Mossack Fonseca
Mossack Fonseca, kısa sürede dünyanın en önemli davalarını alan bir hukuk firması oldu. Latin Amerika ülkelerinin tümünde, Çin, ABD ve Avrupa'da ofisler açan Mossack Fonseca, HSBC'ye karşı kazanılan birçok davayı yönetti. HSBC İngilizler'in iftihar ettiği bankaydı! Adı çok bilinmese de, aldığı davalardaki başarı oranı yüzde 100'e yakındı. 2000 yılında Mossack Fonseca'nın dünyanın birçok ülkesindeki ünlü isimlerin, şirketlerin vergi kaçırmasına aracı olduğu iddia edildi.
Ancak bu iddia medyada fazla yer bulmadı.
Çünkü arkalarında CIA vardı... Peki şimdi Mossack Fonseca, İngilizler'in önemli bankası HSBC ile uğraştığı için rövanş mı alınıyordu? Bu bir JAMES BOND yani İngiliz istihbarat operasyonu muydu? MI6 mi devreye girmişti?
Çünkü skandalı ortaya çıkaran Uluslararası Gazetecilik Araştırmaları Konsorsiyumu'nun arkasında ROCKEFELLER ve SOROS vardı! Acaba BARONLAR, CIA'ya operasyon çekip, hesap mı soruyordu?
Wikileaks'ten ve Edward Snowden'in sızdırdığı belgelerden çok daha fazlası deşifre ediliyordu. Şimdiye kadar dünyanın gördüğü en büyük ve en kapsamlı belge sızdırılıyordu. 11.5 milyon belge şimdi tamamen savunmasızdı! Apaçık ortadaydı!
Onlarca DEVLET BAŞKANI ve önemli şirketin hesapları sızıntılar içindeydi.
Brezilya'dan Ukrayna'ya, Rusya'dan Arjantin'e, Polonya'dan Suudi Arabistan'a kadar her yer etki alanı içindeydi. BİR EKSEN YOKTU! Yani Müslümanlar'ın, Ortadokslar'ın, Latinler'in ya da Afrikalılar'ın gibi bir sınıflandırma yapma imkanı yoktu. Sızdıran her kimse mesajıDÜNYAYA veriyordu!
Sızıntının AKLI herkesi isim isim yazarken konu Rusya'ya geldiğinde "Putin'in çevresindeki isimler" diye belli belirsiz ŞAHISLAR kullanıyordu! KGB'den gelen birinin parası olsa bile gidip kendi üzerine HESAP açtıracağı düşünülmezdi.
Akla uygun değildi. Putin bunu yapacak en son isimdi. Diğer liderler için kesin belgeler ve bilgi sunulurken Putin için etrafından geliniyordu! Yani birileri belgelerle istedikleri yerleri çökertirken PUTİN'İ DEDİKODU düzeyinde tutarak güçlendiriyordu. Çünkü vurmak için değil, ayakta kalması için ateş ediliyordu!
Panama'yı liderini öldürerek ele geçiren CIA, şimdi belgeler üzerinden hem de ROCKEFELLER'ın parasını verdiği kurumun kalbinden kendisine çalışan bir şirketi HAKLIYORDU!
Neden?
Basit! Geçtiğimiz günlerde yazdığımız gibi Amerika bütün parayı NEVADA'ya toplamak istiyor. Dünya ateş topuna dönerken paranın huzur içinde kendi topraklarında yaşamasını istiyor. Kurulan paravan terör örgütleriyle Üçüncü Dünya Savaşı yaşanırken CIA da YAZILIMüzerinden giderek herkesi zorla parasıyla birlikte ülkesine davet ediyordu. Gitmeyen ayakta kalamayacaktı. Bu nedenle herkes gidecekti.
Avrupa da bu savaşı resmen yaşadığı için Erdoğan'a saldırıyordu. "Erdoğan gitsin de yerine kendilerine yakın biri gelsin!" diye vuruyorlardı. Erdoğan gidince yerine gelecek olan ismin Avrupa'ya yakın olacağı düşünülüyordu. Bu hem Avrupa'nın kurtuluşu, hem de Amerika'nın bölgede darbe alması anlamına geliyordu... Yani Avrupa'nın kurtuluş reçetesi Ankara'da yazılmak zorundaydı. Ama Erdoğan engeldi.
O zaman gitmeliydi! İşte ALMANLAR'ın saldırısının temelinde bu vardı! Bu nedenle karikatürle, kliple, manşetlerle geliyorlardı!
Geleceklerdi de!
Hemen bir soru!
İyi ama Amerikan medyası da vuruyordu? Bu ne anlama geliyor o zaman?
Evet onlar da "BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ YOK!" diyerek geliyordu. Hassasiyetlerini ortaya koyuyorlardı... Kendileri öyle olmasa da saldırıyorlardı... Çünkü Amerika'nın derdi başka. Onlar İSLAM'ı terörle yanyana getirerek MÜSLÜMAN eşittir TERÖRİST algısına oynuyordu. Bu nedenle İslam'ın içine sızan BARONLARI ve Avrupa'yı temizlemek istiyordu. Bunu da El Kaide gibi IŞİD gibi örgütleri kullanarak yapıyordu..
Günlük düşünerek hareket etmiyorlar.
Erdoğan gidip Maryland'te KÜLLİYE açtı.
Erdoğan'ın hayali ve hedefi büyük. Bir Müslüman liderden bunu beklemiyorlar.
"Büyüyün, etkili olun, Ama Müslümanlar'ı siyaseten dünya sahnesini çıkarmayın!" diyorlar. Paralel'i tutma ve kullanmaları da bu yüzdendi. İSLAM'ı merkeze oturtan, siyaseten etkili bir noktaya çeken hareketlere karşılar! Bunu yapmak isteyenlere de...
Ama Erdoğan böyle büyük olunacağını düşünüyor. Çatışma bu noktada başlıyor.
Erdoğan gittiği an yerine gelecek olan AVRUPALI biri! Bunu bilirler ve istemezler! Asla ve kat'a... Sürtüşme olsa da anlaşma olacaktır... Biz Amerika'nın rakibi değiliz. Düşmanı da değiliz. Ama onların düşmanları ve rakipleri belli. Bizimle anlaşacaklar. Aksi, DÜNYAüzerindeki operasyonlarını sekteye uğrar. Biz bilmesek de AMERİKA bunu bilir. Avrupa ile kenetlenen Türkiye'ye turist olarak bile gelemezler...
Kavga büyük.
Ama rolümüz de büyük... Rahat olun!

