Yabancı model


ON günlerde "MEDYANIN SİYASET ÜZERİNDE etkisi var mı?" sorusuna cevap aranıyor.
Aslında kimsenin bulmak istediği bir sonuç yok! Herkes gerçeği biliyor. MEDYA Erol Simavi'nin dediği gibi BİRİNCİ GÜÇTÜR! Hem para kazanırsınız hem de DEVLETİ kontrol edersiniz!
Bunun bizim tarihimizde bir dolu örneği vardır. Zaten bütün darbelerin ve cuntaların arkasında İSTANBUL BASINI vardı.
Eğer gazete-televizyonlar derin mahvillerden aldıkları emirleri uygulamasa Türkiye'de memleketi bir saniye bile geri götürecek hareketi, kimse yapamazdı.
Bizler, hem PARA hem de SİYASİ ilişkilerin izini sürmeyi pek bilmeyiz.
Derinlik korkusu olduğu için fazla gidemeyiz!
Oysa Türkiye'nin kaderinde ROL alan hemen hemen bütün isimlerin çok önemli DIŞ BAĞLANTISI vardır. Bu ülkede en zayıf olanlar MİLLİ olanlardır. Gazeteci, işadamı, politikacı, sanatçı, akademisyen ya da herhangi biri MİLLİ olarak kalmayı ve yaşamayı seçti mi biliniz ki KADERİ pek parlak olmaz! Bu değişmez bir kuraldır. Arkasına YABANCI GÜÇalmayan hiçbir kişi ve kurum buralarda uzayamaz, büyüyemez, ilerleyemez...
Ama biz bilmeyiz...
Gelin daha önce de kısaca anlatmaya çalıştığım bir EKOL üzerinden gidelim... Amacım kimseyi suçlamak değil. Örgütlenmeyi ya da yan yana durmayı işaret etmek... Ve "tesadüf"diye bir şeyin olmadığına sizi ikna etmek...
Fabian Derneği...
İngiltere'de kurulan Fabian Derneği, eğitim, kültür, ekonomi, hukuk, TIP ve din konularında dünyanın her ülkesine hatta her kentine yayıldı. Yazmıştım; İngilizler ÖRGÜTLENMEYEbüyük önem verirler...
Dünyada birçok eğitim kurumu, gizli bir şekilde London School of Economics'e bağlıdır. 100'ün üzerinde ülkelerde faaliyetleri vardı.
Britanya'nın hedeflerine ulaşacağı öğrenciler özenle seçilir ve yetiştirilir.
Şu anda 100'ün üzerinde ülkede ekranlara çıkan, okullarda eğitim veren ekonomistlerin yüzde 89'u London School of Economics veya Royal Economic Society ile bağlantılıdır. Bir çoğu London School of Economics'te okumuş veya doktorasını yapmıştır. Bazıları da özel programlara alınıp, gizli belgelerle mezun olmuşlardır.
Büyük şirketlerin yöneticileri London School of Economics veya Royal Economic Society bağlantılarıyla, kendi seçmedikleri ekonomistleri almak zorundadır... Denge budur! Ya da ilişki yumağı...
Mesela New Age Movement, Central School of Arts and Crafts, Leeds Arts Club, Fabian Arts Group and the Stage Society gibi oluşumlarla KÜLTÜR ve SANATI aynı elde tutarlar!
Bu kadar mı?
Değil tabii! Haldane Society yani Haldane Derneği... Son 20 yıl içinde dünyadaki hukuk sistemine yön veren dernektir.
Haldane Derneği, Soma faciasından sonra birçok yetkilisini Türkiye'ye gönderdi. Hükümet karşıtı avukatları destekleyen Haldane Derneği, "Soma'da avukatlar hükümet tarafından büyük bir baskıyla karşılaşıyor" iddiasıyla, Avrupa'yı ayağa kaldırdı! Socialist Medical LeagueTIP dünyasının en güçlü oluşumudur.
TIP'ta istenilenler olur, istenmeyenler asla ve kat'a olmaz!
Sadece bu kadarla sınırlı değildir...