NOT: Kissenger, Moskova'ya gittiğinde Soros'u vakıflarıyla birlikte kapı dışarı atan Putin'e "Ona kafanı takmana gerek yok. Daha büyük işler olacak. Biraz daha geniş düşün!" dedi... Şimdi bir daha düşünün!


Ergün Diler

Bilgi



Adam, Harvard'da öğretim görevlisiydi.
35 milyar dolarlık servete hükmeden üniversitenin School Of Government bölümünde DEKANDI. Oturdu bir makale yazdı. "Amerikan dış politikası tamamen İsrail lobisinin ve dolayısıyla Tel-Aviv'in tutsağı oldu.
ABD yönetimlerini İsrail boyunduruğundan kurtulmaya çağırıyorum
" dedi.
Vay sen misin bunu yazan. ABD dış politikasını boyunduruğu altına alanlar için, o okul sadece bir çerezdi.
Çünkü o okulda boyunduruk altındaydı, tıpkı diğer dünyaca ünlü ABD okulları gibi. O makaleye imza atan Dekan derhal istifa ettirildi. İşte o Harvard'da ders veren bir Türk öğretim görevlisi ile beraberdim dün. Ülkesini seven, muhafazakar bir eğitimciydi. Harvard'da Özbekistan'dan tutun Kazakistan'a kadar Türk cumhuriyetleri ile ilgili muazzam bilgi hazinesini aktarıyordu öğrencilerine. "Okul İsrail lobisinin elinde. Adamlar için kim olduğun önemli değil.
BİLGİN varsa, geliyorlar dünyanın bir ucundan alıp götürüyorlar seni
" dedi. Hemen sordum uzman öğretim görevlisine. "Üniversitelerimizde Türk Cumhuriyetlerine Harvard kadar ilgi var mı?" diye. Yüzüme baktı ters ters... "Türkiye'de akademsiyenler BİLGİ ile değil, Ankara'yı ele geçirme İLGİSİ ile yoğunlar" dedi. Bilgi ülkeleri büyüten en önemli hazinedir. Adamlar taa 1870'lerde kalktılar bir Haber ajansı kurdular New York'ta. Bilgiye ulaşalım, dünyaya istediğimiz neyse onu verip yönetenlerden olalım dediler.
Tam 120 ülkede yüzlerce ofis açtılar. ABD'de 1500 gazete ve 5000'den fazla radyo-tv istasyonunu kendilerine abone yaptılar.
Dünyada binlerce yayın organını kendilerine bağladılar. Bilgi dünyası artık ABD'den yönetiliyordu. O kurumun adı; yeryüzündeki üç büyükten biri olan Associated Press haber ajansıydı. Guardian gazetesi dün bir haber yayınlıyordu. "1930'lu yıllarda Associated Press haber ajansı Hitler rejimiyle RESMİ işbirliğinde bulundu. Amerikan gazetecilerine Nazi propaganda bakanlığının ürettiği malzemeleri temin etti." diyordu. Evet, dünyanın en ünlü ABD ajansı, ikinci dünya savaşı patlamadan önce tüm yayınları ile HİTLER'e hizmet ediyordu.
Amerikan kamuoyunu NAZİ hayranı, HİTLER ve Alman aşığı yapıyordu. Öyle yayınlar yaptılar ki, ABD'de Yahudileri işe alan ajanslar, gazeteler ya kapatıldı ya da batırıldı. Guardian'daki haber şöyle bitiyordu dün; "Associated Press haber ajansı Hitler Almanyasında ayakta kalan tek Batılı haber ajansıydı ve çalışmalarına ABD 1941'de savaşa girene kadar devam etti." Yani ABD savaşa girene kadar HİTLERCİ olan bir Amerikan ajansı vardı karşımızda. Washington Avrupa'ya ilk askerlerini gönderdiği anda da Hitler düşmanı oluyordu. Ajans, ülkesinin çıkarları için gerektiğinde NAZİ kolluğunu bile takıyordu.
Yayın yaptığı ülkeyi yöneten Beyazsaray da ona sonsuz destek atıyordu. Çıkarlar için gerektiğinde de ne Hitler'le ne de başkasıyla ortaklık kalırdı. Şimdi yeryüzünde BATI şeytanları PKK ile ortaklık yapıyor. Avrupalı şeytanlar çadır kurduruyor, ABD'li olanlar ise teröristten kara ordusu kuruyor. Ancak şeytanlara meze olanlar şunu göremiyor; Hitler'le bile ortaklık yapanların, NAZİ'lerin başını nasıl sattığını! Adamların Kürtleri zerre kadar sevdiği yok. Sadece çıkarları var. Bakın ABD'deki Düşünce kuruluşu Washington Enstitüsü, Kuzey Irak ile ilgili dün bir rapor yayınladı. Washington ile IMF'in, Irak'a yapılan maddi yardımların adil dağıtılması hususunda ciddi bir şekilde denetlemesi önerildi. Adamlar CIA ile kurdukları DAEŞ'le savaştırıyorlar Kürtleri. Sonra ekonomik olarak çökertip IMF ile giriyorlar ve gırtlaklarını sıkıyorlar. DAEŞ ile savaş Kuzey Irak'taki Kürtlere ayda 197 milyon dolara maloluyor. Petrol 60 doların üzerine çıkmazsa Kuzey Irak memurlarına asla maaş ödeyemeyecek. Küçücük Kuzey Irak'ın şu andaki borcu tam 25 milyar dolar. O 25 milyar dolarlık borçla 80 milyonluk Türkiye'yi IMF şefleri ile yönetip, bir gecede kanunlar çıkartmışlardı. Kuzey Irak'ın durumunu siz düşünün. Dediğimiz gibi BİLGİ çok önemlidir.
Cahil kalırsanız, perde arkasını göremezsiniz.
Gidip terörist elbisesi bile giyer, IMF için ölen bir zavallı olursunuz!

NOT; DAEŞ BOMBALARI sayesinde Paris'ten 7 bin, Roma'dan 5 bin, mülteci göçü yüzünden Atina'dan 2000 milyonerin kaçtığı açıklandı. Kaçanlar ABD'ye, İngiltere'ye, İsrail'e, Kanada ve Avustralya'ya koştu... Sıra Belçika ve Alman milyonerlerde... Paranın gittiği yerlere bakın... Nasıl operasyon ama!


Bekir Hazar

Çok gecikerek olsa da uyandık artık



Washington'da Cumhurbaşkanı Erdoğan aleyhinde slogan atanların arasında Türkiye'den firar eden "Gülen Örgütü" üyesi isimleri de görünce "Bu olsa olsa 1 Nisan şakasıdır" diye düşündüm önce... Hatta "Bu şakanın daha da etkili olması için, Fethullah Gülen'in de oraya gelip kaldırımda yeni bir beddua üretmesi hoş olurdu" diye düşündüm.

Şaka değilmiş 
Ancak şaka falan değilmiş bu gösteride "Gülen Örgütü" üyelerinin terör örgütlerinin üyeleri ile birlikte yer almaları... Demek ki bütün iddialar doğruymuş. Türkiye'nin dirliğini, düzenini ve itibarını hedef alan tezgâhlar söz konusu olduğunda bu "Cemaat"in imamları, yatakta şeytan olsa bile onun yanına kıvrılıverirlermiş.
Galiba burada sorulması gereken soru "Biz yıllarca Fethullah Gülen'in yargıda ve poliste örgütlenmesini nasıl görmedik, asıl amacını nasıl oldu da anlayamadık" şeklindedir. Gerçi Cumhurbaşkanı Erdoğan bir konuşmasında "Uyumuşuz" diyerek, yılların ihmalini kabul etmişti.

İlk kez oluyor 
Ama bu derin uykunun nedenini anlamak da mümkündür... Çünkü Cumhuriyet tarihinde bu tür bir örgütlenmenin "Derin Devlet"in yerine geçtiği gibi bir örnek yoktur. Kamu görevlerine alımları düzenleyen sınavların sorularını ele geçirip bu sınavları örgüt mensuplarına veren, düzmece kanıtlarla yargıyı hukuk dışı kararlara yönlendiren, iş dünyasına şantaj yaparak onları esir eden bir Cemaat örgütlenmesini rüyamızda görsekinanır mıydık?
Neyse... Çok geç de olsa uyandık artık. Halimizi o fıkradaki kadının durumuna benzetebiliriz.

Gecikerek anlamak 
Adam salondaki koltuğunda kahvesini yudumlarken, gazete okuyormuş. Eşi de yatak odasında etrafı topluyormuş. Derken içeriden eşinin sesi gelmiş. Kadın giderek yükselen bir sesle sayı sayıyormuş...
- Bir, iki, üç, dört... Yirmi, yirmi bir, yirmi iki...
Adam gazetesini bırakmış ve eşinin feryada dönüşen sayı saymasına hayretle kulak vermiş. Ve sonunda eşinin neyi saydığını "İmdat" diye bağırmasından anlamış... Kadın "Otuz dokuz, kırk" dedikten sonra "İmdat, bu bir kırkayak" diye bağırmış.
Bakalım ABD bu örgüte yataklık etmenin sonuçlarını görerek, ne zaman uyanacak?