DİN de vardır! Sadece SOL'la ilgilenmezler! Hristiyan, İslam ve Yahudilik üzerine 145 ülkede faaliyet göstermektedir. Hıristiyan Sosyalist Haçlı, Hıristiyan Sosyalist Birliği ve Hıristiyan Sosyalist Hareketi, Cami Hareketi, Yahudi Hareketi adıyla faaliyet gösterir. Birçok ülkedeki İslam alimleri Cami Hareketi'ne bağlıdır. Garip değil mi! Hiç bilmediğimiz, üzerinde hiç düşünmediğimiz oluşumlar bir AKLIN ürünüdür! Hiç zar atmazlar. MODELkurarlar ki biz bunu hiç bilmeyiz. Biz hayatı operasyonlarıyla birlikte kabul ederken, adamlar DİNİ oluşumlardan ADALETİN içine kadar sızmıştır. Zaten bir ülkeyi DİN, HUKUK, EKONOMİ, İSTİHBARAT ve ASKERLE yönetebilirsin! En önemlileri ezelden beri bunlara açık! İsimlerle hiç ilgim olmadı. Bilirim ama yazmam. Çünkü ne dengeyi değiştirir ne de Türkiye'nin atacağı adımları hızlandırır!
Ama bu Fabian Derneği'nin üyeleri olan Beatrice Webb ile Sidney Webb, London School of Economics'i de kurdu. Arkalarında Rockefeller ile Rothschild gibi kudretli aileler vardı...
Mesela HÜRRİYET yetkilileri kendi aralarındaki konuşmalarda "Bizim iki partimiz var! Biri CHP diğeri de HDP" demelerine rağmen patronları ısrarla "Biz kimseye yakın ya da uzak değiliz" diyordu!
Diyordu demesine ama Aydın Bey de biz de biliyorduk ki gerçek bu değildi.
Hükümete yakın olmaları elbette gerekmiyordu! Ama "TARAFSIZ" diye kendilerini tanımlamaları ilginçti!
Ve hiç inandırıcı değildi.
Eğer bir YAYIN ORGANI tarafsızsa ve bunu gerçekten samimi olarak söylüyorsa,KÖŞELERİNE BAKIN! Türkiye'deki her eğilimi görüyorsanız tamam o yayın, o patron tarafsızdır! Ama ne Türkiye'de ne de yeryüzünde böyle bir şey yoktu! Olamazdı.
Aydın Bey'in kızları da tesadüf de olsa London School of Economics'e gitmişti! -Begümhan Doğan Faralyalı -Hanzade Doğan Boyner -Kemal Derviş -Asaf Savaş Akad -Dışişleri eski Bakanı Emre Gönensay -Tayyibe Gülek -Ekonomist Daron Acemoğlu bu isimlerden birkaçıydı!
Gidip buralarda okumak kötü müydü?
Değildi elbette!
Bir anlayışı, bir KULÜP mantığını anlatmak için bunları paylaşıyorum.
Oradan onlar gibi bakınca içerideki AYRIŞMA da mücadele de kaçınılmazdı! Şimdi yaşadığımız bu!
Korkarım daha da sertleşecek...
Derneklerle, vakıflarla, üniversitelerle, ekonomi ile, finans ile, borsa ile, para ile, eğitim ile, medya ile BİRLEŞEN yollar vardı! Ve biz bu izi sürmeyi hiç bilmezdik. Takılıp düşünce de"Başımıza bunlar neden geldi?" diye sorardık. MODELİMİZ YOKTU! Osmanlı, kurduğu tamamen MİLLİ MODELLE büyüdü. Kılıçla, atla, topla, tüfekle gitti ama gittiği yereMODELİNİ götürdü!
Bu kabul görünce de büyüdü!
Şimdi içeride MODEL kurmamız, YABANCI MODELLER tarafından engelleniyor. Bakın bunun isimlerle hiç ilgisi yok. Çuvalla isim sayabilirim ama önemi yok. BÜYÜMEK ve BÜYÜK kalmak için ekonomik, kültürel ve siyasal modelimizin olması şart.
Bunun için adımlar atıldı. Dinimizi, tarihimizi, geleneğimizi ve etrafımızı fark ederek işe başladık! Kıyamet de tam burada koptu zaten... "MİLLİ ve yerli MODELİMİZ çöpe gitsin" diye geliyorlar...
Ekonomide ve kültürde olağanüstü işler yapıldı. 2 milyar insan TÜRK DİZİSİ izliyor şu an! Bankalarımız para dolu! Geriye SİYASİ model kaldı! İşte bu "gerçekleşmesin" diye vuruyorlar! Hem vuruyorlar hem de "TARAFSIZIZ!" diyorlar...
Ben de gülüyorum tabii...
Ya siz!