Mehmet Barlas

Hamallar ve sinekler


Hitler'i destekleyen ABD haber ajansı AP'yi anlatmıştım size dün. ABD savaşa girdikten sonra da nasıl Hitler'i sattıklarını.
Gözlük takmadığımız için olayları görmekte ve anlamakta zorlanıyor, haliyle şeytanlara kolay alet olabiliyoruz. Çok güzel kullanıyorlar tezgaha gelenleri.
Balık hafızalı olduğumuz için de geçmişte yaşanan örnekleri çabuk unutuyoruz. Hadi gelin biraz gerilere gidelim.
Humeyni İran'da devrimle işbaşına gelmişti. ABD elçiliği basılmış, görevliler ve Amerikan ajanları günlerce esir alınmıştı.
İki ülke savaşın eşiğine gelmişti.
Yaşanan büyük krizle birlikte ABD, İran'a ambargo uygulamaya başlamıştı. Tüm dünyayı da bu ambargoya uymaya çağırmıştı. Sonra ne oldu? 1986 yılında Lübnan'da bir dergi, ambargo uygulanan İran'a gizlice silah satıldığını yazdı. Tüm dünya ayağa kalktı. Soruşturma komisyonları kuruldu.
Ve gerçek ortaya çıktı. ABD, ambargo uyguladığı İran'a el altından silah satıyordu.
Tabii Amerikan kargo uçakları inmiyordu Tahran'a... Aracı ülke vardı. Silahları taşıyan hangi ülkeydi peki? Sıkı durun... İran'ın en büyük düşmanı İsrail! CIA silahları taşıyan kargo uçaklarını Tel-Aviv'e indiriyor, MOSSAD ajanları da Tahran'a taşıyordu.
İran'a silah satışından kazanılan paralar da CIA tarafından Nikaragua'da rejimle savaşan Contralara gönderiliyordu. Dünyaya ambargo çağrısı yapan ABD'nin kendisi el altından ambargoyu deliyordu. İsrail de, kendisine saldıran Hizbullah'ın en büyük destekçisi diye nefret ettiği İran'a silah taşıyordu... İran'ı kendisine en BÜYÜK TEHDİT ilan eden İsrail, Tahran'a gizli silah sevkiyatında ABD tarafından tutulmuş HAMAL oluyordu.
Olayın su yüzüne çıkmasıyla birlikte CIA başkanı ve çok sayıda çalışanı görevden alınıyordu. Aradan yıllar geçti. İran'a birkaç ay öncesine kadar da yine Ambargo vardı.
Ambargoyu koyan yine ABD'ydi. Sevgili Taha Dağlı son ambargo döneminde de onlarca ABD ve İngiliz şirketi ve bankalarının el altından İran'a milyarlarca dolarlık mal sattığını yazdı. Evet şeytanın generalleri görev başında... Çıkarları için her yolu mübah görüyorlar. Dünyaya yasak koyuyorlar, kendileri milyarlarca doları götürüyorlar.
Tüm savaşlar, ayak oyunları PARA ve Ortadoğu'daki enerji hatları için. Tüm terör olayları ve kullanılan teröristler, bölgeden çalınan parayı taşıyan HAMALLAR. Önce ordularla girdiler Ortadoğu'ya... "Demokrasi ve barış getiriyoruz" diyerek hem de...
Çekildiklerinde geride, hemen sınırımızın dibinde BATAKLIK bırakmışlardı. Bataklık büyüdükçe her türlü zehirli sineğin sayısı artar. Bilimadamları böyle diyor. 30 yıl CIA ajanı olarak görev yapan Ray McGovern Washington'da ahaber'de Yazboz'a konuştu.
Bu akşam programda çarpıcı açıklamaları yayınlanacak. "Orduları ile önce BATAKLIKLAR kuruyorlar" diyor. Ve devam ediyor; "Ardından istihbarat örgütleri ile sinekleri bataklığa taşıyorlar. Ortadoğu'daki tüm terör örgütleri, istihbarat teşkilatlarının bataklığa taşıdığı sineklerdir. Ölenler hep sinekler olur." Evet malın sahipleri, hamallar ve sineklerle karşı karşıyayız.
PKK'da Kandil ve Suriye Bataklığında kullanılan sinek türlerinden biri. Bataklık kurutulmadıkça sinekler ölmeye devam edecek. Bunun yolu da liderlerinin bertaraf edilmesinden geçiyor. Bakın Suriye'de Esad'a hizmet eden bataklık sineklerinden biri Mihraç Ural'dı. Türkiye, terör örgütü liderini sessizce halletti. Ankara sinekleri bertaraf etmek, bataklığı kurutmak için elinden geleni yapıyor.
Bana hep soruyorlar; "Neden Kandil'deki sineklerin elebaşları halledilmiyor?" diye. Hiç merak etmeyin... Ankara bu konuda büyük uğraş veriyor. Tek sorun, Kandil'in iki ülke içinde de yer alması. Sinekleri Türkiye'nin vuracağı tarafa ölüm tarlalarına süren elebaşları, Kandil'in İran tarafında kalan topraklarda keyif yapıyor. Türkiye, sineklerin elebaşlarını halletmek için İran'la yoğun görüşmeler yapıyor şu günlerde.
Bu ülkede bazıları sineksever takılıyor olsa da Ankara hepsini halledecek. Ve bataklık mutlaka kurutulacak. Onu kuranlar, DAEŞ'i yavaş yavaş Libya'ya taşıyor. Avrupa'ya geçişin en yakın olduğu yere. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-MArc Ayrault dün müdahale çağrısı yaptı; "Bugün Libya'da kaos ve terör hüküm sürüyor. Bu Avrupa için doğrudan bir tehdittir. Uluslararası müdahale ile Suriye ve Irak'tan geri adım attırılan IŞİD şu an Libya'da zemin kazanıyor" dedi. Evet bataklık Libya'ya taşınıyor... Sinekler düşünsün!

Türk kartı



Washington seyahati başlamadan önce yazı işlerinde arkadaşlarla konuşurken "Ya biz havadayken ya da indikten sonra yine saldırı olacak.
İnşallah olmaz ama hepimiz biliyoruz ki canımızın yanma ihtimali çok daha yüksek" demiştim.
Arkadaşlarım da benim gibi düşünüyordu...
Kısaca bir hafızamızı tazeleyelim...
Atladığım, unuttuğum vardır ama yine de üzerinden geçelim...
● 8 Haziran 2004: Başbakan Erdoğan, (Bush'un özel davetiyle G-8 Zirvesi'ne katıldı) Washington'a gitti. PKK, ateşkesi bozdu ve karakola saldırdı. 3 şehit...
● 7 Aralık 2009: Başbakan Erdoğan, Obama ile resmi görüşme için Washington'a gitti. Tokat Reşadiye'de 7 askerimiz şehit oldu.
● 30 Mayıs 2010: Başbakan Erdoğan, Güney Amerika resmi ziyaretine çıktı. PKK, İskenderun Deniz Komutanlığı'na saldırdı. 6 askerimiz şehit oldu. (Mavi Marmara da aynı gün)
● 13 Nisan 2010: Başbakan Erdoğan, Nükleer Güvenlik Zirvesi için Washington'a gitti.
PKK, bu kez Samsun'un Ladik ilçesinde 2 polisimizi şehit etti.
● 20 Eylül 2011: Başbakan Erdoğan, BM için New York'a gitti. 3 terör saldırısı oldu. 2 askerimiz şehit düştü. Ankara'nın Kumrular bölgesinde patlayan bomba 5 kişinin ölümüne neden oldu.
● 31 Mart 2016: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nükleer Güvenlik Zirvesi için gittiği Washington'da Obama ile görüşmesinden birkaç saat önce yine PKK saldırdı.
Diyarbakır'da polis servisine düzenlenen saldırıda 7 polisimiz şehit oldu...
Nerede olacağını bilmesem de dünkü saldırının geleceği görülüyordu! Eğer kavgayı biliyorsanız, eğer güçleri doğru tespit ediyorsanız, eğer büyük hesabı doğru okuyorsanız zaten olacakları görürsünüz...
Mesele Ortadoğu'yu kimin yöneteceği...
Avrupa mı, Amerika mı? Konu bu...
Her iki taraf da son sözü söyleyebilmek için kesinlikle ve kesinlikle Ankara'yı yanına almak zorunda.
Müslüman, demokrat, devlet geleneği olan, tarihi misyonu bulunan, kalabalık nüfus barındıran, güçlü ve etkili orduyla korku salan, para gücüyle söz sahibi olabilen sadece Ankara... Sokaklarımızda hem Batı hem Ortadoğu yok mu?
Bakın etrafınıza... Bir bedenin iki kolu gibiyiz. Zenginliğimiz ve vazgeçilmezliğimiz bu nedenle...
Belki Türkiye şu an süper güç değil. Belki şu an Türkiye oyunları kuran ülke değil...
Ama yazılan senaryoyu bozabilecek tek güç... Bunu en iyi bizim topraklarımızda kavga edenler biliyor. Bakın Paris'te ya da Brüksel'de bombalar patlıyor, "TIK" yok.