NOT: FIFA'nın en büyük iki sponsoru Coca-Cola ve McDonald's, FIFA Başkanı Blatter'a istifa çağrısında bulundu. Blatter, ADİDAS'ın adamıydı. Alman spor devi ADİDAS, FIFA'nın en eski sponsoru... 2030 yılına kadar FİFA'ya ödeyeceği rakam 600 milyon sterlin... Coca-Cola ise 16 yıldır aralıksız FİFA'nın sponsoru... 2022 yılına kadar 220 milyon sterlin ödemesi gerekiyor... Diğer oyuncu McDonald's ise 1994'ten beri FİFA'nın sponsoru. 400 milyon sterlin büyüklüğünde yeni anlaşmanın yapılacağı iddialar arasında... Şimdi Blatter'in şahsında kopan kavgaya bakın! Kim kimi silmeye çalışıyor? İşin içinde bir de NİKE var! Spor devlerinden bizdeki ŞİKEYE gelin... Operasyonlara bakın! Şikeyle suçlananlar ile kollananları ayrı ayrı yazın. Şimdi bakın! Kim kime yakın! Cevap!

Erdoğan’ın en büyük hatası



Aydın Doğan'ın şebelek medyası ve mülâaneci takımı, asker ve polisimizi kahpe pusularla şehid eden terör örgütününpropagandasını yapmaya devam ediyor hâlâ.

Hem de en aşağılık, en sinsi yöntemlerle.
Mesela, akıl almaz şekilde karartma yapıyorlar.
İç savaş hazırlığı için kazılan hendekleri, tahrip edilen köprüleri, yakılan iş makinalarını ve HDP'li bir milletvekilinin PKK'ya erzak taşıyan otomobilde yakalanmasını görmezlikten geliyorlar, ila ahir.
İşlerine gelmeyeni de duymuyorlar tabii.

Daha geçen gün İngiliz medyasına konuşan adı lazım değil bir belediye başkanının, “Cizre'de Türkiye'ye karşı iç savaş yürütüyoruz” sözünü duymazdan geldiler.

Türkiye Türklerindir” sofrasında türkü çığıran HDP'li Eşbaşkanın,Berlin'de, “PKK yenilmeyecek, TSK yenilecek” demeye getirdiğini duymadıkları, duyurmadıkları gibi.

Ama şehitler, şehitlerimiz, al bayrağa sarılı kınalı kuzularımızı, “karartmaya” güçleri elbette yetmedi.
Yetmeyince de, PKK'ye yönelen öfke selini boğuntuya getirmeye, hedef saptırmaya çalışıyorlar.
Bunun için de en iyi bildikleri yöntem, çarpıtmak!

Aydın Doğan'ın Hürriyet'inin, Sayın Cumhurbaşkanımızın canlı yayında milyonların önünde söylediği bir sözü çarpıtması bunlardan sadece biri.

İşin tuhafı…
Anlı şanlı “kültür- fizik” insanı Murat Belge de tıpkı “paralel”in“Sözcü”sü gibi hiç utanmadan bu yalana tenezzül edebiliyor.
Üstelik, Hürriyet gazetesinin sitesinde yayınlanan bu haber (tepkiler üzerine) kısa bir süre sonra yayından kaldırıldığı halde.
Peki o yaşta ve o müktesebatta bir insan nasıl olur da böyle pespaye bir yalana tenezzül eder?

Tek bir izahı var bunun:
O kadar dar bir alana “dûçar” oldu ki başka şansı kalmadı, naçar yalana sarılıyor.

Murat Belge'den küçücük bir müfteri üreten bu dar alana “mabet” de diyebilirsiniz; Erdoğan düşmanlığını din edinenlerin mabedi
Bu mabetten konuştuklarında, Emin Çölaşan'la Murat Belge'yi ayırt etmek imkânsız hale geliyor.
Bir farkla ki, Murat Belge bu mabedi kimlerin inşa ettiğinin gayet iyi farkında!

Dünkü söz konusu yazısında bakınız ne diyor: “Tayyip Erdoğan 'Kemalist müesses nizam'ın muhalefetiyle karşılaşacağını bilerek geldi ve karşılaştı. Ancak, o 'müesses nizam', çok önemli bir araçtan, 'dış destek'ten yoksundu. Bu nedenle kolu kanadı kırıktı, alışılmış eylemlerini yapamadı. Gezi direnişiyle birlikte Erdoğan, işin başında hesaplayamadığı bir dirençle karşılaşmaya başladı…”
Muhterem bu kadar da açık sözlü işte!

O kadar ki, “Gezi gericiliğinin de paralel örgütün de PKK'nın da arkasında dış destek var, biz de bu desteğin nüfuz casuslarıyız, bizi yenemezsin” demediği kalmış.
Dış destek” mi?

Paralel devletin” kapatma aydınlarıyla birlikte imza attığı o beş para etmez bildirideki “Nazi Almanya'sı” vurgulamasıyla işte bu “dış desteğe” kuyruk sallamışlardı.
Murat Belge açık sözlü dedim ama hiçbir zaman Sevgili Çandarkadar olamaz.
Sevgili Çandar'da bu yetenek, nasıl desem, “boşboğazlık” düzeyinde.

Bir defasında, Edelman ve Wolfowitz'in hazırladığı raporu referans göstererek, “iktidara gelmeyi ve iktidarda kalmayı sadece Türkiye'deki sandık zannetmeyin” diyerek, Erdoğan'a, “Neocon vesayeti” adına adeta racon kesmişti.

Uzun lafın kısası, “Sandıklar Türkiye'de kurulsa da iktidarı ABD belirler” demeye getirmişti.
Türkiye'deki kavga, en nihayetinde, iktidar içerden mi dışardan (dış destekle) mı belirlensin kavgasıdır.
Her daim iktidarı seçmen belirlemiyor, ne sanıyorsunuz. Hatırladınız mı bir süre önce (27 Haziran 2015) bu sütunda, HDP'nin barajı aşması bile alınan bir kararın sonucudur, demiştim.

Dahasını isterseniz, “yerli” bir darbemiz bile yoktur. Türkiye'de 10 yılda bir ABD darbe yapmıştır.
ABD sadece taşeron değiştirmiş, 2002'de iktidara gelen Erdoğan veAK Parti'ye 2012'de (MİT krizi) “paralel örgüt” marifetiyle darbe yapmak istemiş ama başaramamıştır. 28 Mayıs 2013'te başlayan Gezi kalkışması ve 17 Aralık 2013 “mülâaneci” darbe girişiminden de sonuç alamayınca PKK'yı devreye sokmuştur.
Olan bitenin özeti bundan ibarettir.

1 Kasım seçimleri mahut “darbe mekaniğinden” çıkış seçimleridir. Seçim olmasın diye PKK taşeronuyla ellerinden geleni yapacaklardır.

Sayın Erdoğan, “bu ülke Ankara'dan yönetilsin, ecnebilerin malum merkezlerinden değil (ve söz bu milletin olsun)” şeklinde özetleyeceğimiz tavrını almakla en büyük “hatasını” yapmıştır.