Ama Erdoğan Amerika'ya indiği an Washington'a cevap DİYARBAKIR'dan...
Tersi de çoktur...
Avrupa ile flört'e başladığınız an her yerde bomba patlar... Üçüncü Dünya Savaşı'nın merkezinde biz varız. Yapacak bir şey yok.
Tarihimiz, coğrafyamız bunu getiriyor...
PKK, PYD, YPG veya IŞİD bu iş için var. Kavga eden iki kıta, acıyı çeken biz! Ve bu, daha sürecek. Kolay dinecek bir sancı değil. Avrupa dağılıncaya kadar devam edecek.
İşte bunu bilen Avrupalı istihbarat örgütleri de savunmalarını kendi sınırları içinde değil bizim topraklarımızdan başlatacak.
Bu ortasında bizim olduğumuz sert bir iklimi getirecek...
Çünkü Avrupa ile Amerika KÜRT meselesine çok farklı bakıyor. Haliyle onlar için TÜRK KARTI da farklılık gösteriyor. İki taraf da yanına almak istediği Türkiye'ye farklı rol veriyor...
Amerika BÜYÜTMEK istiyor, yöntemi yanlış. Avrupa KÜÇÜLTMEK istiyor, kafası yanlış... İkisinin de yanlışı apaçık ortada...
Amerika KÜRTLER'i bizden ayırdığı zaman Ankara'nın Avrupa ile bütünleşeceğini bilir. Hatta dışarıda kalan Kürtler'e Ankara üzerinden kement atacağını görür. Sonuçta KÜRT meselesi hep Avrupa'dan kaşındı...
Washington bu hatayı yapmaz.
Aksine Kürtler'i Ankara'ya bağlamak isteyecektir. Başka şansı da yok! Avrupa da bunu bildiği için PKK ile IŞİD ile DHKP-C ile gelmektedir... Tam tersi de olmaktadır...
Yani ne yapsak her iki tarafı da mutlu edemeyeceğiz.
Adamların VAR OLMA kavgası bu...
Bu kavga yeni değil...
Cumhuriyet'ten önce de vardı.
Bu nedenle içeride partilerimiz, siyasetçilerimiz, kurumlarımız, okullarımız, ideolojilerimiz, bakış açılarımız hep İKİ PARÇA...
İçeride yaşadığımız bütün sorunların nedeni bu büyük kavga.
İki güçten biri devrilinceye kadar bölgede kan ve gözyaşı dinmeyecek... Son saldırıyla Avrupa "Öyle kolay teslim olmayacağım" dedi. Kimin üzerinden? Şehit edilen polislerimiz üzerinden...
Tabii bir de bu iki kanadın devlette etkili grupları var.
Onlar da kavganın tam göbeğinde...
Sonunda kesinlikle bizim kazanacağımız bir savaşın içindeyiz... İleride tarih İSTİHBARATüzerinden yürütülen bu büyük savaşı en ince ayrıntısına kadar yazacak.
Geriye acının külleri kaldığında "Ne çok hain ve kahraman varmış" diyerek şaşıracağız...
Aslında pek çok şeyi hiç bilmediğimizi de anlayacağız...
Ama her ne olursa olsun bu ülkenin çocukları kazanacak...
Buna inanın. Türk-Kürt yanyana durduğu sürece yel kayadan toz alır... Kirli bir savaşın içinden geçsek de gelecek bu topraklarda...