Murat Belge'nin “dış destek” ifadesiyle kastettiği “dinamiğin” olanca öfkesini üzerine çekmesinin nedeni de budur.
Budur tiranların, nemrutların, firavunların, yezidlerin, müstekbirlerin Erdoğan'dan nefret etmesinin sebebi.

Asıl nefretleri de Türkiye Cumhuriyetinin Seçilmiş Cumhurbaşkanı'nın şahsında, bu millettin bizzat kendisinedir.
Zira bu millet dün de “hangi ülkenin müstemlekesi olalım” diye tartışan eşhasa inat, “Ya istiklal ya ölüm” diyerek, ay yıldızlı bayrağın altında Kurtuluş Savaşı vermişti.
Müstemleke olalım” diyen müstağribler de Kurtuluş Savaşı'nı “hata” mütalaa ediyorlardı.
Ne oldu?
Bizi bu “hatalar” var etmedi mi?

Rahat Ol adamım...!



ANLAMAKTA ZORLANIYORSUN! 
Sakin ol Ahmetcim. Sen olayı ya tamamen yanlış anlamışsın...Defalarca söyledik ama güzel hatırın için bir kez daha tekrarlayalım... Bizim senin orucunla bir alıp veremediğimiz yok. Bizim Devlet Bahçeli'nin orucuyla da işimiz olmadı. Ama gördük ki Bahçeli'nin orucu sana dert olmuştu. Usta gazetecisin ya! Haftalık röportajlarında daha önce hiç yapmadığını yaptın ve arşiv resmi kullandın. Üstelik, Ramazan günü oruçlu bir parti liderini, çay içerken tüm dünyaya servis ettin. Sonra da "Ay yanlışlık olmuş"dedin. "İkimiz de oruçluyduk" diyerek kendine de pay çıkardın. Bu fotoğrafın hesabını soranları ise "Oruç avcılığı" yapmakla suçladın. Usta gazeteciye yakışır şekilde (!) aramızda geçen telefon görüşmesini köşende yarım sayfa yazdın. Biz senden aldığımız görüşü noktası, virgülüne yayınlarken; sen "TAKVİM söylenenleri çarpıtıyor" deyip tüm diyalogu çarpıttın. Tüm bunların üzerinden 24 sat geçmişti ki, patronunun yatında sigara tüttürürken ortaya çıktın.Bak Ahmetcim. Yine yazıyoruz, belki anlamazsın diye. Bizim senin orucunla işimiz yok. Aydın Doğan, Mehmet Yılmaz ve Sedat Ergin'in oruç ve inançlarıyla da... İstediğiniz gibi tekne turu yapar; viskiydi, şaraptı, çaydı, sigaraydı istediğinizi içersiniz... Ama ortada iki gün önce, koalisyona vereceği yanıtla Türkiye'nin son dönemine damga vurabilecek bir isme 'oruç operasyonu' çeken ekip -üstelik aralarında oruçlu olduğunu iddia eden biri de var- Ramazan günü alem pozu veriyordu. Takdir-i İlahi işte... Yani mesele Ramazan günü oruç yemen değil Ahmetcim. Hatta eminiz ki, mahallende oruçla tanışma şansı bulamamış birçok kişinin oruç tutmasına bile vesile olmuşsundur. Ama mesele bu da değil. Mesele senin ikiyüzlü olman, ikiyüzlülüğünün kanıtlanması ve senin bu gerçeği çarpıtabilmek için çılgınlar gibi bize saldırmaya çalışman... Bu arada bize 'oruç avcısı, din polisi' sıfatlarını kullanıp, "Bana orucun hesabını sen mi soracaksın" dedikten iki satır sonra "Bunların dinle, diyanetle, oruçla falan bir alakası yok" diye yazmışsın. Yine takdir-i İlahi işte... İkiyüzlülüğünü kendi satırlarına bile taşımışsın. Ama Ahmetcim, sizin oralarda olmayabilir ama bizim gazetede oruç tutana da tutmayana da saygı gösterirler. Burada oruçla işi olan da var olmayan da... Hepimiz kardeşçe, huzurla geçirdik Ramazan'ı çok şükür. 