Ergün Diler

AKP’li fırıldakların fitnesi işe yaramayınca buna sarıldılar



Merhum Cemil Meriç'in “Bir Dünyanın Eşiğinde” kitabında okuduğum bir dize orta mektep yıllarından hafızama kazınmıştı: “Birbirini gerçekten seven iki kişiden biri ölürse eğer, gerçekte ölen hayatta kalandır…”

Annemi kaybettiğim gün bu söz bile anlamını yitirdi.

Hayatta kalmak neydi ki?

Hele ki anne kim, çocuk kimdi?

O gün Sezai Karakoç üstadımızın “Anneler ve Çocuklar” şiirindeki, “Anne ölünce çocuk / Çocuk ölünce anne” dizesinin künhüne vardım.

Bundan 11 yıl mukaddem bir Çarşamba günü Yeni Şafak'ta yazmaya başladıktan bir ay sonra annemi kaybetmiştim, lakin yazmayı aksatmamıştım.

Yazmak iyi gelmişti, inşirah buldum, ayakta durdum.

Bu sefer olmadı, bir ayı aşkın süre yazamadım. Zira en yakınım 2 “canım” için hastaneden hastaneye koştum durdum. Bir “canım” çok şükür iyi, diğer “canım” yoğun bakımda. Dua beklerim.

Bu süre zarfında her şeyle irtibatım kesildi. Telefonla, internetle, gazeteyle…

Öyle bir derde duçar oldum ki o dert dünyam oldu. Aynı gezegende yaşamak aynı “dünyada” yaşamak değilmiş, anladım.

Bu öyle bir dünya ki, insanların siyasi düşüncelerinin de sosyal sınıflarının da hiçbir önemi yok.

Misal: kim olursa olsun hasta yakınlarıyla şappadak kaynaşıyor, bin yıllık tanış gibi dertleşiyor, birbirinize yardımcı olmak için öylesine çırpınıyorsunuz ki, anlatamam.

Neyse, daha fazla uzatmayalım, burda keselim.

Bugün günlerden Çarşamba ve 11 yıl öncesinde olduğu gibi: yeniden herkese merhaba.

Onca gün ayrılıktan sonra bir kuru merhabayla geçiştirmek olmaz. Mutat selamımızı çakalım şöyle:

Sağa sola selam, ortaya selam, beylere ağalara, kapıdaki anahtara, kara göze kara kaşa selam, sırdaşa, arkadaşa, demirbaşa, arayana sorana, velhasıl, bilumum okuyuculara selam.

Naçizane yazımıza başlamadan evvel ne olmuş ne bitmiş, şöyle bir taradım.

Şunu gördüm: Gazeteci makulesi için çok velut bir dönemdi; hangi konuya el atsalar salkım saçak…

Gelgelelim, muhalefet yine aynı, hatta daha da geriye gitmiş.

Söylenecek tek söz: Muhalefetiniz batsın!

Öyle bir muhalefet anlayışıyla malul hale geldiler ki, hızla biribirine dönüştüler.

Bunlardaki Erdoğan ve AK Parti düşmanlığını bir geceliğineHeidegger'e zerk etsen sabaha Atilla Taş olarak uyanır; Kant'a zerk etsen Çalışkan Koray.

Profesyonel Erdoğan düşmanları o kadar biribirine benzemeye başladı ki, bugün Can Dündar'la herhangi bir “The Cemaat” yazarını ayırt etmek imkansız.

Bilmiyorum, belki de “görevlerini” yapıyorlar. “Görevleri” aynı olunca haliyle farksızlaşıyorlar.

Gel de şimdi Attila İlhan'ın şu sözlerini hatırlama: “Türkiye'de bir hain kontenjanı var, bu nüfusun yüzde 10'udur… Türk aydını dediğimiz kişi, batının manevi ajanıdır… Şimdi aydınlar haysiyetten önce banka hesabına dikkat ediyor…”

Malumunuz, 1 Kasım seçimleri bu aydınların “restorasyon” hayallerini suya düşürdü; hendeklere gömüldükleri için PKK'dan da umudu kestiler. Ekonomik kriz de bir türlü çıkmadı. Aksine, birçok Avrupa ülkesini imrendirecek denli “büyüme hızı” devam ediyor.

Geriye ne kaldı?

İki şey: Biri, AK Parti içinde fitne çıkartmak. Bunun için de AK Partili fırıldakları cesaretlendirmek, bazı gevşek karakterli insanları da pohpohlayıp ileri sürmek…

Lakin olmadı, olmaz.

Olmadığı gibi, Erdoğan'ın liderliğinin daha da pekişmesine neden oldu.

Şunu unutuyorlar: Lider dediğin seralarda veya karanlık odalarda yetişmez.

Tabiri caizse, yedi düvel Erdoğan'a vuracak, sen de erketede bekleyip aradan sıyrılacak, “lider” olacaksın. Canlarım benim ya, sizi kim nerede güzelleştirdi böyle?!

Tek umutları kaldı: Darbe.

Michael Rubin, “Türkiye'de darbe olması durumunda ABD'nin darbecilerle çalışmaya devam edeceğini” söyledi ya, umutları daha da arttı.

ABD'nin Irak'ta başına çuval geçirdiği ve “paralel örgütüyle” kumpas kurduğu Türk ordusu sipariş üzerine darbe yapacak, beklentileri bu!

Olacak şey değil, ama sonuna kadar zorlayacaklar.

Hiçbir şey başaramazlarsa, 28 Şubat darbesi yüzünden milletle ordu arasında açılan yaraların kabuk bağladığı, dahası, milletle ordunun kaynaştığı bu döneme fitne sokmaya çalışacaklar.

AK Parti, sosyal medya cengaverlerine, kendisini destekleyen medyaya veya Meclis'teki aritmetiğe sürgit güvenerek bu hayasız akını püskürtemez.

İçeride, milli birlik ve seferberlik şart…

Dünya görüşü ne olursa olsun “önce vatan” diyenleri alabildiğine kuşatacak bir söylem geliştirmek zorunda.

Dışarıda da müttefikleri artırmaktan başka çare yok.

Bu köşede en son yazdığım yazılardan birinde şöyle demiştim. “Şayet, Türkiye'nin güvenliği ve istikbali, Rusya ile ilişkilerimizi behemehal düzeltip İran'la sağlıklı diyalog kurmaktan geçiyorsa neden bundan sakınalım ki?..”

Rusya'yla ilişkilerimizi behemehal düzeltmek zorundayız.


Salih Tuna