AHLAKSIZLIK YAPARSAN SOBELERİZ 
Yani Ahmetcim tekrar edelim. Çünkü anlamakta zorlanıyorsun. Bizim senin orucunla bir alıp veremediğimiz yok. 
Ama sen mensubu bulunduğun medya grubunun eski bir geleneği üzerine yine "Şeriat geliyor, irtica hortladı. Katar'a dönüyoruz, Arabistan oluyoruz"çığlıkları da atmayı unutmamışsın. Bu arada yeni İran'a biat edip, ABD ile yapılan anlaşmayı alkışlayıp, şeriat benzetmelerinde artıkİran yerine Katar'ı kullanman da gözden kaçmadı... Biraz zor anladığın için son kez tekrar edelim... Bizim senin orucunla bir alıp veremediğimiz yok Ahmetcim. İster yalnızken tutarsın, ister patronla buluşunca bozarsın. İmam hatiplisin, bilirsin zaten, isteyerek bozarsan 61 gün kefareti de göze alırsın. Bizi zerre ilgilendirmez. Ama kendi ahlaksızlığını bırakıp ahlak polisliği yaparsan Ahmet, kusura bakma biz de seni sobeleriz! 

TAKVİM'İN MUHABİRİ OLDUN!


Twitter, Instagram gibi sosyal medya hesaplarını çok etkin şekilde kullanan Hürriyet'in yazarı Ahmet Hakan, sosyal medya haberciliğini ise yeni fark etti. Gezi Olayları sırasında sosyal medyada söylenen her yalanı gerçekliğini soruşturmadan manşetlere taşıyan Hürriyet'in yazarları tüm bu haber katliamına ses çıkarmamıştı. Ama Ahmet Hakan konu kendisinin sosyal medyaya düşmüş ve tamamen gerçek resmine gelince, fotoğrafı çektiğini iddia eden kişinin TAKVİM'e muhabirlik yaptığını söyledi. Ahmet Hakan'ın selfie çekerek paylaştığı tekne sefası fotoğrafını yayınlayınca ise sanırım yeni muhabirimiz Ahmet Hakan olacak... 

O BAŞLIĞA TEPKİ YAĞDI


Ahmet Hakan'ın dün yazısında attığı başlık büyük tepki topladı. Başlığı terbiyesizce ve hakaretvari bulanlar, Ahmet Hakan'a tepki yağdırdı. Hürriyet'in yazarı bir kez daha TAKVİM'i yazınca Twitter'dan günün en çok konuşulanları arasına girdi. İşte o yorumlar: 
http://www.sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg Bir müptezelin hezeyanları... 
http://www.sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg Ahmet Hakan ağza alınmayacak sözler etmeye başladı! 
http://www.sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg Oruç tutup tutmak sizi ilgilendirir. Ancak her gün okuduğumuz izlediğimiz birinin aslında nasıl biri olduğunu bilmek bizim için önemliydi. 
http://www.sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg Sakin ol Ahmet! Topu topu patrona yalakalık olsun diye Ramazan'da kafa çektin ve deşifre oldun. 
http://www.sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg Sıkıntı yapma... Dominik başsavcısını göreve çağırdık...Malum bünyede kalan başka kimse yok... 
http://www.sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg Dert etme orucun kazası var. Ama patronu görünce bozduysan 61 gün!!! 
http://www.sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg Takvim ve Star Ahmet Hakan'ın sinirlerini iyice bozdu. Gerzek, sahtekar, şerefsiz, alçak gibi kelimeler geçirmeden yazamaz oldu. Projeksiyon. 
http://www.sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg Bugün bayram Ahmet. Patronun yatında istediğin gibi içip yiyebilirsin. 
http://www.sabah.com.tr/c/i/bullet.jpg Atma Ahmet din kardeşiyiz!